Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '09

 
Kategori
Deneme
 

"Kadın" var eden fakat var olamayan

"Kadın" var eden fakat var olamayan
 

Murathan Mungan'ı okumak hüzünle kolkola girip insanı daha yakından tanımak demektir. Bütün saklı duyguların yavaştan açığa çıktığı; kimseye itiraf edemediğiniz saklılıkların birbir ortaya döküldüğü sözcükler hapseder belleğinizi.

“Kadın“ı sever ama hırpalar da… Gidip gelmeler yaşatır kendi içinde..

Kadından kentler; adı gibi, her kentte bir kadının hikayesi. Tam olarak bitmeyen; sanki gerçekten var olan ve acı çeken kadınları barındıran hikayeler.. Her karakter bir diğerinin beynine ve ruhuna girip onu eşeliyor. Bir doktor kendini asmış bir genç kızda buluyor kendini, bir abla bırakıp uzaklara gittiği kardeşinde, bir arkadaş kocasından ayrıldığı için onu yargılayan küçümseyen bakışlarında buluyor.

Marx'ın bir sözü geliyor aklıma; ”insanların varlığını belirleyen şey bilinçleri değildir; tam tersine onların bilincini belirleyen şey toplumsal varlıklarıdır.”

Yaşantımızın nasıl olması gerektiğini öğütleyen birçok kahraman başımıza dikiliyor. Nereye baksanız doğru, yanlış kalıplarıyla elalem ne der mantığıyla büyütülüyorsunuzn nasıl olması gerektiğini öğütleyen birçok kahraman başımıza dikiliyor.

Yüksek topuklarda kendini gösterir bu. Yeni yetme genç kızlığın asiliği, sonra kadınlara nefret kusması.. Küçük bir kız çocuğuyla geçirilen 5 gün içinde yaşanan kadınlığın bütün hallerine, pembeliğine, dedikodusuna karşı çıkışın romanı..

Ve ikilem...

Bütün duygusallığı ve kadınsal arzuları barındırma, ne kadar nefret dolu zamanlardan geçse de dünyaya bir çocuk getirebilmenin ve arzu edilmenin farkındalığı.. Mungan artık kadından kentlerde daha yumuşamış bir profil sergiliyor. Her hikayesinde daha bir şefkatle bakıyorsunuz kadınlığa.

Diyordum ya bize dayatılan, öğretilen ve yaratılan -öğretilmiş bilinç karmaşası- kadın asıl kurban seçiliyor hayatta. Çocukluktan itibaren kendini hissettiriyor bu. Cem Yılmaz'ın standup komedisinde yaptığı gibi; kadın küçüklükten itibaren yalan söyler herkese ve ustalaşır bu konuda, erkek rahattır her şey serbesttir çünkü onlara, o yüzden yalan söylemeyi kıvıramayız biz demeye getirir Yılmaz. Kendi içinde farklılıkları, istisnaları barındırmakla birlikte bana bu nükte işte öğretilen sınırlamaların ne düzeyde olduğunu daha iyi hatırlamama yardımcı oluyor.

Türkiye..

Tecavüze uğrayıp çocuk doğurdu diye Güldünya'yı öldüren; ona refaket eden hastabakıcısı tarafından tecavüz edilen, çocuk yaşta hamile kalıp bunu ailesine söyleyemediğinden evden kaçan; hastane tuvaletlerinde çocuğunu dünyaya getiren, dayak yiyen dövülen sömürülen; evlendiğinde kocasına kırmızı kuşağıyla “Hediye paketi” misali sunulan, kadın olduğu için bütün uzuvlarını sarıp sarmalamak zorunda bıraklılan, her adımına hesap vermek zorunda kalan ve ailesine, arkadaşlarına, sevgilisine yalan söylemek zorunda bırakılan kadınlarla dolu.. Ve bir aile kızı evlenmeden hamile kalsa bu çok büyük tepkilere yol açarken ünlü camiasında bu övünçle karşılanıyor. Halk dizi oyuncularını gülümseyerek destekliyor! -Bu ne iki yüzlülüktür!- AŞK işte deniyor.. Kendi kızları aşkın dışında oluyor hep. Hep başkaları aşık oluyor seviyor sevişiyor..
Ve bu ülke bütün ikiyüzlülüğüyle yaşamaya devam ediyor.

İşte bunları hatırlıyorum tekrardan Mungan'ı okurken. Ne yerme telaşındayım bu ülkeyi, ne de okuduklarına övgü bu sözlerim, feminizm öncüsü hiç değilim.

Ama bazen sizce de herşey biraz fala gelmiyor mu?

İzlediğiniz okuduğunuz haberler siz dokunmuyor mu?

Sınırların içinde yaşamak, hep geride olmak, günah keçisi olmak size de koymuyor mu?

Kadınların hikayesi…

Var olma çabaları…

Benim hüzünlü hikayelerim..

Kadınlardan nice evlat doğuyor, kentler kuruluyor, hayatlar…

Ama ne yazık

En çok onların;

RUHU

BEDENİ

VAR OLMUYOR....
 
Toplam blog
: 7
: 355
Kayıt tarihi
: 02.10.07
 
 

1987 İstanbul doğumluyum , Marmara Üniversitesinde İktisat okuyorum. Yazmayı, okumayı, öğrenmeyi, ye..