- Kategori
- Haber
"Bulgur pilavı" günü...

Blog yazısı yazınca, ekinde ancak “Bir” adet fotoğraf ekleyebiliyorsunuz. O nedenle de fotoğrafların içinde birini seçmek durumundayım. Diğerlerini de “Galeri”de yayınlayabilirim.
Peki, hangi fotoğrafı ekleyeceğiz o zaman?
Böyle ikilem içinde kalınca rahmetli babam “Her işin bitti, fıstığı yeşilin kaldı” derdi. Yazıyı yazdık da resim kaldı yani. Ama bir de karar vermem gerek.
O halde, bizi kim davet etti? Sayın Talip BÖLÜKBAŞI…
Niye çağırdı? O müthiş efsane “Bulgur pilavı”nı yemeye.
O halde karar verilmiştir, emek zahmet verip hazırladığı “Bulgur Pilavı” fotoğraf olarak yazıya eklenecektir. Diğerleri de bu yazıya bağlı olarak galeriye eklenecektir.
Sayın BÖLÜKBAŞI’nın vaki (!) daveti üzerine, Cumartesi günü artık seçim konusunda yazılıp çizilecek bir şey kalmadığı için Bahçelievler 2. Cadde No:50/B adresine gidildi.
Dışarıdan THK Çankaya Şube Başkanlığı yazılı yere girdiğinizde dip tarafta bir faaliyetin olduğunu hemen görüyor ve çekinerek içeri doğru süzülürken sizi ilk kez gören Sayın Talip BÖLÜKBAŞI karşılıyor ve “İbrahim Pekbay…” diyor…
Vallah pes doğrusu… Merak edip sormalı mı şimdi “Arkadaş nereden bildin” diye yoksa “Yav bak, amma da meşhur muşum, herkes beni biliyor” mu demeli… Tabi sayfanızdaki koskoca “Kelle” fotoğrafınızı da unutarak…
Ben, hem davete ilk cevap veren ve aynı zamanda da davete “İkinci” gelen olarak muhabbet masasının başındaki yerimi aldım.
Belli ki pilav hazır, Sayın BÖLÜKBAŞI’nın rahat tavırları onu belli ediyor. Salata da hazırlanıyor bir taraftan.
Arkasından diğer arkadaşlar geliyorlar. Blog yazarı sıfatı ile tanıştırılıyoruz. Blog sayfası isimleri ile söylersek “pirmete” “A.siyazar” “Nihal Yetkin” ”nezom” ile bendeniz cennet kuşu… Tabi bir de Talip Bey, ev sahibi sıfatıyla. Diğer arkadaşlarımız, sonradan kıskanacağım daimi üyeler.
Diyeceksiniz ki nelerini kıskandın?…
Zaten lafı da oraya getiriyoruz…
Yazıya ekli galerideki fotoğraflarda da göreceğiniz gibi, Sayın BÖLÜKBAŞI, önündeki “Guşhane”den pilavları tabaklarlarımıza servis etti. Yanına da salatamız ve isteyene ayran, isteyene meşrubat…
Gönül isterdi ki, o pilav… Hani o tabaklara konulan pilav… Hani o damağında lezzetini içine sindirecek kadar da acısı olan pilav. Tabakta durduğu yerde “Kendi yerine de ye Mehmet EREN’in yerine de Ahmet’in yerine de, dahası, davetten haberi olup da gelmeyen ne kadar fırsatı kaçırmışlar varsa, onların yerine de ye” diye sana bakan bulgur pilavı var ya…
Hah… İşte o pilav, piştiği “Guşhane”den “Lengari”nin içine boşalacak, tepesine yumruk ile vurup kırdığın kuru soğan da kenarına konacak… Sacın üzerinden yeni kaldırılmış yufka da elinde olacak… İşte o yufkadan bir parça pilavın üzerine atacaksın… Evet evet… Elinle atacaksın ve içini pilav doldurup onu da ağzına atacaksın. Kuru soğanın da cücüğünden başlayarak…
Vay be… Hadi siz böyle yemeyin de o pilav var ya o pilav… O pilav kaçar mı ya…
Her ne kadar sizler için “İzin” almadıysam da (Kendim için ‘her cumartesi var mı, gelebilir miyiz’ dedim ‘gelebilirsin’ dediler) on beş yıldır pişen bu pilav, her cumartesi varmış…
Pilav sevenlere duyurulur…
Son söz…
Tek kelime ile harika olan bu pilav ziyafetinden ve oluşan topluluktan “Zevk aldım” ben.
Teşekkürler Sayın Talip BÖLÜKBAŞI… Ellerine sağlık. Umarın “Fiilen” de başlamış olan dostluklara neden olmuş olursunuz…
21 TEMMUZ 2007
Not: Pilavdan sonra ortadaki “THK Kumbarasına” da gelecek hafta “Felfeneye katılmak için” üç beş kuruş aratsanız, fena da olmaz hani… On beş yıldır durduk yerde pişmiyor bu pilav…