​ ‘Kırık Midyeler’ farklı dilleri hüzünde buluşturuyor! / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Haziran '12

 
Kategori
Sinema
 

‘Kırık Midyeler’ farklı dilleri hüzünde buluşturuyor!

‘Kırık Midyeler’ farklı dilleri hüzünde buluşturuyor!
 

Hayat girdabının acımasızlığında oradan oraya savrulanlar, dalgalı denizde bir kayaya tutunamayan midyelere benzer. Parasızlık ve çaresizlikle başlayan yeni bir yaşam yeri arayışı, söker de insanları vatanlarından… Sağlam bir zemin bulamayıp karaya vuran ‘Kırık Midyeler’ tadında bir trajedinin içine iter.

İstanbul sahilleri… Elinde, tek sermayesi olan çaydanlığıyla bir Kürt çocuğu, Hakim… Arabalarıyla deniz seyretmeye(!) gelen vatandaşlara çay servisi peşinde. Çay istemeyenlerin parasını alma formülüyse, ‘Yoldan geçen sizi görmesin’ denilerek camları buğulama hizmeti! Mardinli Hakim ve Faysal, ekmek parası uğruna İstanbul’a koşmuşlar. Ama ikisi de Kumkapı’daki Cevat’ın pansiyonuna ödemeleri gereken kirayı dahi bulamayacak durumdalar. Para istediğinde patronundan dayak yiyen Faysal, boğaz tokluğuna bulaşıkçılık yapmakta. Hakim, amcaoğlunun tek bir mektubuyla Almanya heveslisi olmuş. Para bulmak için aklında olan yol, ‘midye’ satmak.

Pansiyondaki Afrikalılar arasında Türkçe bilen Babatunde’yi bu hevesini gerçekleştirmesi için bir araç olarak görmekte. Babatunde ve kendi gibi kaçak Afrikalıların hedefiyse Yunanistan’a kaçmak. Kızını ameliyat ettirmek için çabalayan Bosnalı anne ve kalp hastası kızı pazarcılık yaparak İstanbul’da ayakta kalmaya çalışmakta. Ama nereye kadar? Cevat, yabancı işçilerin ve kaçakların bedeninden para kazanan bir insan sömürücü… Kiracılarına karşı acıması olmayan adamın en büyük zaafı, pasaportuna el koyduğu Rus kadın. Buram buram sefalet kokan pansiyonda buluşan farklı ülkelerden farklı insanlar… Hepsinin ortak dili, daha iyi bir yaşama kavuşmak! İçinde bulundukları şartlara bakıp da isteklerine erişeceklerine inanmak mümkün mü? Bunun cevabı filmin kendisinde gizli…

‘Kırık Midyeler’, Seyfi Tokmak’ın yönetmen koltuğuna geçtiği ilk film. İstanbul’un acımasız şartlarındaki küçük insanların büyük hikayesini anlatan yönetmen, mega şehrin göçmen çarpıklıklarına odaklanıyor. Günlük hayatta her an gözümüzün önünde olan, sürekli bakıldığı halde nadiren görülen manzaraları perdeye yansıtan kamera, gerçekleri sinema abartılarıyla süslemeden, olduğu gibi seyirciye sunuyor.

Bu özelliğiyle bir tür yaşam belgeseli kimliğine bürünen yapımda ana tema, ‘daha iyi bir hayat isteği’! Bu temanın kahramanları; bulaşıkçılık, çaycılık, midyecilik, daha olmadı korsan CD satıcılığı yoluyla para kazanmaya çalışan Doğulu çocuklar. Hakim’i hiç zorlanmadan canlandıran 15 yaşındaki Uğur Barış Mehmetoğlu, yönetmen tarafından Mardin’de keşfedilen Nusaybinli bir ailenin çocuğu. Polise taş atmaktan 4 ay hapis yatan Mehmetoğlu, o denli gerçekçi ki, rol yapmıyor hayatını oynuyor sanki. Filmde kendisine rol arkadaşlığı yapan Seydo Çelik de aynı oranda başarılı.

İki küçük çocuğun çerçevesini çizdiği ‘Kırık Midyeler’de dikkat çeken diğer isim, ‘Kanıt’ dizisinden Engin Benli! Kötülükle iyilik arasında kalan ve kendini içinde bulunduğu ortamın akışına bırakan telefoncu Cevat olarak öyküyü destekleyen Benli gibi Bosnalı çaresiz anneyi oynayan Selma Alispahic de bu yaşam dramının gerçekçi karakterlerinden.

Azgelişmiş ülkelerden kopup gelenlerin durağı İstanbul’u tuval yapan yönetmenin, çalışmaya bol malzeme yaratan yaşamdan gelen güçle işleyip, karanlık bir tablo olarak sinemaseverlerin önüne koyduğu ‘Kırık Midyeler’in en önemli özelliği; saflıkla kötülüğü, hayal kırıklığıyla umudu iç içe geçirmesi! İstanbul’un eski semtlerinden Kumkapı’nın fakir sokaklarındaki sefaleti, umut kırıntılarıyla süsleyerek yansıtan film, organ hırsızlığından uyuşturucu satıcılığına tüm pis işlerin, hayal peşindeki göçmenler ve doğulular sayesinde nasıl rahatlıkla yürütüldüğünü göstermekte. Doğudan gelenler yani Kürt çocukları uyuşturucu maşası… Çaresiz göçmenler organ mafyasının kurbanı… Saat satarak para kazanıp kapağı Avrupa'ya atmak isteyen Afrikalılar insan tacirlerinin oyuncağı… Doğu Bloku kadınları zevk sektörünün tutsağı… Ve uyanık vatandaşlar da bu garibanların sırtından geçinmek için ortam yaratan tacirler!

Doğu’dan İstanbul’a gelenlerin en gözde işi olarak midyeciliği öne çıkartan öykü, bu işin ne kadar meşakkatli olduğunu da gözler önüne seriyor. Para sıkıntısı çeken doğulu ailelerin umutlarını İstanbul’a yollanan erkek çocuklarına ve erken yaşta evlendirilen kız çocuklarına bağladıklarını da, öykünün ara mesajları.

Herkesin kendinden alttakini itip kaktığı çarkta, ezmekle ezilmek acımasızlık zincirinin halkaları! Bu halkaları, hayat kavgasının etki-tepkileriyle seyircinin düşünseline geçirmeyi başaran ‘Kırık Midyeler’ 30. İstanbul Film Festivali'nin ardından beyazperdede ilgi bekliyor. Bakıp da görmediğimiz, 'Kızılderili'lerin yaşam zorluklarını hissetmek ve 'Bölgelerinde insanca yaşam şartları olsaydı bulundukları yerden hiç koparlar mıydı' diye sorgulamak için iyi bir fırsat!

 

Anibal GÜLEROĞLU

www.sinematur.com

 

 
Toplam blog
: 1210
: 1542
Kayıt tarihi
: 10.04.10
 
 

İstanbul'da başlayan yaşamım, eski İstanbullu ailemden edindiğim kültürle gelişti. Birinciliklerl..