- Kategori
- Siyaset
"Başbakan milletin adamı değil"

“TATİLE GİDENLER OY KULLANSAYDI, AKP %60 ALIRDI”
"BAŞBAKAN DAVUTOĞLU'NA SESLENİYORUM"
Bu sözler, 24 yıllık bir siyasi hareket olan Şahlanış Hareketi’nin Genel Başkanı Murat Altun’a ait. Oldukça genç bir yaşta siyasi hayatın içine girerek, bu alanda yıllardır kendisini yetiştiren ve oluşumunu Türkiye çapında teşkilatlanma çalışmaları içinde olan Murat Altun, röportajımızda Avrupa Birliği kapsamında uygulanmakta olan Gümrük Birliği Anlaşması’nın Türkiye’yi çok ciddi bir zarara soktuğunu ifade ederken, Türk dış politikasını da eleştirdi. A.B.’nin Türkiye’nin Kemalist ve üniter yapısını zedelemek için kullanılan bir araç olduğunu savunan Genel Başkan Altun, Türkiye’nin Arap İslam âleminde liderlik iddiasıyla ortaya çıkarak, liderlik rolünü Mısır’dan çalmaya çalıştığını iddia etti. Muhalefeti “ çapsız” olarak eleştiren genç lider, Türkiye’yi yönetenlerin yanlış çıkışlarının Suriye’de, Irak’ta daha fazla kan akmasına sebebiyet verdiği eleştirisinde de bulundu.
Savunulanın aksine, İsrail’in Mavi Marmara Olayı dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden özür dilemediğine vurgu yapan Şahlanış Hareketi Lideri, iktidar kanadından ortada bir özür bulunduğuna yönelik açıklamalara ilişkin olarak ise, vatandaşlara, “ bu bir yalandır” şeklinde seslendi. “ Özür belgesi varsa bunu ortaya koysunlar” çıkışında bulunan 24 yıllık siyasi hareketin lideri, bunun aksi ispatlandığı takdirde, AKP’de ücretsiz çaycılık yapacağını da ilân etti.
NE SAĞ, NE SOL! ANA GÖVDE
Şahlanış Hareketi olarak kendilerini ağacın sağ ya da sol tarafı değil, ana gövdesi şeklinde tanımlayan ve 2015 Genel Seçimlerinde adı şüphesiz ülke genelinde daha fazla dillenecek olan Şahlanış Hareketi’nin Genel Başkanı Murat Altun ile, Üsküdar’daki evinde bir araya geldik. Hareket’in Genel Koordinatör’ü avukat Salih Altun da söyleşimize bilgilendirmeleriyle renk kattı.
Murat Altun’a, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasının Türkiye’si, muhalefet partilerinin durumu, ‘ yeni Türkiye’ ve ‘resterasyon’ söylemleri, şu sıralar fetret devrindeymiş gibi görünen Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinin geleceği, iktidarın “sıfır sorunlu” olarak adlandırdığı dış politikası, son Köşk resepsiyonu, ülkenin toprak bütünlüğü noktasındaki endişeler gibi çeşitli alt başlıklar dahilinde bir sohbet gerçekleştirdik.
Arzu Başlantı: Murat Bey, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Söyleşimizin başında, bize öncelikle Şahlanış Hareketi hakkında bilgi verir misiniz?
ŞU ANDA PARTİLER ÜSTÜYÜZ
Murat Altun:Öncelikle ikamet ettiğimiz konutumuza hoş geldiniz! Ben, ailem ve arkadaşlarım sizin ile birlikte olmaktan son derece mutluluk duymaktayız. Biz, 24 yıllık bir hareket özelliği taşıyan Şahlanış Hareketi olarak şu anda Türkiye’de kendi sahasında rakipsiz ve tekiz ve dünyada da bu hareketimizin bir benzeri yok. Partileşme sürecimizi 2011’de başlattık ancak nihayetlenmedi. Türkiye’deki bütün siyasi, dini, sosyolojik kanaat önderleri ile istisnasız görüştük ve görüşüyoruz. Şu anda ben parti kurmayı 24 yıllık siyasi mücadelemize hakaret olarak görüyorum. Türkiye’de 80 küsur tane siyasi parti kuruldu… Hayırlı uğurlu olsun ama bunların etkinlikleri var mıdır? Yoktur. Türkiye’de 40 yıllık siyasi yapıların bile bin’de dilimlere mahkûm olduğu bir siyasi yapılanmada Şahlanış Hareketi isterse yarın, isteseydi 2011’den önce partiyi kurardı. Ancak bir şeyin değerli olması için o şeye talep olması icap eder… Biz şu anda partiler üstüyüz. Bu partiyi kurmaya mecbur ve mahkûmuz ama şu fırtınalı dönemde değil. Önce herkes boyunun ölçüsünü alsın.
2015 GENEL SEÇİMLERİNDE OLACAĞIZ
Murat Altun:Şahlanış Hareketi, inşallah 2015 seçimlerinde bir şekilde olmak zorunda. Bununla ilgili çalışmalarımız var. Seçime girmeye hak kazanmış bir siyasi partiyi değiştirip dönüştürebilir miyiz, bunun çalışması içerisindeyiz... Şu anda 17 ilde teşkilat olarak fiilen varız, buna talep de var. Doğu ve Güney Doğu illerimizde de var… Biz, bütün Anadolu’yu saran bir sevgi seli içerisindeyiz. 2015 Genel Seçimleri ile ilgili olarak önümüzde 3 alternatifimiz var: Birincisi, 2015 seçiminde seçime girmeye hak kazanacak, baraj problemi olmayan bir partiyle, ikincisi, baraj problemini bir araya gelerek oluşturacağı güç birliği ile aşabilecek bir yapı içerisinde olmak suretiyle veya Şahlanış Hareketi’ni 2015 seçimine müstakil olarak sokabilecek, seçime girmeye hak kazanmış bir siyasi partiyi olağanüstü Kurultay veya kongre ile Şahlanış Hareketi’ne dönüştürmek suretiyle. Bu dönüşümün nasıl olabileceği notasında gerekli çalışmalarım arkadaşlarım tarafından yapılıyor. 3. alternatifimiz ise şu; Şahlanış Hareketi’ni müstakilen 41 ilde teşkilatlanmış, seçime girmeye hak kazanmış bir yapıya dönüştürebilmek. Bunun da çalışması içerisindeyiz.
Arzu Başlantı: Şahlanış Hareketi’ni diğer siyasi partilerden, siyasi yapılanmalardan farklı kılan hususlar neler? Şahlanış Hareketi, vatandaşlar için neden bir siyasi alternatif oluştursun?
