​ "Baba... Hadi, Eylem Bayramına gitmiyor muyuz ?..." / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '13

 
Kategori
Siyaset
 

"Baba... Hadi, Eylem Bayramına gitmiyor muyuz ?..."

"Baba... Hadi, Eylem Bayramına gitmiyor muyuz ?..."
 

Taksim Gezi Parkı eylemleri ve sonrası için...
 
Kaçıncı gününe girdik, onun hesabını yapmayacağım.
 
Ne istediğimizi, neyi amaçladığımızı da yazmayacağım.
 
Başbakanın çarpıttığı konulara da hiç girmeyeceğim.
 
"Bekleyen" kalabalıktan "Duran adam"a nasıl geçildiğinden filan da söz etmeyeceğim.
 
Çünkü artık bunları hemen herkes biliyor. Herkes kendine göre bir sonuç çıkarıyor. Kimimiz "Özgürlüklerimiz için" derken bir başkası başbakanın bilmem neresin nesi olduğundan söz edebiliyor.
 
Artık bunların hepsi kabak tadı verdi...
 
Elbette kabak da "Cennetten çıkma taam" olduğu için tatmaya, yemeye devam edeceğiz, o da başka konu.
 
Ben bugün size Türk Milletinin "Asil" ve "Zeki" olduğunu anlatmak istiyorum kısaca.
 
Aslında "Taksim Gezi Parkı" hareketi, basit bir hareketti. Hareketin amacı "Bizi dinle" diyordu iktidara. Lakin iktidarın başı, dinleme değil de dikte ettirme makamı olduğu için, parktakilere de dikte ettirme çabasına girişti.
 
Adeta "Ben padişahım, ben ne irade buyurursam, o olur" havasına girdi, sandı ki Yeniçeri Ocağında isyan bastıracak, polisini milletin üzerine sürdü.
 
Polisi, bu davranışından dolayı kınıyor muyum?
 
Bu konuda endişelerim var. Çünkü o polis, akşam evine gittiğinde, daha doğrusu o günden bu yana gidebildiyse, evinde gördüğü kişi veya kişilerin , gündüz meydanlarda gördüğü kişi veya kişilerden başkası olmadığını fark etmiş veya gidebilseydi evine, fark edecekti...
 
Polisin rahat olmadığını, davranışlarından anlamak mümkün. Örneğin "Amir" rütbesindeki bir polisin "Biber gazı sıkıyor diyorsunuz... Sıkmayayım da ne yapayım, o..rayım mı" dediğine dikkat ediniz...
 
İzmir'de Kordon'da kızın saçından tutan polisin sorgusunda "Bu ben miyim? 20 saattir nöbetteyim, o dakika ne yaptığımı hatırlamıyorum bile, üzgünüm, özür dilerim" dediğine bakın...
 
Polisin, toplumsal olaylarda en son kullanacağı şey, belindeki tabancasıdır. Ankara'daki polisin tabancasını çıkarıp da havaya sıkıyorum diye toplumun üzerine mermileri nasıl boşalttığına dikkat edin.
 
Bunların hiç biri "Normal insan hareketleri" değildir. Dahası, İstanbul'daki toplumsal hareketleri bahane ederek doğu hizmetine tayini çıkan ile doğudan batıya tayini çıkan polislerin tayinlerini durdururken, onların psikolojisini de düşündün mü?
 
Sosyolojiden, psikolojiden ve toplumsal olayları irdelemekten çok iyi anlayan başbakanın, nasıl oluyor da bunları göremiyor, düşündürücüdür.
 
Bunların da hepsini bir tarafa geçiyorum.
 
Bütün bunların içinde başbakanın topluma hakaretler yağdırması ve bir şeyi görmezden gelmesi çok acı...
 
Taksim Gezi hareketi başladığından bu yana başbakan, yapılan ve sosyal medya aracılığı ile yurdun her bir yerine dağılan ince zeka dolu söylemleri toplu halde izlese. Mesela uyarlama şarkıları ve türküleri dinlese...
 
Yemin ederim bütün sorunu çözecektir...
 
Akşam, babası eve geldiğinde "Hadi baba..." diyen ve bayrağını da eline alarak öne çıkan Niyazi'nin söylemine de kulak verse...
 
Ne diyor biliyor musunuz?
 
"Baba... Hadi, eylem bayramına gitmiyor muyuz?..."
 
Eylemi bile "Bayram" haline getiren, en küçüğü kan kırmızı bu toplumunun önünde durabilmek mümkün mü? 
 
Bir de Atatürk'ü duyabilse... "Türk Milleti zekidir... Türk Milleti çalışkandır..." zeka ve çalışkanlığının önünde duramazsınız. Tabi iaşe kolisi ile tembelliğe alıştırdıklarınız hariç...
 
Başbakan, "Direnmek" yerine "Dinlemek" eylemine önem verseydi, şimdiye kadar çok şey değişirdi bu ülkede.
 
Son söz...
 
Hadi bizi bitirdin başbakan, arkadan gelen nesil n'olacak? Onlara da tahakküm edebilecek misin?
 
20 HAZİRAN 2013
İBRAHİM PEKBAY
 
Toplam blog
: 1104
: 918
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..