- Kategori
- Siyaset
"Devlet Adamı" olmak...
“Devlet adamı” demek, bir şekilde devletin üst düzeyinde görev almak demek değil elbette. Kendisine “Devlet adamı” denilen kişiler, kısaca akılı, fikri, bilgisi, deneyimi ve bütün bunlarla önüne gelen konuları yorumlayan, ülkesinin ve milletine faydalı olan kararları alabilme iradesini gösteren, ülkesinin geleceğine yön veren kişiyi anlamak gerekir.
11. Cumhurbaşkanlığı seçimi için bir süreç yaşadık. TBMM’de yapılan “Seçim” girişimleri, iktidarın ve muhalefetin gayreti ile “Mahkemeye” düştü ve sonucunda mahkemenin “Böyle seçim, yasalara aykırı” anlamındaki kararı ile olumsuzluğa büründü. Cumhurbaşkanı da sonuç olarak seçilemedi.
İktidar, mahkemenin bu kararını beğenmeyerek, geçmişte yapılan seçimleri örnek gösterdi ve “Onlar seçildi de bu niye seçilemiyor” mantığı ile “Genel Seçim” öncesinde milletin karşısına “Mağdur olan” rolüne bürünüp seçim kazanmaya çıktı.
Ne diyorlardı?
Özal, Demirel ve Sezer bu yasa ile seçilmedi mi?
Evet, o yasa ile seçildi. Bunların içinden sadece Özal’ın seçiminde toplantı yeter sayısı olan 300 oy yoktu. Diğerlerinin hepsine, hem toplantı yeter sayısı vardı ve hem de yasalara uygun seçim yapılmıştı.
İktidar şimdi şöyle diyor: Turgut ÖZAL’ın seçiminde toplantı yeter sayısı yok iken, neden seçildi?
Efendim, dediğim gibi, “Devlet adamı”nın her bir şeyi bilmesi ve ihtisası içinde olması gerekmez. Etrafındaki “Bilen” kişiler kendisine “Bilgi” verirler ve o da bu bilgiler ışığında “Karar” verir.
Turgut ÖZAL’ın seçim sonucuna itiraz eden olmamış, kimse “Mahkeme”ye düşmemiş. Bu durum da “O seçildi de bu niye seçilmedi” sonucunu doğurmaz. Sonuç o gün mahkemeye gitseydi, bu gün verilen karar aynen alınırdı.
Peki, mahkemeye gitmemesi gerekçe mi?
Evet, gerekçe… Çünkü Anayasa mahkemesi, kendisine “İptal” talebi ile veya yasasında belirtilen şekillere uygun bir başvuru olmamışsa, kendi başına dava konusu edemez ve karar alamaz.
Bunu “İktidar” kadrosundan bilen yok mu?
Olmaz mı? Olur, da “Mağdurular” rolünü kim oynayacak.
Yasanın ilgili maddesi aynen şöyle…
“ALTINCI BÖLÜM
Anayasa Mahkemesi Görev ve Yetkileri, İnceleme ve Yargılama Usulleri
Görev ve yetki
Madde 18.- Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri şunlardır.
1. Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak;
2. Mahkemelerce kendisine Anayasanın 152 nci maddesine göre intikal ettirilen işleri ve Yüce Divan sıfatıyla çalışırken veya siyasî partilerin kapatılmasına ilişkin davalarda aynı madde gereğince ön mesele olarak bakması gereken işleri karara bağlamak;
3. Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi başkan ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyelerini görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan sıfatıyla yargılamak;
4. Siyasî partilerin kapatılması hakkındaki davalara bakmak;
5. (Değişik: 3/7/1997 – 4280/1 md.) Siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimini yapmak;
6. (Değişik: 3/7/1997 – 4280/1 md.) Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıklarının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine veya milletvekili olmayan bakanların dokunulmazlığının kaldırılmasına Türkiye Büyük Millet Meclisince karar verilmesi hallerinde, ilgililerin Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılık iddiasına dayanan iptal istemlerini karara bağlamak;
7. Uyuşmazlık Mahkemesine Başkanlık edecek üyeyi kendi üyeleri arasından görevlendirmek;
8. Anayasa ile verilen diğer görevleri yerine getirmek.”
Demek oluyor ki, mahkeme verdiği kararda doğru.
Nereden biliyoruz doğru olduğunu.
İkinci bir dava daha açıldı. Onu “ret” etti. Bu karara karşı tepkilerden belli.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararının kendisi için sürpriz olduğunu belirten Gül, mahkeme hakkında “Zorlamalar artık anayasa mahkemesi üyelerini de tedirgin etti anladığım kadarıyla. Bu olup bitenlerden rahatsız oldu. Sonunda böyle bir karar aldılar. Artık bardağın taştığını herkes gördü. Mahkeme ‘artık bu kadar baskıya, hukukun bu kadar siyasalaşmasına yeter’ dedi” diyor.
Yok, öyle demiyor Sayın Abdullah GÜL, dediği “Doğrusu budur” diyor.
Dış basın ve içeriden bazıları da düzeni ve Anayasa Mahkemesini yıpratmaya yönelik çaba içinde şunları söylüyor.
“Karar, dış basını şaşırttı”
“Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanını halkın seçmesini içeren Anayasa değişikliğine yönelik yapılan iptal başvurusunu reddetmesi uluslararası basını şaşırttı. Kararı “beklenmedik” olarak değerlendiren dünya basını, Anayasa Mahkemesi’nin Sezer - AK Parti mücadelesine de nokta koyduğu değerlendirmesi yaptı.”
Birileri, ülkemiz ile uğraşırken onlara yardım edenlerimiz de var…
Ne diyelim, bir gün gelir, herkes akıllanır belki…