Son Cumhurbaşkanlığı seçiminden 1 ay önce hem görsel, hem yazılı basında– ki, buna ait video kayıtları da var- hem de sandıklar açılmadan önce yapmış olduğum bir söyleşiyle, ‘ sandıklar açıldığında sayın Başbakan (Erdoğan’ın) ilk turda alacağını, yüzde 52 ile 55 arasında bir oy ile ilk turda seçileceğini, hatta sayın İhsanoğlu’nun yüzde 37- 38 arasında bir oy alacağını söylemiştim ve yanılmadım. Sayın Selahattin Demirtaş’ın yüzde 7 ile 10 arasında oy alacağını da ifade etmiştim. Biz müneccim değiliz, bu açıkça gözüküyordu. Kimse şu avuntunun arkasına sığınmasın; ‘ efendim yüzde 26 sandığa gitmedi, bunlar şezlongçu, tatile gittiler.’ Hayır! Bu insanların çoğu yaylaya, köye giden AKP’nin tabanıydı. Eğer seçime katılım yüzde 85 oranında olsaydı, bu çapsız muhalefet sandıkta neyle karşılaşırdı biliyor musunuz? Yüzde 58, yüzde 60 ile! Yani Başbakan lehine bir oy oranıyla. Bunlar okumayı bilmiyorlar, yazmayı bilmiyorlar, analiz etmeyi bilmiyorlar…
Arzu Başlantı: Size göre Türkiye nereye doğru gidiyor? Muhalefet partilerinde özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında yaşanan gelişmeler konusunda ne düşünüyorsunuz? Gerek CHP, gerekse MHP’de çeşitli iç huzursuzluklar var. Kendisini ne sağ, ne sol ama gövde şeklinde tanımlayan Şahlanış Hareketi bu noktada bir alternatif mi?
ŞAHLANIŞ HAREKETİ, SİYAH VE BEYAZIN DIŞINDAKİ TONLADIR
Murat Altun: Çok güzel bir soru sordunuz. Bu sorunun öncesinde ‘ vatandaş sizi yani Şahlanış Hareketi’ni niye tercih etsin?’ şeklinde başka bir sorunuz daha vardı. Şahlanış Hareketi, kendisini ulusalcı, milliyetçi, muhafazakâr, sosyal demokrat gibi yıpranmış kavramlar ile tanımlamaz. Demokratlık, sosyal demokratlık, liberal demokratlık, milliyetçilik, ulusalcılık, muhafazakârlık ve benzeri kavramların içi boşaltıldı ve yıpratıldı. Biz vatandaşımızın yeni yeni duymaya başladığı ‘ dayanışmacı toplumcu’ fikrimizi çare olarak görüyoruz. Dayanışma ve toplumculuk, ülkede yaşayan insanların insan olmaktan kaynaklanan bütün hak ve hürriyetlerinin güvencesidir. Dayanışmacı toplumculuk, ülkedeki insanımız birbirine yabancı olmasın diye müşterek iletişim ve anlaşma ilminin lâyıkıyla ve hakkıyla herkese öğretilmesinin teminatıdır ve bunu kendisine vazife edinirken, anasından doğduğunda evde konuşulan dil de yaşasın diye ana dile ve ana kültüre de destek olan bir anlayıştır. Yani, bir sentezdir. Diğerleri siyah ya da beyaz diyor. Biz diyoruz ki, siyah ya da beyaz değil, bu ikisinin dışına tonlar da vardır. Şahlanış Hareketi siyah ve beyazın dışındaki tonlardır.
GİDİŞAT KARANLIK VE SIKINTILI
Murat Altun: Türkiye şu an çok yüksek bir tansiyon ile, ağır bir hastalık arefesinde. Bunun belirtileri gözüktü. Fakat Türkiye’nin beyin ölümü gerçekleştirdiği takdirde Türkiye’nin hayatını ve organlarını kullanmak isteyen fırsat düşkünleri, komşu ülkeler ve egemen güçler var. Çok derine inmeyeceğim. Biz ümitsiz değiliz. Durumun son derece kritik, gidişatın karanlık ve sıkıntılı olduğunu görüyoruz. Geçmişte bu millet nasıl ortak iradeyle milli silkinişini ve uyanışını gerçekleştirmiş ve bağımsızlığını elde etmiş ise, o aşamalara gelinirse, yine aynı yöntemler ile kurtuluşa ulaşacaktır fakat bedeli ağır olacaktır. Şu an için her şey bitmiş değildir. İktidar partisini de tamamen satılmış, kuşatılmış, düşman gibi gören zihniyete de karşıyım. İktidar partisi bir çıkarlar ittifakıdır. İktidar partisinin içinde eskinin ağırlıklı merkez sağ dediğimiz Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi’nin siyasi ileri gelenleri, bakanları, milletvekilleri, bürokratları var. Bunlar orada yönetim erkine dahil olacaklarını gördükleri için oradalar. Yönetim erkine orada dahil olabileceklerinin haricinde başka bir yer bulsalardı, oraya geçerlerdi. İktidar partisine oy verenleri, iktidar partisini tamamen hain olarak yansıtmak, iktidar partisine verilen desteği arttırmaktan başka bir işe yaramaz.
SAĞ YA DA SOL DEĞİL, ANA GÖVDEYİZ
Murat Altun:Şahlanış Hareketi’nin yolu Sultan Alparslan’ın, Osman Gazi’nin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kutlu yoludur… İnsan odaklı bir siyasi hareketiz. İnsanları fikirlerine, kanaatlerine göre ayırmayız. İçinden geçmekte olduğumuz şu günlerde Şahlanış Hareketi’nin önemi, değeri maalesef anlaşılmadığı için bu sıkıntılar yaşanıyor. Biz geride bıraktığımız çeyrek asırda ‘ biz merkezin ta kendisiyiz’ diyorduk. Biz bunu daha kimse söylemeden söylemiştik. O zaman şimdi biz daha farklı bir şey söyleyelim: Biz ana gövdeyiz. Ağacın sağ veya solu değiliz, ana gövdeyiz. Bütün fikriyatlar yani sağcılar, solcular, demokratların hepsi bizim mensubu olduğumuz bu gövden çıkıyor.
AK PARTİ’NİN TABANI DA BENİM TABANIMDIR
Murat Altun:AK Parti’nin tabanı, tamamiyle Şahlanış Hareketi’nin tabanıdır. Ben bu yüzde 52’yi red etmiyorum. Bunlar benim komşumdur. Bunlar benim annemdir, kız kardeşimdir, bacanağımdır. Bunlar da bu ülkenin insanlarıdır. Fakat CHP’yi, MHP’yi ve diğer partileri beğenmiyorum diye, zamanında o partilerin içerisinde olan insanları dışlamanın da âlemi yoktur. Biz Türkiye’de yüzde 80’e hitap eden bir siyasi yapıyız. Ne derece başarılı olacağımızın ölçütü, bir gün partileşmeyi bitirip seçime girdiğimizde ya da Meclis’e temsilci gönderdiğimizde orada sergileyeceğimiz performans ile ortaya çıkacaktır.
TAYYİP ERDOĞAN ‘ MİLLETİN ADAMI’ DEĞİL
Murat Altun:Biz bir yerlerin adamı değiliz; halkın, milletin adamıyız. Halkın ve ‘ milletin adamı’ gerçi bugün bir slogan olmuş ama halkın ve milletin adamı olmak için orta halli, dar ve fakir bir aileden doğmak yetmiyor. Halkın adamı olmak için bu halkın ezici çoğunluğunun değerleriyle yaşamak gerekiyor. Ben bu milletin ezici çoğunluğunun eğerleriyle doğdum, büyüdüm.
Arzu Başlantı: Yani, size göre Tayyip Erdoğan ‘ milletin adamı’ değil mi?
Değil. ‘ başörtülü bacım’ (diyor.) O zaman başörtüsüz olan bacım değil anlamı çıkar.
Arzu Başlantı: Cumhurbaşkanlığı seçimleri demişken, Cumhurbaşkanı adayı olan Demirtaş, ileride Türkiye’nin Obaması olabilir mi sizce?
