- Kategori
- Anılar
"En" olmanın yan etkileri...

İşte sana EN olmanın yan etkileri bünyesine nüfuz etmiş bir adam modeli... Umarım filmin sonu güzel olmuştur.
1997 Yılı...Temmuz sonu.... Söz konusu olan, meslek hayatında henüz 2 yılını bile doldurmamış bir reklam satış temsilcisi... Yer : Milliyet Gazetesi Reklam Departmanı... 14 kişilik reklam satış ekibinin şefi Yavuz Altındağ, ekibin en başarılı satışçısını karşısına almış konuşmakta...
Yavuz Altındağ: Eeee! Cem kardeş!... Tüm reklam satış ekibi olarak görüyoruz ki, son 5 - 6 aydır 14 kişiye verdiğimiz toplam hedefin 2 katını tek başına yapmaktasın. Hele bu ay, durumu iyice abarttın! Tek başına ekibin toplam satış hedefinin 2,5 katına ulaştın. Reklam Grup Başkanımız: Arsal Tüzüner de bu başarına daha fazla seyirci kalamayacağını, senin 1 hafta süreyle tüm masrafların gazete tarafından karşılanmak üzere, Kemer'e, Aldiana Tatil Köyü'ne gönderilmene karar verdiğini, bu kararını da sana tebliğ etmemi istedi.
Cem Beraat Çamsarı: Yavuz bey... Bu başarımda payı olan başta siz olmak üzere, herkese çok teşekkür ederim. Sözlerinizden gurur duydum. Başarımı daha yukarılara taşımak için de, elimden geleni yapacağıma size, bu gün, burada söz veriyorum.
Yavuz Altındağ: Peki bundan sonraki hedefin ne sevgili Cem kardeşim?
Cem Beraat Çamsarı: Bu ayki satış rakamımı 6 ay sonra 2 katına çıkarayım. Beni İtalya'ya gönderin! İtalya'yı, özellikle de Venedik ve Roma'yı görmeyi çok istiyorum.
Yavuz Altındağ: Sen hele bir satışını 2 katına çıkart... Arsal bey'le de seninle de günü gelince tekrar konuşuruz....
Cem Beraat Çamsarı: Her şey için tekrar çok teşekkür ederim Yavuz bey. Daha başarılı olmak için elimden geleni yapacağım.
Yavuz Altındağ: Senin daha başarılı bir reklamcı, daha başarılı bir adam olman için elimden gelen her şeyi yapıcam. Ben de sana bunun sözünü veriyorum Cem...
Allahı var... Onunla çalıştığım sürece de, elinden geleni yapmıştı ekip şefim; sevgili Yavuz Altındağ...
Hayatında ilk kez EN olan ben, sevinçten, keyiften havalara uçarak ödülüm olan tatile giderken; gel gelelim... O tatilin dönüşünde beni bekleyen acı süprizlerden habersizdim!...
Tatilden döndüğüm günden itibaren, bir şeyler değişmeye başlamıştı bile!... Ama ben yine de olanı biteni kabul etmek istememiştim!
Başta bölge yöneticim ve birlikte çalıştığım arkadaşlarım olmak üzere, bu ödüllendirmemden sanki rahatsız olmuştu; tüm ekip arkadaşlarım... Önce inceden inceden laf sokuşturmalar... Sonra hafiften dalaga geçmeye çalışanlar: " Eeee!... Sen yakında Genel Müdür de olursun artık Cem kardeş! " türünden tiye almaya çalışanlar ve alaya alma, küçümseme çabaları... Ve son olarak da gizlenme ihtiyacı hissedilmeyen açıktan, göz göre göre kulis ve ayak kaydırma çalışmaları!...
