- Kategori
- TV Programları
‘Kalbim Dört Mevsim’ çarpamaz!

Konu iyi, kadro uygun,işleniş sıfır...
Yıldızlaşan logosu ve transfer dizileriyle iddialı bir giriş yapan Star, gösterimlerini noktaladığı dizilerin boşluğunu doldurmak için yeni yapımlara da ağırlık verdi. Bunlardan biri de ‘Kalbim Dört Mevsim’. Büyük umutlarla yola çıkan yapımın ilk bölümünde sergilenenlere ve gelen izleyici oranlarında bir hayli geride yer almasına bakıp bu dizinin ömrünün çok uzun sürmeyeceğini söylersek sanırım insafsızlık etmiş olmayız.
İlk bölümüyle karşımıza gelen dizinin oyuncu kadrosundaki isimler tiyatro kökenleriyle dikkat çekici. Başlangıç itibariyle, Ali Ulvi Hünkar’ın senaryosu da farklı görünmekte. Ancak bu olumlu izlenimlere karşın öykünün işlenişinde öyle boşluklar var ki evlere şenlik! Öncelikle yapımda söylem-eylem uyumsuzluğu hüküm sürmekte. Bu da planların gelişigüzel arka arkaya dizildiği izlenimini doğuruyor.
Büyük ölçüde yönetmen zaafından ve özensizlikten kaynaklanan bu ayrıntıların başında, Aslı’nın nişanlısı Burak’ın tavırları gelmekte. Agresifliğini torpidosundan çıkartıp yuttuğu haplarla ve kılıfından çıkartıp beline taktığı silahıyla gözümüze sokan polis damat adayı, kapkaççıyı yakalıyor; dengesizliğini iyice ispat için de silah çekiyor. Peki, sonra? Sonrası yok. Kapkaççıyı serbest mi bırakıyor, teslim mi ediyor belli değil. Aynı şekilde, düğünde polis arkadaşların büyük bir konvoy oluşturacağı vurgulanıyor. Doğal olarak tören kıyafetlerini giymiş polis arkadaşlardan oluşan bir konvoy bekliyorsunuz. Ama gelinle damadın nikâha gidişinde ne konvoy var ne de polis arkadaşlar. Sadece damada resmi kıyafet giydirilmiş. İki üç kişi de samimiyetsiz bir biçimde uzaktan bakıyor.
Nikâh yolunda çıkartılan kavganın anlamsızlığına ne demeli? Yani hangi ruh hastası normal yolunda giderken kalkıp da yandaki arabanın önüne girip girip çıkar? Bunu yapması için ya sürücünün sarhoş olması gerek ya da araçta kabadayılık heveslisi serserilerin bulunması lazım! Azgın Burak’ın arabadan çekip aldığı adam hem tek, hem ayık, hem de gayet mazlum. Damatlığı unutup boksörlüğe heveslenen Burak adama girişirken mini konvoydaki polis arkadaşların arabadan inip müdahale etmemeleri… Her şey olup bittikten sonra fazlasıyla yapmacık bir canlandırmayla yerdekine durumunu sormaları… Ve benzeri mantıksızlıklar. Mehmet Mehmedof, problemli polis tipine uygun ancak arkasında onun tavırlarını havada bırakmayacak unsurlar eksik! Tıpkı ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’nde mükemmel bir kör adam olan lakin burada ne yapacağını bilemez duruma düşen Bülent Emin Yarar’ın Cezmi karakterindeki gibi. Gizemli bakışlarla uzaklara dalan, eşiyle ilgili sır konusunda ‘haysiyet’ kelimesiyle ipucu veren Cezmi’nin bu yarı tebessümlü suskun ifadesi, mantıklı bir öyküyle desteklenmezse, kısa sürede bıktırır.
Ayça Varlıer’le hayat bulan Buket için de aynı olumsuzluklar geçerli. Duş almak için banyoya giden hangi kadın iç çamaşırını çıkartırken bir anda göğsündeki kanseri fark eder? Doktorun bile çeşitli pozisyonlarda muayene sonucu hissettiği şişliğin pat diye görülebilmesi için göze çarpacak derecede büyümesi ya da göğüste aşırı değişim oluşması gerekir. Ki bunun da bir gecede meydana gelemeyeceği kesin.
Bu vurgulamalar ışığında ‘Kalbim Dört Mevsim’in oyuncu röportajlarına bel bağlamayıp bir an önce işin ciddiyetini kavraması gerek. Alınan sonuçta ne ‘Fatmagül’ün Suçu Ne’ gibi bir rakibin ne de reyting hilesinin bahanesi olamayacağı bilinciyle… Aksi takdirde ‘Kalbim Dört Mevsim’ çarpmayabilir!
Anibal Güleroğlu http://www.sinematur.com