SİYASETEN BU SEÇİMİN EN BARILISI DEMİRTAŞ’TIR
Murat Altun:Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanlığı seçiminde üstün başarı sergilemiştir. Sergilediği başarı, kullanmış olduğu yapıcı üslup ile alâkalıdır. Gençliği ile, dinamizmi ile ve kullanmış olduğu barıştıran dil ile yüzde 10 civarında oy aldı. Ben de yüzde 7 ile yüzde 10 arasında bir oy alacağını açıkça tahmin etmiştim. Siyaseten bu seçimin en başarılısı sayın Demirtaş. Fakat sayın Demirtaş, mensubu olduğu misyon ve kendisinin bağlı olduğu üst otorite dolayısıyla bir Obama olamaz. O eksende sayın Demirtaş’ın söylemleri filizlenir ama maalesef yeşerip boy vererek, dal budak salamaz. Fakat ben, kendisinin yaptığı propagandayı olumlu buldum.
Arzu Başlantı: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yapılan balkon konuşması hakkındaki yorumunuz nedir?
HAYRÜNNİSA HANIM’IN SARF ETTİĞİ SÖZLER YENİLİR, YUTULUR SÖZLER DEĞİL
Murat Altun:Türkiye’de her ne kadar kazanılan seçim sonuçlarının yani zaferin verdiği yüksek moralite ile balkon konuşmaları yapılsa da, bu balkon konuşmalarında ortaya kona iradeye sahip çıkılmadığını görmekteyiz. Köşk resepsiyonunda 11. Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrünnisa Hanımefendi’nin sarf ettiği sözler yenilir, yutulur sözler değildir. Bu sözlerin muhatabı biz değiliz. Bu sözlerin muhatabı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üst yönetimi, hükümet mensupları ve hükümetin etrafındaki gazeteciler, işadamlarıdır.
BİR ZAMANLAR 3.KÖPRÜ’YÜ ELEŞTİRENLER…
Murat Altun:Japonya Gezisi sonrasında zamanın Başbakanı sayın Tansu Çiller, ‘İstanbul’a 3. Köprü yapmamız gerekiyor’ şeklindeki sözü üzerine, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, şimdiki Cumhurbaşkanı, eski Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, ‘ İstanbul’a 3. Köprü cinayet olur zira su yollarının orman havzalarının üzerinden geçiyor, bu bir katliam olur’ demişti! Bugün 3. Köprü’nün mimarı olmakla övünüyor. O gün sayın Çiller’in ortaya attığı 3. Köprü, neler değişti de bu aşamaya geldi?
Arzu Başlantı: Peki, halk bunu fark etmiyor mu sizce?
HALKIMIZ TERCİHİNİ BEDAVA NOHUTA, BULGURA GÖRE YAPMIYOR
Murat Altun:Görüyor. Bizim halkımız çok idrak seviyesi yüksektir; karşısındaki alternatifler ile muhatabını değerlendirir. Anamuhalafet partisi ve diğer parti liderlerine karşı sayın Recep Tayyip Erdoğan ve ekibini tercih ediyor. Tercihlerinde kriterleri var. O tercih torba kömür, nohut, bulgur, bedava erzak tercihi değil, başka bir tercih.
Arzu Başlantı: Ülkenin topraksal anlamda bölünme tehlikesi endişeleri hususunda ne diyeceksiniz?
TÜRKİYE’DE BÖLÜNME ZATEN OLMUŞTUR
Murat Altun:Toprak illâ sınır çizilerek bölünmez. Siz Silahlı Kuvvetler ile Türkiye’nin birliğini, dirliğini savunmak ile mükellef olan Silahlı Kuvvetler ile mücadele esnasında hayatını kaybeden bir teröristin cenazesini Belediye araçlarıyla getirip Belediye’nin şehitlik adı ve tabelası koyduğu ve üzerinde örgütün bayrağının aslı bulunduğu bir mezarlığa tören ile defnederseniz, kaidesiyle beraber 8 metrelik bir heykeli dikerseniz, bunun sonradan yıkılması beni ilgilendirmiyor. O bölünme zaten olmuştur. Siz dün, ‘ Barzani kimdir, ben Barzani ile ne görüşeceğim? Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılıyız, bizim muhatabımız resmi Irak hükümetidir, sayın Maliki’dir’ deyip daha sonra Şivan Perver ve Barzani ile ve üstelik bunlar peşmerge kıyafeti ile ortaya çıkıp ‘ ağlama ağlama’ diye türküsü sözlerini, - ki bu şiirin 3. kıtasını lütfen okuyun- göz yaşları ile dinlerseniz, zaten o bölünme olmuştur.
DEMOKRATİK AÇILIMIN İÇİ BOŞTUR
Murat Altun:Demokratik açılıma gelince; ‘Demokratik Açılım’ın içi boştur, sonucunun nere gideceği belli değildir. Bir de ortada bir hak var ise, bu hakkın taksit taksit verilmesinden yana değilim. Eğer ortada bir demokratik, bir kültürel hal var ise, bu herkes için olacaktır. Bu hak sadece Kürlere değil, Süryanilere, Ermenilere, Keldanilere, Kıptilere, Alevilere, Caferilere, Nakşilere, Kadirîlere, Nurculara, Ataistlere, Agnostiklere de verilmeli.
Arzu Başlantı: ‘ Yeni Türkiye’ söylemi ile ilgili olarak yorumlarınız nelerdir?
TÜRK KELİMESİNDEN MİDELERİ BULANIYOR
Murat Altun:Türkiye’de birileri ‘Türk’ kelimesini duyunca midesine kramp giriyor, midesi bulanıyor. Türkiye’de birileri ‘ Türkiyelilik’ diye bir kavram ortaya çıkarmıştır. Diğerleri de, Türkiye’yi milletlere bölüyor, yetmiyor halklara bölüyor. Bizim resmi bakış açımız şu: Biz, Türk milletini bir etnik unsura bağlamıyoruz. Kadim dönemlerden bu yana birlikte yaşama iradesini gösterdiğimiz farklı etnik ve inanç kökenlerinden gelen insanlarla tarihi, geçmiş siyasi serüvenimizdeki genişlemenin daralmaya dönüştüğü evrede kaderini ana kitlede görüp Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan, Ortadoğu’dan Anadolu’ya dönüş yapanlarla, son dönemde bu memlekete dahil olan dost, akraba milletlerin oluşturduğu millete Türk Milleti adını veriyoruz biz. Bizim yaptığımız tarihte bir tek mezhep, tek inanç, tek soy yoktur. Bizim Türk milleti tabirimiz kapsayıcı ve kucaklayıcı bir tabirdir. Öbür türlü eksik kalacaktır. Sayın Başbakan’ın ‘ Türkler, Kürtler, Zazalar, Gürcüler, Çerkezler’ diyor, kendisi 36 etnik unsurdan bahsediyor ama bu 36 etnik unsuru hiç saymadı, sayamadı. Dolayısıyla biz bu memlekette yaşama kararlılığını ve iradesini ortaya koymuş, bu ülkenin değerlerine saygılı ve ortak değerlerine katkıda bulunan herkesi Türk milletinin bir parçası olarak görüyoruz.
Arzu Başlantı: Yani, Türk tanımınız ırksal bir tanım değil?