Evet... İnanmak istemiyordum ama... Bu kadar başarılı olmamdan, neredeyse tüm ekip arkadaşlarım rahatsız olmuştu!... Şimdi her şey tam tersine dönmüş; daha önce başarılı olmama çalışan neredeyse herkes, tam tersi bir tavır almış; tökezlemem, oyunu kaybetmem için, neredeyse el birliği yapmıştı. Tabi bir tek kişi hariç... O günkü sözüne hep sadık kalıp, ben canımı dişime takmış çalışırken, beni hep koruyup, kollayan ekip şefimiz sevgili Yavuz Altındağ...
Tabi ki böyle bir duruma sebep olan kişi, yine en başta kendimdim hiç kuşkum yok ki...
Sadece Yavuz Altındağ'la aramın iyi olması, onun beni anlaması ve çok çalışmam, zeki, başarılı ve dürüst bir adam olmam; çok başarılı olmama yeter sanmıştım!... Meğer ne çok yanılmışım!...
Evet... Ben o başarıları elde etmiştim ama... İşimi daha iyi yapabilmek için, işimle ilgili hata yapan herkesle kavga etmiş; bizim işin en kritik elemanlarının, banko elemanlarının da neredeyse hepsiyle papaz olmuştum! Üstelik, ben tüm kavgamı iş için yaparken; karşımdakilerin tamamı bunu kişisel kin ve garez olarak algılamıştı!...
Ve İnsan ilişkilerini, grup içi dengeleri, gruplaşmaları, güç paylaşımını dikkate almadığımdan; aslında kendimi en zirvede, en güçlü, en yenilmez sandığım an; aldığım ödüle sevinmeye başladığımda, oyunu da kaybetmeye başlamıştım; hiç farkında olmadan...
Sürekli düşen başarı grafiğim sonucunda da, basında en sevdiğim, ilk göz ağrım, okulum, evim, her şeyim Milliyet Gazetesi'nden kopmak zorunda kalmıştım!... Ne yazık!...
Böyle bir duruma düşmemde de, tabi ki en büyük suçlu: BEN ve TECRÜBESİZLİĞİM'di; emin olunuz ki...
Bir Cumartesi sabahı bütün bunları sana neden mi anlattım güzel arkadaşım? Hemen söyleyeyim istersen?: İster burada, Milliyet Blog'ta, ister hayatın herhangi bir alanında, EN olmayı başaranlar, asla bulundukları konuma ve o anki başarılarına güvenmesinler!... Çünkü: Hayat tecrübelerimle sabittir ki...
EN kalmak, EN olmaktan çok daha zordur. EN kalabilmenin altın kuralıysa; insan ilişkilerinizi çok iyi yönetip, grup içi dengeleri çok iyi gözlemleyip, bu dengeleri kendiniz açısından en doğru şekilde yorumlayarak; uygulamaktan geçer. Haberiniz olsun derim!...
Siz başarılı oldukça, etrafınız kalabalıklaşacak. Hatta o sahte kalabalık, yapay bir ışık ve hızla artan insan sayısıyla, bir anda gözlerinizi de kamaştıracak! Giderek eski ama vefalı dostlarından uzaklaşıp; yeni ama pırıltılı dostlarına dğru, pupa yelken yol alacaksın!
Ancak sana bir tek şey söylemek isterim arkadaşım:
Sen o başarı yollarının taşlarını döşerken, sonra da o taşların üzerinde önce yavaş yavaş, sonra da gittikçe hızlanan bir tempoda, koşmaya başlarken; sana emek verenleri, dişiyle, tırnağıyla senin başarı öykünü yazanları, iyi gününde de, kötü gününde de yanında olanları...
AHDE VEFAYI ve GERÇEK DOSTLARINI asla unutma! derim. Çünkü;
Şu Yalan Dünya'da... Herkes kendi değerini kendi belirler; yaptıklarıyla, doğrularıyla yanlışlarıyla; günahları ve sevaplarıyla...
Benden söylemesi... Gerisi sana kalmış; güzel dostum!...
Not: Yazımdaki görsel www.ensonhaber.com adresinden alınmıştır.