​ "Hareketlilik" üzerine anlayış geliştirme / Sosyoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Eylül '13

 
Kategori
Sosyoloji
 

"Hareketlilik" üzerine anlayış geliştirme

"Hareketlilik" üzerine anlayış geliştirme
 

Çok kültürlülük: "Hareketlilik" (mobility) kavramıyla birlikte düşünüldüğünde, daha fazla anlam kazanır. "Hareketlilik"liliğin esası"gönüllülüğe dayanır. Eski çağlardan günümüze kadar özellikle yetenekli, eğitimli ve donanımlı bireylerin hareketliliği; gelişimine katkıda bulunmak üzere davet aldıkları yerlere göç etmeleri, yer değiştirmeleri, tarihte sıklıkla görülen bir durumdur. Bu duruma Ortaçağ’da, Türk-İslam coğrafyasında ve Avrupa’da sıkça rastlanmıştır. Örneğin Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra İstanbul’da yaşayan Gayri_Müslim meslek üyelerine iltifatlarda bulunarak İstanbul’da yaşamalarına devam etmeleri yönünde her türlü kolaylığı sağlamıştır. Ayrıca Türkistan, İran, Mısır ve Anadolu şehirlerine haber göndererek, döneminin bilinen, tanınan önemli sayıda bilim insanının ve meslek sahibi başarılı insanlarının İstanbul’a yerleşmelerini sağlamıştır. Avrupa’daki meslek sahibi yetenekli sanatçı ve düşünürlerin hareketliliği ise Rönesans ve Reform hareketleri sırasında en süt seviyede olmuştur. Günümüzde ise bu düşünce, AB ülkeleri programlarında “Leonardo da Vinci Mobility Programı” vb. programlarda ve “yaşam boyu öğrenme” süreçlerinde değişen, gelişen toplumsal yaşamda, küresel dünyada, birlikte yaşama deneyimlerine ve çok kültürlülüğe katkı sunmaktadır.

Yalnız bizim ülkemizdeki hareketliliğin durumu biraz farklıdır. Yakın tarihimizde, toplumsal yaşamımızdaki hareketliliği en çok “göç” (iç göç) olarak görmekteyiz.

Tarihten bugüne hep donanımlı, birikimli insanlar bir yerden bir yere, değişime katkı sunmak üzere göç etmişlerdir. Bizde ise tersine, kasaba bile görmemiş olan insanlarımız, çoğunlukla ekonomik sıkıntı ve kaygılarla, başta İstanbul olmak üzere büyük kentlere gitmişlerdir.  Bu hareketliliğin sonrası kültürel gelişme süreci yavaşlamıştır. Ülkemizde “kültürel gecikme”nin yaşanmasının temel nedenlerinden biri yaşanan bu süreç içinde “iç göç” olmuştur.

Ülkemizdeki iç göçün sonuçları, belki de, en iyi aşağıda verilen mesleki bir uygulama ile anlatılabilir.

Dökümcülük mesleğini bilirsiniz. Dökümcüler, yeni bir madde olan bir alaşımı elde etmek için birbirinden farklı en az iki metali bir potada ergitirler (aynı, bir bölgede yaşamak zorunda bırakılan birbirinden farklı insanlar gibi). Örneğin bronz elde edilecekse, önce bakır, bir pota içinde dışarıdan ısıtılır. Bronzun elde edilmesi için, 1083 derecede ergiyen sıvılaştırılmış bakırın içine kalay katılması gereklidir. 232 derecede ergiyen, 600 dereceler seviyesinde buharlaşan kalayı, uçup buharlaşmaması için dökümcüler bir kepçe yardımı ile eriyik bakırın içine daldırırlar. Bu sürecin sonunda ortaya çıkan yeni maddenin ismi bronzdur. Şu yarışmalarda dereceye girip üçüncü olan sporculara takılan ve içinde bulunan kalayın çok pahalı olması nedeniyle değerli bulunan maddedir bronz.

Bakır çok sert bir malzemedir. Kalay ise çok yumuşak bir malzemedir. Karışımdan elde edilen bronz ise bakır ve kalay arası sertliğe sahiptir. Bronzun renk, özgül ağırlık, ergime sıcaklığı, buharlaşma sıcaklığı vb. gibi diğer tüm değerleri de, bronzu elde etmemizi sağlayan bakır ve kalay arasında bir değerdir.   