‘ TÜRKİYELİLİK’ MUALLAKTA BİR KAVRAMDIR
Murat Altun:Bizim tanımımız, kabullenişe göre bir tanımdır. Bizim Türk milleti tabirimiz, diğer partilerdeki gibi farklı etnik aidiyetleri reddeden bir tanım değildir. Şahlanış Hareketi’nin tanımında bir insan hem Türk milletine mensup, hem Türk vatandaşı olup hem Kafkas kökenli, Balkan kökenli bir milletin de evladı olabilir. Sadece vatandaşlığa bağlamıyoruz. Şahlanış Hareketi, açıkça yeni Türkiye değil, ‘ yeni siyaset’ anlayışını benimsiyor. Yeni siyaset anlayışında yeni bir medeniyet algısını öngörüyoruz. Biz, bu algı üzerine inşa edilmiş yeni bir davranış kalıbı sergileyeceğiz. Türkiyelilik muallakta bir kavramdır…
KEMALİST VE ÜNİTER YAPIYI ZAYIFLATMAK İÇİN AB’Yİ KULLANIYORLAR
Arzu Başlantı: Murat Bey, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş yönünde başlamış olan tarihi bir serüveni var. Ancak son zamanlarda giriş müzakereleri anlamında Avrupa Birliği’nin adını çok fazla duymuyoruz. Öyle ki, iktidarın ve sayın Başbakan (yeni Cumhurbaşkanı) Recep Tayyip Erdoğan ve çevresindekilerin söylemlerine bakarsak, bir vazgeçiş havası dahi var. Siz, AB konusunda ayrıca uzman bir isim olarak, bu konuda ne düşünüyorsunuz. Türkiye AB ilişkileri ne yöne doğru gidiyor?
Murat Altun: Avrupa Birliği iktidar tarafından geçmişteki son 10 yıllık süreçte çokça kullanılmış, istismar edilmiş bir yapıdır. AB konusu ülkede samimi bir vaziyette bilinmiyor. Avrupa Birliği, Türkiye’deki kurulu (düzen) – onların tabiriyle statükoyla- yani ‘ eski Türkiye’ ile mücadelede bir araç olarak kullanıldı.
‘ Müesses nizam’ın yani eski kurulu düzenin Türkiye’si nasıldı? Tek dil, tek vatan, tek bayrak, milli ve manevi kalkınmasını kendi öz kaynakları ile yapan ama muasır medeniyet seviyesine erişme noktasında da dünyaya rakip bir ülke. Türkiye’deki özellikle ‘ modern Türk milleti’ kavramından rahatsız olan kesimler Avrupa Birliği’nin çok uluslu, çok kültürlü yapısını araç olarak kullanıp - açık konuşmak gerekir ise- Türkiye’deki Kemalist yapıyı zayıflatmak için Avrupa Birliği’ne bir enstrüman olarak sarıldılar.
AB, TAM BİR OYALAMA VE ALDATMACAYA DÖNÜŞTÜ
Murat Altun:Yani, üniter yapıyı hedef aldılar ve bu nedenle de Avrupa Birliği’ne sarıldılar. Dikkat ederseniz, Avrupa Birliği ile müzakere tarihi alındığında, henüz hava kararmadan Ankara’da sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı olayı havai fişekler ile kutladılar. Sonrası tam bir hayal kırıklığı. Avrupa Birliği tam bir oyalamaca ve aldatmacaya dönüşmüştür.
Arzu Başlantı: Sayın Altun, Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda sizin düşünceniz ne yönde peki? Sizce Türkiye bu birliğe girmeli mi, girmemeli mi?
GÜMRÜK BİRLİĞİ, TAM BİR İHANET VE REZALETTİR
Murat Altun:AB süreci milli onurumuzu kırmaktadır. Fransa ve İngiltere’nin başını çektiği blok, açıkça Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık önermektedir. İmtiyazlı ortaklık ve üye olmadan girmiş olduğumuz 1995- 1996 döneminde yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması tam bir ihanet ve rezalettir. Bunu açıkça söyleyeyim. Murat Karayalçın- Tansu Çiller ikilisinin imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması ile ülkemiz 1996’dan buyana yaklaşık 100 milyar dolar’a yakın tutarda, çok ciddi bir zarara uğratılmıştır.
BU YAPIDA TÜRKİYE’YE YER YOK
Murat Altun:A.B. fikri nereden ve nasıl ortaya çıkmıştır? AB’nin felsefi alt yapısı ta Haçlı Seferleri’ne gider, kültürel alt yapısı da Kıta Avrupa’sındaki Reform ve Rönesans’a gider. Siyasi alt yapısı ise 1. ve 2. Dünya savaşlarından yani kıta Avrupa’sındaki aşırı yıkımdan sonra savaş sanayisini beseleyen kömür ve çeliğin kullanımının kontrol altına alınması amacıyla ortaya çıkmış bir birliktir. Avrupa Kömür ve Çelik Birliği olarak ortaya çıkmıştır… Bu yapıda Türkiye’ye yer yoktur.
Arzu Başlantı: Sizce, A.B’de Türkiye’ye hiçbir zaman yer olmayacak mıdır?
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NDEN ÇIKILMALIDIR
Murat Altun:A.B.’de Türkiye’ye yer yoktur, olmamıştır. Buna gerek de yoktur. Biz çoğu Balkan ülkelerinden daha önce Avrupalıydık. Biz 1351’den bu yana Avrupa’nın içerisindeyiz zaten. Bakıyoruz eski Doğu Bloku ülkelerinden, eski sosyalist ülkelerden Avrupa Birliği’ne giren memleketler var. Biz, yarım asırı gride bıraktık. Yani 50 yılı aşkın bir süredir kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği, bizim için çok büyük bir onur ve vakit kaybıdır. Buna bir son vermek gerekmektedir. Yapılabiliyor ise, 1996 yılında üye olmadan girdiğimiz ve ticari anlamda kendimizi sınırlandırdığımız Gümrük Birliği’nden çıkılmalı ve benim hesaplarıma göre 100 milyar dolar’a yaklaşan zararımız tazmin edilmeli, Avrupa ile vizesiz serbest dolaşım, kültürel, siyasi ve ekonomik işbirliği yapılarak onların tabiri ile ‘ imtiyazlı ortaklık’ değil ama seviyeli komşuluk ilişkisi kurulmalıdır. Yani, onların bizim ülkemize girdiği gibi, biz de T.C. kimlik kartlarımız ile oradaki ülkelere girebilmeliyiz. Yine, ‘ karşılıklılık ilkesi’ dolayısıyla vize rejimi yeniden düzenlenmelidir…
“ AÇTIRMA KUTUYU, SÖYLETME KÖTÜYÜ”
Murat Altun:Bizim yüksek medeniyet seviyesine ulaşmak için Avrupa Birliği’ne ihtiyacımız yoktur. Şimdi Türkçe’mizde çok güzel bir laf var; ‘ açtırma kutuyu, söyletme kötüyü’ şeklinde. Eğer kutuyu açtırırlarsa, daha İlkçağ’a, Ortaçağ’a gitmeden Avrupa’nın yüzünü çok kara çıkartacak, o kadar yakın devirde olaylar vardır ki! Kuzey Afrika’da cereyan eden olayları konuşuruz, kıta Avrupa’sındaki o şanlı medeniyetler seslerini çıkartamazlar! Bunun haricinde, hemen güneyimizde Hicaz’da, Suriye’de yaşanan olayları söyleriz, Büyük Britanya ağzını açamaz, Fransa sokağa çıkamaz, Almanya gıkını çıkartamaz. Kimler neyi, ne şekilde bize dayatıyorlar?
