- Kategori
- Güncel
“Kuş beyinli” demek iltifat mı oluyor?

milliyet'ten.
Blim adamlarının yaptığı binlerce deney sonucunda, öyle bilimsel sonuçlar çıkıyor ki; insanın yıllarca doğru bildiği bir konuyu, yanlış olarak kabullenmesi–bazen- güç oluyor.
“Karga”larla ilgili, dünkü Milliyet Gazete’sinde birçoğumuzu şaşırtan, ama aslında kargaları yakından tanıyanları da, çok fazla şaşırtmayan bir haber vardı:
<ı>Cambridge ve Londra Üniversitesi araştırmacıları, bir grup kargaya, içindeki suyun yüzeyinde solucan yüzen şeffaf tüpler gösteriyorlar. Kargalar, taşları tüplere atarak, suyu, solucanı yakalayabilecekleri seviyeye kadar yükseltiyorlar. İkinci deneyde ise; kargalara boyutları farklı taşlar veriliyor ve kargalar, daha büyük olan taşların suyu daha hızlı yükselteceğini kolayca keşfederek, zekâlarını gösteriyorlar.ı>
Aslında, bu konuyla ilgili daha evvel de, çeşitli deneyler yapılmıştı. Bunlardan çok ilginç olan bir tanesine değinmekte yarar görüyorum:
Yine bu tip bir deneyde, kargaların bulunduğu kafesin içine, içerisinde “solucan” dolu ayrı bir aparat olan cam bir tüp, bir tel ve birde taş parçası bırakılıyor. Kargalar, önce gagalarına aldıkları tel parçası ile aparatı almaya çalışıyorlar, ancak tel dümdüz olduğu için, alamadıklarını görüyorlar ve teli taşa sürte sürte kanca haline getirerek, tüpün içindeki “solucan” dolu aparatı almayı başarıyorlar…
Zaten, kargalarla ilgili doğada da birçoğumuzun duyduğu ya da tanık olduğu başkaca “zeka” gösterileri de vardır:
En çok bilineni de; kargaların “ceviz”le havalanması ve “ceviz”i yüksekten bırakarak, kırılmasını sağladıktan sonra - afiyetle- yemesidir…
Şimdi biz insanlara düşen çok önemli bir görev var: Bundan böyle “kuş beyinli” sözünü hakaret için değil, “iltifat” için kullanmalıyız, aksi taktirde “karga”lara ve diğer kuşlara- örneğin güvercinlere- haksızlık etmiş oluruz…
En önemlisi de, maymunlardan başlayarak, kargalar, kediler, köpekler ve güvercinler diye yeteneklerini ortaya koyan hayvan sayısı gittikçe artarken; biz insanlar neredeyiz, acaba “beynimizi” yeterince kullanıyor muyuz, yoksa “yıpranmasın” diye fazla çalıştırmamayı mı tercih ediyoruz? Bu soruya yanıt bulmamız gerekiyor…
Toplum olarak en çok yakındığımız hususların, günbegün azalacağına, hergün daha da fazla arttığını görmek, bizleri çok üzüyor ama, ayni kısır döngü de; ne yazık ki devam ediyor…
Şimdi tatil dönemi olduğu için, birçoğumuz tatile gittik ve tatilde plajların ne durumda olduğunu gördük…
Yine, herhangi bir yere pikniğe gittiğimizde, çoğu kez gittiğimize pişman olarak, boynu bükük evlerimize döndük…
Yollarımızın, caddelerimizin “salya-sümük” ten geçilmediğine -ne yazık ki- hergün tanık oluyoruz!
Toplu taşıma araçlarına bindiğimizde, ter kokularından kendimizi 2-3 durak önceden dışarı atıyoruz, atıyoruz ki boğulmayalım…
Bütün bu rezaletlere, bazıları hep bir “kılıf” bulmaya çalışıyordu: İnsanlarımız cahilmiş, eğitilmemiş, sabun alacak paraları yokmuş, o nedenle de; yıkanamıyorlarmış!
Bana göre, bu mazeretleri öne sürerek, yapılanları normal gibi göstermeye çalışanlar da; bu davranışları yapanlar kadar bu topluma karşı saygısızlık etmektedir!
Hayvanların bile yeteneklerini geliştirdiği bir dünyada, hala bazı insanlarımız Allah’ın verdiği akıllarını kullanamıyorsa ya da kullanmak istemiyorsa; kimse kusura bakmasın ama, bunu sadece eğitim yetersizliği ile açıklamak; akla ve mantığa aykırıdır…
Evinde kedi besleyenler bilirler, kediler çok temiz hayvanlardır ve kesinlikle hacetlerini “kum”a yaparlar ve sonrada örterler…
Biz kedimizi arada dışarı salıyoruz ve inanın, hacetini dışarıda yapmıyor, geliyor kumuna yapıyor, sonrada örtüyor…
Şimdi bir hayvan olarak kedi, bu kadar hassas hareket ederken; akıllı bir varlık olmasıyla öğünen “insanoğlu”nun yaptığı bu “saygısızlık”lar hoşgörülebilir mi?
Bir kere “sabun” dünyanın en ucuz sarf maddelerinden biridir ve ikincisi de, Müslüman olduğunu söyleyen bir insanın kirli olması, insanlara karşı “ayıp” olduğu gibi, dinende en büyük “günah”lardan biridir.
Bu insanlar hiç düşünmüyor mu acaba; niye Cenab-ı Allah her namazdan önce, “abdest” almayı “farz” kılmıştır? Temizliğin imandan geldiğine inanmayan, Müslüman olabilir mi? Eğer inanıyorsan, çevreni nasıl bu kadar “hoyratça” kirletebiliyorsun ve çöpünü atmadan gidebiliyorsun?
Temizliğin İslam dini için ne kadar önemli olduğunu anlamak için; “abdest” in, Arabistan gibi, suyun çok zor temin edildiği coğrafi bölgelerin birinde “farz” kılındığını unutmamalıyız!..
En önemlisi de, sokaklara ve caddelere “salya-sümük” atmak; ne insanlığa ne de Müslümanlığa, hiçbir dine ve imana sığmaz! Ancak, “mış” gibi yaşayan, az gelişmiş toplumlarda görülen bir “hastalık” türü olabilir…
Devlet kurumlarının da, başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bu sorunların çözümünü kolaylaştırmak için, eğitici birtakım seminerlerin düzenlenmesini teşvik etmesi, yönlendirmesi gerekmektedir.
Yaşadığımız toplumda daha huzurlu ve daha sağlıklı olabilmemiz için, hepimizin çevremize ve diğer bireylere karşı, daha duyarlı ve daha saygılı olmamız gerekmektedir.
Öncelikle de çocuklarımızı bu hususta acilen eğitmeliyiz ki; gelecekte onlar da bizim yaşadığımız “sıkıntı”ları yaşamasınlar!..
Kaynak :