Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '14

 
Kategori
Sosyoloji
 

"Kurumsal din", "bireysel din"i kontrol etmeli midir? Ona karışmalı mıdır?

"Kurumsal din", "bireysel din"i kontrol etmeli midir? Ona karışmalı mıdır?
 

Diyenet İşleri Başkanlığı'nın bu tavrı, "Kurumsal Din"in, "Bireysel Din" üzerindeki kontrol ve yönlendirmesidir...


Dinlerin  doğuşundan bu yana, dinsel yaşamın  "Bireysel-kişisel" ve "kurumsal"  unsurları hep  "çatışma" durumunda olmuşlardır.

Siyasal yönden "kurumsal unsurlar", genellikle daha güçlü olan taraf olmuştur. Çünkü bunlar, mevcut hükümet ve onun koyduğu yasalar tarafından desteklenmiştir. Bu bakımdan "kurumsal din", siyasi önemi büyük olan bir sorundur.

"Kişisel" yani "bireysel din", bir kişinin özel sorunudur; bir tercihidir. Kimseyi de ilgilendirmez; ne toplumu ne hükümeti ne de devleti...Kişi ile ilgilendiği ya da inandığı din arasındaki birebir ilişkidir. Çağdaş ve demokratik din anlayışının da bu yönde olduğu söylenebilmektedir. Yani toplum düzenini, dini ilke ve kurallardan soyutlamak;  dini kişisel bir olgu olarak bireylerin vicdanına bırakmak.

Ancak, demokrasiyi bütün ilke, kural ve kurumlarıyla henüz tesis edememiş, demokrasi bilincine tam olarak ulaşamamış toplumlarda,  " dini, insanların ve toplumun keyfine bırakmak" o kadar kolay değildir. Bu nedenle, "kurumsal din" böyle toplumlarda devreye girmem zorunda kalır.

Türkiye örneğinde,  Diyanet İşleri Başkanlığı", bana göre "kurumsal dinin" hizmetindedir...Çünkü, bu Başkanlığın, kanunla belirlenmiş görevine bakınca, bunu açıkça görürüz.

 Bu Başkanlığın, kanunla belirlenmiş görevi : "İslam dininin inançları, ibadetleri ve ahlaki esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek"

Görüldüğü  gibi, ilk yanlış burada başlamış. Başkanlığın, görev alanı yalnızca "İslam dini" ile sınırlanmıştır...Son zamanlarda, devletin, "diğer dinlere" ve "farklı mezheplere" onların "ibadethanelerine" ve inançlarını icra ettikleri diğer "mahallere" karşı iyiniyetli yaklaşımları, Diyanet işleri Başkanlığı'nın, "İslam Dini" merkezli "kurumsallığını" değiştirmez.

Bir devlet ya da hükümet, Diyanet İşleri Başkanlığı kanalı ile halka, "dini" ve "sosyal yaşamın" diğer alanları  ile ilgili "fetvalar" veriyorsa ve "camilerde okunacak hutbelere şekil veriyorsa", "bireysel din" tam anlamıyla "kurumsal din"in kontrolü ve yönlendirmesi altındadır...

Bu fetvalar, halk nezdinde bağlayıcı değildir; uyulup uyulmaması  tamamen halkın kendi tercihlerine bağlıdır. Ancak, bu fetvalarını psikolojik açıdan yönlendirici olduğu da bir gerçektir.

Buna rağmen, devletin ya da hükümetin dine bakışı, toplumda karşılık buluyorsa, "bireysel din" ile "kurumsal din" uyuşabilir...Bugün, Türkiye'de yaşanan bence budur...

 

SONUÇ :

Şu anda, Türkiye örneğinde yaşanan budur...Bu "uyuşum", şu anda "siyasal ve toplumsal" alana da aktarılmış ve  devletin ve hükümetin her icraatı halkın önemli bir kesimi tarafından "hoşgörü" ile karşılanmakta ve "destek" görmektedir...

Devletin ve Hükümetin, "otoriterlik parfümü" sıkılmış "yönetim tarzı" bile, yandaşı olduğu halk kesimlerinin hoşuna gitmektedir...

Bu doğru mudur? Elbette değildir...Ama, ne yapalım ki, yukarıda da değindiğim gibi, Türkiye'de uygulanan budur.

Çözümü var mıdır? Elbette vardır...

Nedir?

"Din ve vicdan özgürlüğü" dahil, "insanın tüm hak ve özgürlüklerini" öne alan "İnsan merkezli" bir DEMOKRASİ ve bu değerlerin yer aldığı "yeni bir anayasadır"...

Dinin "kamusal" alandan çıkarılıp, "bireysel" alanda serbest bırakılmasıdır...

Ama, en önemlisi de, "dinin siyasete alet edilmesi" alışkanlığından vazgeçilmesidir...

 

cdenizkent

 

 
Toplam blog
: 979
: 1425
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..