Arzu Başlantı: Murat Bey, Avrupa Birliği ülkeleri ile gümrük birliği anlaşması olmaksızın serbest dolaşım hakkından söz ettiniz. Ancak, AB’yi zaten korkutan durumlardan biri de, Türkiye vatandaşlarının bu hakkı elde ederlerse, AB’ye hücum edeceği korkusu değil mi? Yani, gümrük birliği olmaksızın böyle bir hakkı neden sağlasınlar Türkiye’ye?
Murat Altun:Bizim 6,5 milyon Türkiye kökenli yurttaşımız kademeli olarak 1950’den bu yana, - ki, şu anda 4 . nesile ulaşıyoruz- Avrupa’nın ta göbeğinde, üretimin, sanayinin içerisinde istihdam yaratıyor. Siz zannediyor musunuz ki, sınırlar açılsa 76 milyonluk Türkiye’den oraya milyonlarca bir gidiş olacak? Olmaz zaten çünkü bir talep vardır, bir de ( bu talebe) bir sınır vardır. Bizim nüfusuz bir bahanedir. Bu, saçma bir bahanedir. Bir insanın istenmediği bir yerde ısrarla olması… Zili çalıyorsunuz, açmıyorlar ama içeriden sesler geliyor. Bu onur kırıcı bir şeydir.
Arzu Başlantı: AKP iktidarının AB ile ilişkilerini nasıl buluyorsunuz? Biraz önce, ‘üniter yapı’ konusundan bahsettik. Hükümet, bu bağlamda Avrupa Birliği’ni kullandı mı yani?
Murat Altun:Sadece kurulu yapının değerleriyle değil, aynı üniter yapıyla kavgası olanların da kullandığı bir enstrümandır Avrupa Birliği.
Arzu Başlantı: A.B. bu noktada bir enstrüman olarak nasıl kullanılıyor? A.B’nin müktesebatı dediğimiz yasalar buna elverişli bir ortam mı sağlıyor?
Murat Altun:Avrupa Birliği müktesebatı dediğimiz A.B.’nin Anayasası diyebileceğimiz metinlerde ‘ supranasyonal’ yani milliyetler üstü (ilkeler mevcuttur.) Türkiye üniter bir devlettir. AB’ye girdiğimiz zaman biz üniter, milli bir devlet olmaktan çıkacağız. Türkiye’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bağlayıcıdır, çok da mahkûmiyetler aldık. Çeşitli çevreler bunları (kullanıyor.)
Arzu Başlantı: Siz, ‘üniter tehlikeler’ deyince, doğrusu ben bunu Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve “ Kürt” sorununa ilişkin konular olarak algılamıştım! Komplo teorisi gibi oluyor belki ama?
Murat Altun:Bizim kendi içimizde kadim dönemlerden bu yana yaşayan insanlara, ana kitleden farklı inanca sahip insanlara, ana kitleden farklı etnik özelliklere sahip insanlara yani bir diğer tabir ile etnik ve dini azınlık şeklinde tarif edilecek insanlara hak ve hukuklarını vermek için A.B’ne üye olmamıza, A.B kriterlerine ihtiyacımız yok. Selçuklu döneminde bunu yaşamışız, Cumhuriyet döneminde bunu yaşamışız. Bakın Berç Keresteciyan, Soyadı Kanunu sonrasında, Behiç Türker, T.C. devleti Hazinesinden sorumlu insandı, Ermeni kökenlidir. Diğer bir taraftan unutulmamalıdır ki, Türk Dil Kurumu’nun efsanevi Başkanı Agop Martayan, Dilaçar soyadıyla Türk diline hizmet etmiştir. Başka bir yandan, merhum Barış Manço’nun bize sevdirdiği ‘ Gamzedeyim Deva Bulmam’ adlı eseri bize kazandıran Tatyos Efendi’dir. Son dönem mimarimizde övünç kaynağı olan tüm yapılar Balyan ailesinin eseridir, bir Ermeni ailesidir. Musevi kökenli de sayısız sayarım. Yine devlet idaresinde sayısız Kürt ve Çerkes vatandaşımızı sayarım. Yine eskiden Kıpti dediğimiz Çingene, Roman kardeşlerimiz var. Dolayısıyla bizim Avrupa Birliği’ne, şuna buna ihtiyacımız yok. Biz o konuda olgunluğumuzu ispatlamışız. Marko Paşa’yı bile dert anlatacağımız makama getirmişsiz.
BİZ BU SİTEDE SADECE HİZMETÇİ OLACAĞIZ
Murat Altun: Avrupa Birliği bir sitedir. Bu sitenin müştemelatında bize hizmet etmemiz için bir konaklama ihtiyacı sağlayacaklar, biz bu siteye hizmetçi olacağız ama sitenin yönetiminde söz sahibi olmayacağız, sitenin mensubu olmayacağız, sitenin oyun alanlarında çocuklarımız oynamayacak, sitenin donatı alanlarını kullanamayacağız, fakat siteye bir şey getirilip götürüleceği zaman onu biz taşıyacağız, sitenin çöpünü biz atacağız, bu da yetmeyecek ortalığı daracık müştemilatta bizim ne pişireceğimize, ne pişirmeyeceğimize onlar karar verecek. ‘Aman sakın ha bahçenizde mangal yapmayın, sucuklu yumurta yemeyin, çok ocuk sahibi olmayın’ diyecek, her haltımıza karışacaklar. A.B.’nin bize öngördüğü sistem o.
Arzu Başlantı: Yani, konjonktürel koşullar değişse de, Türkiye’ye ilişkin bu düşünce tarzı değişmeyecek mi hiç sizce? Yani, sabit bir kabulleniş mi?
Murat Altun:Şahlanış Hareketi bir gün Türkiye’de siyasi parti olma sürecini tamamlar, seçimlerde de seçmenimizin desteğini alır, hükümet ortağı veya hükümet olursa, ilk yapacağı işlerden bir tanesi, A.B. başta olmak üzere, aleyhimize olan ve milli çıkar ve onurumuza aykırı bütün anlaşmaları yeniden gözden geçirerek, kademeli olarak bunlardan el çekmek olacaktır.
Arzu Başlantı: Bu varsayıma göre soracak olursam, diyelim ki A.B. sizin birlikten çıkma yönündeki bu ciddiyetinizi gördü ancak konjonktür gereği Türkiye’yi kaybetmekten korktu ve Birlik’e davet etti. O zaman ne olacak? Buna rağmen girmeyecek mi Türkiye Birlik’e?
Murat Altun:O zaman Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı gibi yaparız. Zamanın Dış İşleri yetkilileri, Cemiyet-i Akvam’ın ( yani, yeni adıyla Birleşmiş Milletler) kurulduğunu ve bu hususta ne yapmamız gerektiğini Mustafa Kemal’e iletiyorlar. O da diyor ki, ‘ teklif gelirse, düşünürüz.” Biz kadim eski kıtaların yani Avrupa’nın, Asya’nın ve Afrika’nın misafiri değil, meskûnuyuz. Bu toprakların ortak sahiplerinden bir tanesiyiz.
Arzu Başlantı: Yani, Avrupa Birliği bizi bu haliyle kabul eder ise evet ama onun dışında kapımız onlara kapalıdır diyorsunuz?
Murat Altun:Aynen o şekilde!