Biraz dikkat edilirse, madde olaylarında iki ya da daha fazla şey karıştırılıp yeni bir şey elde edilmek istenirse, bronz örneğinde olduğu gibi karışım maddelerinin sahip olduğu değerlerden daha iyi ya da daha kötü değerler elde edilememektedir. İkisinin arası bir değer elde edilmektedir. Elde edilen değerler, karıştırılan şeylerin sayısal değerine, az katılmasına, çok katılmasına bağlı olduğundan; elde edilen sonuçlar, karıştırılan maddelerin en alt ve en üst değerleri sınır olmak üzere o maddeyi elde eden kişinin kontrolündedir.

İnsan yaşamında da aynı durum söz konusudur. Farklı özelliklere sahip olduğu bilinen toplulukları, aynı yörede bir arada yaşamak zorunda bırakırsanız, bu durumun, farklılığı bilinen toplulukların gelişimi üzerinde olumlu ya da olumsuz sonuçları olacaktır. Bunun için sizin izleyeceğiniz yol, sizin kontrolünüz çok önemlidir.

Eğer geri kaldığı bilinen bir topluluğa; bilgisine, birikimine, donanımına güvendiğiniz gönüllü insanlardan oluşan bir grup gönderilir ve birlikte yaşamalarına ortam hazırlanırsa; geri kaldığı düşünülen topluluğun, gönüllü grup üyelerinin olumlu etkilemeleriyle çok kısa sürede gelişme konusunda yol aldığı görülecektir. İstenen sonuçların elde edilebileceği, denetimin ve kontrolün olabileceği bir yoldur bu.

Diğer izlenen yol ise, ülkemizde yıllardır yaşanılan doğal hareketlilik (göç) durumunun ortaya çıkardığı yaşam modelidir. Bu yaşam modelinde, kültürel seviyesi yüksek olan bir topluluğun yaşadığı ortama/bölgeye; kültürel seviyesi düşük olduğu bilinen bölgedeki insanlardan göç ile birlikte yoğun bir katılım olduğu zaman, bir zaman sonra o bölgedeki yaşam standardının, göç olmadan öncekinden daha iyi olmayacağı kesindir.

Göç olayları gerçekleştikten bir süre sonra, eskiden beri o yörede yaşayan insanlar,  göç ile gelen insanların neden olduğunu düşündükleri, “sosyal ve kültürel gerileme”nin yaşandığı şeklinde algı sahibi olacaklardır. Bu algının sonucu olarak, yörede yaşayanların kimileri; göç ile gelen insanların varlığını, bir zaman sonra  kendi yaşamları için bir tehdit olarak göreceklerdir.

Bu tehdit algısı aslında, sosyal, kültürel gelişmemenin/duraklamanın önünü açmakta; yaşanması yıllarca süren huzursuzluğun ve mutsuzluğun kaynağını oluşturmaktadır.

Peki ne yapılmalıdır?...

Göç, tersine döndürülemeyeceğine göre, atalarından kalan bölgede yüzlerce yıldır yaşayan insanların birlikte yaşamak zorunda olduğu diğer insanlara karşı bakış açısını değiştirmek için yoğun çaba sarf edilmelidir.

Bunun için, göç ile gelen insanların ortaya çıkardığı farklı renklerin, farklı ses ve düşüncelerin, farklı kültürlerin, yaşanılan sorunların kaynağının olmadığına; aslında sahip olunan farklılıkların her birinin, toplumun zenginliğinin birer parçası olduğuna o yörede yaşayan insanların (özellikle de eskilerin) inanmasını sağlayacak ortamları hazırlamak önceliğimiz olmalıdır.

Bu ve benzeri sorunların çözümü için yerelde çözümler üretilmelidir. Yöresel çözümlerin oluşturulması ve uygulanması, daha yukarılarda, hiç beklenmeyen başarılara kısa sürelerde ulaşılmasını sağlayacaktır. 

 
Toplam blog
: 10
: 252
Kayıt tarihi
: 17.09.10
 
 

Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi 1984 mezunuyum. Ayrıca, AÖF Sosyoloji ve İktisat bölüml..