Arzu Başlantı: A.B.’ye bir alternatifiniz var mı peki? Örneğin, Başbakan danışmanı gazeteci Yiğit Bulut, A.B. ile yolları ayırarak, Çin- Rusya- ABD yönüne işaret ediyor.
Murat Altun:Bunlar temcit pilavı gibi sürekli ısıtılan şeyler. Özgün şeyler değil. Kültür coğrafyamız diye tabir ettiğimiz geniş alanın tek başına hâkimi değiliz. Biz, egemen diğer milletler ile müştereken ortak olduğumuz kültür coğrafyalarından bir tanesiyiz. Bu kültür coğrafyası nedir? Balkanlar’dır, Karadeniz havzasıdır, Kafkasya’dır, Ortadoğu’dur, İç Asya’dır. Buralarda biz tek başımıza söz sahibi değiliz, bu hayalcilik olur. Ancak biz buralarda hâkim diğer milletler ile işbirliği yaparak, yatay eksende bir işbirliği öngörüyoruz. Balkanlar, Karadeniz havzası, Kafkaslar…
Arzu Başlantı: Buna Rusya da dahil mi?
Murat Altun:Tabii ki! Ama bunu bir Avrasyacılık olarak görmüyoruz. Avrasyacılık, siyasi ve ekonomik olarak bir Fars- Slav ortaklığıdır. Yani, İran- Rusya işbirliğidir. Bizim Rusya’yla stratejik ortaklık yapmamızda fayda vardır. 1990’lardan itibaren de stratejik ortaklık yapıyoruz zaten. Fakat şu unutulmamalıdır ki, Rusya ile müşterek coğrafyada çıkarlarımız er ya da geç çatışacaktır. Karadeniz havzasında, Balkanlar’da, Kafkasya’da, İç Asya’da. Bizim Rusya’yla canciğer kuzu sarması, tamamen dost olmamız mümkün değil. Rusya’nın orada hesapları ve çıkarları vardır. Ama ortak kazanma noktasında ( işbirliği söz konusudur.) Ki, zaten diplomasi dediğiniz hadise de karşılıklı anlayış içerisinde ortak kazanımlar doğrultusunda kurulan saygın ve seviyeli ilişkidir. Biz Şhanghai grubu yahut Avrasyacılık ( düşüncelerini) şu anki yapılarıyla yeterli ve uygun görmüyoruz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bölgesel başlattığı Sadabad Paktı, Balkan Paktı gibi yapıların daha genişletilerek yapılmasından yanayız.
TÜRKİYE ROL ÇALMAYA BAŞLADI
Murat Altun:Biz şu anda Arap İslam âleminin liderliğini yapma iddiasıyla ortaya çıkışlar yaptık ve bunlar çok yanlış çıkışlar oldu. Bu çıkışlar ile beraber Suriye’de, Irak’ta daha fazla kan akmasına vesile olduk. Bakın bir arabuluculuk noktasında Filistin- İsrail meselesinde Filistinliler bizi aracı olarak görmüyorlar ve kendilerine destek olmayan Mısır’ı aracı olarak görüyorlar. Çünkü Arap İslâm âleminin önderi olarak Mısır ön plana çıkıyor. Biz rol çalmaya başladık. Bu son derece yanlış oldu. Suriye’de akan kanı biz başında durdurabilirdik, buna gücümüz vardı ancak biz taraf olduk. Taraf olanlar hâkim olamazlar. Biz yanlış bir taraf olduk.
Arzu Başlantı: Dış politikamızdaki ‘ sıfır problem’ söylemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
SIFIR PROBLEM, STRATEJİK DERİNLİK’MİŞ; HEPSİ YALAN!
Murat Altun:Biz Şahlanış Hareketi olarak şunu söylüyoruz: Kültür coğrafyamızın genelini kapsayan aktif bir dış siyaset. Öyle ‘ sıfır problem,’ ‘stratejik derinlik’ falan bunların hepsi yalan! Bugün kimin öldürdüğü belli olmayan, infaz edilen 3 tane genç var. Bu 3 İsrailli gencin ateşli silahlar ile katledilmesi bizi sevindirmez. Bunlar İsrailli olur Çinli, Japon, Türk, Kürt olur fark etmez. 3 tane genç öldürülmüş ise, bu bizi üzer. Fakat kimler tarafından öldürüldüğü belli olmayan bu İsrailli gençler bahane edilerek, hedefe bile varmayan uyduruk kıytırık birkaç tane füze atıldı diye yüzlerce mislisi ile füzeler yağdırıp Birleşmiş Milletler’in himayesindeki okulların ve hastanelerin dahi vurularak, 3’e karşı 3 bin kişinin öldürülmesini de kabullenmemiz mümkün değildir. İsrail burada sistemli bir devlet terörü uygulamaktadır. Bu, kabul edilemez. Ama bugün bir siyasi hareket lideri olarak bunun kabul edilemez olduğunu ben söylüyorum gelgelelim Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Dışişleri Bakanı ve ilgilileri bunu kınıyoruz diyemezler. Çünkü o makamlar kınama makamları değildir; kınama değil, gerekenleri yapmaları gerekmektedir.
Arzu Başlantı: Bu gelişmeler, sayın Başbakan (yeni Cumhurbaşkanı) Erdoğan’ın ünlü ‘one minute’ çıkışı ile çelişiyor mu sizce?
TAÇ GİYEN BAŞ AKILLANIR. SAYIN ERDOĞAN DA 1071 RAKIMLI TEPEYE ÇIKTIĞINDA…
Murat Altun:Hem siz ‘one minute’ diyeceksiniz ve bunun yankıları sürerken, aradan daha 2 saat geçmeden, ‘benim tepkim moderatöre idi’ diyeceksiniz. Bu konuda konuşmak istemiyorum! Kendisi Türkiye’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı’dır. Ümit ve umut ediyorum ki, ‘ taç giyen baş akıllanır! diye bir söz var. Ümit ediyorum ki, 1071 rakımlı tepeye çıktığında sayın Başbakan’ın bolca geriye dönük siyasi vicdan muhasebesi yapmaya zamanı olacaktır; hatalarından dönecektir ümit ediyorum. Ben iyimser olmak durumundayım. Kötümser olmanın bana ve ülkeye bir faydası yoktur…
YALAN! VATANDAŞIMIZ GÖZÜNÜ AÇSIN
Murat Altun:İsrail ile ticari ilişkilerimiz arttı, gizli kapaklı ilişkilerimiz hiçbir zaman kesilmedi. Buradan açıkça sizin kanalınız ile söylüyorum: İsrail Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden özür dilememiştir, böyle bir özür yoktur, bu aldatmacadır. Bu kandırmacadır, yalandır. Böyle bir özür yok; varsa bunun metnini ortaya koysunlar. Bunun metnini ortaya koyduklarında 24 yıllık siyasi mücadelemi nihayetlendireceğim, gerek gördükleri takdirde de - ben şayet yanılıyorsam- Adalet ve Kalkınma Partisi’nin en alt düzeyde beldesinde ve ilçesinde çaycılık yapacağım. Bedelsiz olarak, haftanın 5 günü çaycılık yapacağım. Buradan da milletime açıkça söylüyorum. Böyle bir özür belgesi yok, bu yalandır. ABD Başkanı Barack Obama’nın başlatmış olduğu bir telefon diyaloğunda Netanyahu, sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Obama arasında üçlü bir telefon konuşması gerçekleşmiştir. Bu telefon görüşmesi esnasında yaşanan hadiselerden dolayı İsrail halkı ve devleti adına Netenyahu’nun İngilizce özür anlamına gelen ‘apologize’ kelimesini kullandığı bir sözlü diyalog olmuştur. Bu bir özür değildir, vatandaşımız gözünü açsın.
Geçtiğimiz gün televizyonda sayın Davutoğlu, T.C Devleti’nin müstakbel Başbakanı’ın hayatı anlatılırken dendi ki, ‘ İsrail’e özür dileten politikanın mimarı.’ İsrail özür dilememiştir, keşke dilemiş olsaydı. Bu yalan ve kandırmacaya karşıyız.
BAŞBAKAN SAYIN DAVUTOĞLU’NA SESLENİYORUM
Murat Altun:Ben buradan ‘stratejik derinlik’ uzmanı, ‘sıfır problemli’ siyasi deha müstakbel Başbakan sayın Davutoğlu’na sesleniyorum: Sevgili müstakbel Başbakanım! Sıfır problem ve stratejik derinliğin sahibisin. İsrail’e ‘özür’ dileten muhtelif politikanın da mimarısın. Hürmetlerimi arz ediyorum. Yapabiliyorsan, bir tek kurşun sıkmadan Suriye’yi topraklarımıza kat, ( Türkiye’ye gelen ve sokaklarda zorluklar altında dilenen) bu insanları bizlere dahil et. Katamıyorsan da bu insanları yerlerinden ettin. Bunlar içinde zengin kendini her yerde geçindirir ama orta halli, mutlu insanlar yerinden oldu, perişan oldu, bu insanların vebali de üzerinizdedir.
BİZ KUTLU KİŞİ İDDİASINDA DEĞİLİZ
Murat Altun: Biz Şahlanış Hareketi olarak bir obsesyon içerisinde değiliz. Yani biz Allah’ın Türk milletini ve İslam âlemini kurtarması için görevlendirdiği bir kişi veyahut kutlu bir topluluk olma iddiasında, o kararlılıkta, o takıntı içerisinde değiliz.
Arzu Başlantı: Ama şu anda öyle bir algı yaratılmış durumda?
DÜN BAŞBAKAN İÇİN AĞZA ALINMAYACAK LAF SÖYELEYENLER, BUGÜN …
Murat Altun:Birileri yapıyor bunu… Bugün bakıyoruz sizin de az önce ismini zikrettiğiniz Yiğit (Bulut) beyler, diğerleri – ki, bunlardan bazıları Genel Başkan yardımcısı olmuştur, bazıları danışman olmuştur- bunlar bakanlık bekliyorlar, başka şeyler bekliyorlar, bunlar daha dün ağza alınmayacak sözler ifade ettikleri sayın Başbakan’ı, (bugün) yeni tabir ile ‘ restarasyon süreci’nin mimarı görüyorlar! Yeni Türkiye’nin mimarı olarak görüyorlar, Yüce Allah’ın sıfatlarını üzerinde barındıran ulvi bir kişi olarak görüyorlar.
Buradan sesleneyim, isterler ise cevap verirler, isterler ise dava da açsınlar; Süleyman Soylu Bey, Yiğit Bulut Bey, Numan Kurtulmuş Bey ve benzerleri ağza alınmayacak laflar söylediler, bugün ise konferanslar vererek, sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milli mücadele yaptığını, hatta insanlık için ne kadar büyük bir insan olduğunu, Türkiye’nin ezeli ve ebedi lideri olduğunu, ona destek olmanın dini ve insani bir vazife olduğunu söylüyorlar. Mübarek olsun! Ama biz, öyle olmayacağız.
Arzu Başlantı: Mavi Marmara Olayı’na değinmek istiyorum. Bu girişimi ve sonrasında yaşananlar konusundaki düşünceleriniz neir?
MAVİ MARMARA, SİYASİ FIRSATÇILIK VE AHLAKSIZLIKTIR
Murat Altun:Mavi Marmara girişimi, iyi niyetler ile sivil toplum kuruluşları tarafından organize edilmiştir. Fakat siyasi yapının içerisindeki üst düzeydeki kişilerden bazıları gemi henüz hareket etmeden önce İstanbul’da, bazıları ise Mersin Limanı’nda geminden inmişlerdir. T.C. Devleti’nin, çok uluslu bir sivil inisiyatif olarak, ağırlıklı olarak T.C. yurttaşlarınca organize edilen bu yapıda yapması gereken şuydu: ( Yardım faaliyeti) denizden ve havadan savunma eşliğinde yapılmalıydı… (Olayın sonrasında) yaşanan hadiseler son derece üzücüdür, 10 yurttaşımız hayatını kaybetti… Mavi Marmara gemisini ve içindeki insanları savunmasız oraya göndermek, doğabileceği kesin bir hadisenin sonuçlarından siyasi bir rant elde ederek, hamasete besleme yapmak için kullanılmış ve maalesef o kandan beslenen bir siyasi argüman geliştirilmiştir. Biz bunu siyasi fırsatçılık ve ahlaksızlık olarak görüyoruz. Türkiye, dirayetli ve saygın bir ülke olsaydı, Gazze Limanı’na 1 değil, 5 gemi ile yardım indirilirdi, o yardımı da dünyaca tanınmış ve akreditasyonu olan T.C. Kızılay’ı yapardı, Birleşmiş Milletler’in ilgili birimleri yapardı… Kan akacağını biliyorlardı ve ondan beslendiler. Bu son derece yanlış.
BURAK DA, BERKİN DE BİZİMDİR
Murat Altun:Filsitin’e yapılan zulümdür, Filistin’e Arap âleminden, İslam âleminden daha fazla üzülen de gene biziz. Fakat Rabia işareti yapıp Mısır’da sokağa dökülenler, yatsı namazından sabah namazına kadar feryad-ı figan edenler, İntifada’da, Filistin meselesinde kanlı gözyaşı dökenler, Filistinli bir genç kızın cenazesinde hüngür hüngür ağlayanlar, Ali İsmal Korkmaz’ın dövülerek öldürülmesine, Berkin Elvan’ın komaya sokulmasına – ki, 9 buçuk ay (komada kaldı) ve komadan çıktığında 15 kiloydu ve kucakta taşınacak 2 poşetlik bir ağırlık haline gelmişti- üzülmemişlerdir ve rahmet dilememişlerdir. Burak kardeşimize de, Berkin evladımıza da biz rahmet diliyoruz. Burak da, Berkin de bizimdir. Bunu yapanlar, Çin Halk Cumhuriyeti’nin verdiği resepsiyonda methiyelerde, övgülerde bulunanlardır. E peki, Doğru Türkistan’daki 50 milyonu aşkın Uygur Türkü Müslüman değil mi? ‘ Zulüm gören Müslüman Arap olursa makbüldür, zulüm gören müslüman Türk kökenli olursa, Azeri ya da Uygur olursa makbül değildir! Aman Allah korusun kavmiyet ortaya girer, helak oluruz’ diyorlar. Zulüm gören Boşnak olursa gıkını çıkartmayanlar, zulüm gören Türk olursa gıkını çıkartmayanlar, zulüm gören Kürt olunca gıkını çıkartmayanlar, Arap olunca feryad-ı figâna kapılıyorlar. Biz bunu çok yanlış değerlendiriyoruz.
ONLARIN COĞRAFİ BİLGİLERİ FİLİSTİN EKSENİNDE
Murat Altun:Halepçe’de Kürt çocukları o zehirli gazla boğulup katledildiğinde üzüldük. Bakü’de ve Azerbay’can’ın diğer illerinde Hocalı’da katliam yapıldığında gene üzüldük. Saraybosna’da sistematik tecavüzler, sistematik infazlar yapıldığında da kan ağladık, Doğu Türkistan’da da kan ağlıyoruz, Arakan’da da, Myanmar’da da kan ağlıyoruz. Bunların coğrafi bilgisi, bunların yönü, istikameti Filistin, Mısır ekseninde.
Arzu Başlantı: Bu bir ümmetçi anlayış mı?
BUNLAR EHLİBEYT’E KILIÇ ÇEKEN ZİHNYET İLE KOYUN KOYUNALAR
Murat Altun:Ümmetçi de değil efendim! Ümmetçilik çok ciddi bir fikriyattır. Ümmetçiliğin ‘ü’sünün üzerindeki noktalardan birisi kadar ümmet bilinçleri yoktur. Bunların tek nokta kadar bilgileri olsaydı, Hicret’in 61. yılında Hz. Peygamber’imizin torunlarını yani Hz. Hüseyin şahsında Peygamber torunlarını katleden zihniyet ile fikirdaş olmazlardı. Bunlar Ehlibeyt’e kılıç çeken, ehlibeyte ok atan, Hz. Peygamber’in torunlarını katletmiş olan zihniyet ile koyun koyunalar. Bunu söylerken iktidar partisini yahut bir cemaati kastetmiyorum, genel bir zihniyeti kastediyorum kim bu genel zihniyetin içerisindeyse onları kastediyorum.
Arzu Başlantı: Bunu biraz daha açar mısınız?
CUMHURBAŞKANI’NIN RUH VE SİNİR SAĞLIĞININ BOZULMAMASI GEREKİYOR
Murat Altun:‘ Libya’da NATO’nun ne işi var? NATO müdahale edemez. Irak’ın toprak bütünlüğüne saygılyız; Barzani kim? Çapulcudur, görüşmeyiz. Filistin’e gideceğiz, Mayıs ayında oradayız; bu ziyareti kimse engelleyemez’ dedi, aradan kaç sene geçti… Filistin’e gidemeyenleri kast ediyorum ben burada. Beni çok konuşturmayın bu konuda! Çünkü şu kaç rakımlı tepeye çıkacak olan seçilmiş Cumhurbaşkanı’nın ruh ve sinir sağlığının bozulmaması gerekiyor.
Arzu Başlantı: Siz kendisinin ruh ve sinir sağlığını bozabilir misiniz ki?
İŞİD’E TEÖRİST DİYEMEDİLER
Murat Altun:Çok kötü bozarım, bozulmaması gerekiyor. Yönünü 360 derecelik bir eksende tayin etmeliler, sadece önlerine bakmamalılar, etraflarına bakmalılar. Bu da yetmiyor, alta bakmalılar, üste bakmalılar, çok boyutlu bir bakış açısı içinde olmaları gerekiyor.
Bir de şunu söyleyeyim: (Türkiye’de) mezhepçilik o kadar uç boyutlarda ki, sayın Başbakan (Erdoğan) ana muhalefet partisi Genel Başkan’ı sayın Kılıçdaroğlu’nu Beşer Esad ile aynı mezhepte olmakla suçlayıp bunu imâ eden ve doğrudan buna yönelik sözler söyledi. Biz bunu çok çirkin buluyoruz, bunu çok yanlış buluyoruz. Yani, şunu söyleyeyim: Ümmetçi olan bir insan, İslam’ın hangi meşrebinde, hangi mezhebinde, hangi tarikatında, hangi kolunda olursa olsun herkesi inanç kardeşi olarak görür, onarlı kucaklar. İsrail kalleşçe 2 bin civarında insan katletti ama şu da göz ardı edilmesin ki, kimler tarafından beslendiğini bizim çok iyi bildiğimiz ve herkesin çok iyi bildiği ve kendilerinin hâlâ ‘ terörist’ diyemedikleri eski adıyla İslam Devleti ( İŞİD), sırf bin 600 kişiyi Şii diye aynı anda infaz etti, sayısız insanın kellesini kesti. Şu an yüzlerce kadına sistematik tecavüz uygulanıyor. Biz bunlara terörist diyemeyen insanlar ile ne konuşacağız? Yani, ümmetçilik çok ciddi bir hadisedir.
Arzu Başlantı: Son olarak, okuyucularıma iletmek istediğiniz son sözlerinizi alabilir miyim?
Murat Altun: Okuyucularınıza sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Ümitsiz olmaya gerek yoktur. Henüz köprüden önceki son çıkışa girilmemiştir. Araçta yakıt henüz bitmemiştir. Araç ilk mola verdiği yerde sürücü değiştirme imkânı henüz elimizdedir. İlk dinlenme tesisinde aracı yakalayacak güç de elimizdedir. Cebren ve zorla değil ama ikna yoluyla biz o aracın direksiyonuna geçeceğiz. Aracın direksiyonuna geçtiğimizde araç meçhule yahut uçuruma değil, hakikaten bir menzile ulaşacaktır. Ümitli olmakta fayda vardır. Biz bu konudaki çalışmalarımızı yapıyoruz. Röportajımızı Gazi Atatürk’ün bir sözü ile bitireyim: ‘ Bir şey beklerken hazırlıklı olma gereği elzemdir.’ Ölümü bile beklerken hazırlıklı olmak gerekmektedir. Bu ülke bölünecektir diye karalar bağlamaya gerek yoktur. Şayet bu ülke cidden bölünse bile yeniden birleşmesi için irademizi ortaya koyacağız gerekirse canımızı da korkusuzca ortaya koyacağız. Milli iade gerçek anlamda tecelli edecektir. Denizde dalgalanmalar durulmaz, bayrak düştüğü yerden kalkar, henüz bayrak düşmemiştir.
HERŞEYİ NOT ETTİK, HESABINI SORACAĞIZ
Murat Altun:Milletimizin birliği daim olsun. Biz bugün yaşanan her şeyi not ettik, yaşanan her şeyin hesabını hukuken soracağız. Bunu da açıkça söyleyeyim. Ama bu hesap sorma kin ve nefret duygusuyla, kana kan göze göz anlamında olmayacak, tamamen evrensel hukuk normları içinde olacaktır. Biz iktidara geldiğimizde veya iktidara ortak olduğumuzda, haksız ne kazanıldıysa, bu haksız kazanımların geriye dönük olarak gerçek sahiplerine iadesini gerçekleştireceğiz. Bu mümkün değilse, bunun Hazine’ye iade edilmesi noktasında tunç iradeyi sergileyeceğiz. Biz buna TUNÇ POLİTİKA diyoruz.
ÖDETECEĞİZ
Murat Altun:‘ Yanılmışsız, kandırılmışsız, milli orduya kumpas kurulmuş’ deniyor. Bu, nedamet, pişmanlık sözleriyle affedilemez. Bunun bir bedeli olacak ve bu bedeller ödenecektir, bu bedelleri ödeteceğiz. Bunu sağdakilere de, soldakilere de ödeteceğiz.
Teşekkür ederim Murat Bey!
Murat Altun:Ben teşekkür ederim!
Röportaj: Arzu Başlantı