- Kategori
- Siyaset
"O, uçağı kaldırır ama indiremez!"

resim internetten
Siyaset hayatımızda, Süleyman Demirel’in çok önemli bir yeri vardır.
Cumhuriyet tarihimiz boyunca, 6 kez hükümeti bırakıp giden ve 7 kez tekrar iktidara gelmeyi başarabilen tek siyasetçidir!
Özellikle de söylediği öyle sözler vardır ki; kendine özgü ince bir espri anlayışını da dile getiren bu sözlerin bazıları, yıllar geçse de hafızalarda unutulmayacak bir yer edinmiştir...
“Yollar yürümekle aşınmaz”, ”Demokrasilerde çare tükenmez”, “Dün dündür, bugün bugündür” , “Memlekette benzin vardı da, biz mi içtik?” gibi, birçok sözünü sanki bugünlerde söylenmişçesine hatırlamaktayız…
Demirel’in bu ilginç sözlerinden birisi de; merhum Turgut Özal için söylediği sözdür: “O, uçağı kaldırır ama indiremez!”
1980 sonrasında, Demirel ile Özal arasında, büyük bir siyasi çekişme yaşanmaktaydı ve bu sözde o yıllarda söylenmiştir…
Demirel’in, 1980 sonrası merhum Turgut Özal için söylediği sözü; şimdiki Başbakan’ımız Sayın Tayip Erdoğan’a uyarlarsak, yanlış yapmış olur muyuz?
Bence, bu söz Başbakan'ımız sayın Tayyip Erdoğan’a çok iyi oturacak ve hiç de sırıtmayacaktır!
AKP’nin iktidar olduğundan bu yana izlenen politikaları, atılan hesaplı ya da hesapsız adımları, bir bir gözümüzün önüne getirdiğimizde; göreceğimiz manzara bu konuda haksız olmadığımı gösterecektir!
Hangisini sayalım ki;
* “Kıbrıs açılımı”nı mı?
* AB ile başlatılan ama, sonradan buzdolabına konan "AB ilişkileri"ni mi?
* İspanyalardan “velevki siyasi simge olsun…” diye başlatılan ve aylarca boş yere gerilim yaratılan “Türban Açılımı"nı mı?
* Kıbrıs’ta başlatılan “ver-kurtul” politikasıyla başlatılan “Kıbrıs Açılımı”nı mı?
* Ermenistan ile başlatılan ve aktörlüğünü ABD’nin yaptığı, ülkemizin de “figüran”lık rolünü üstlendiği "Ermenistan Açılımı"nı mı ve doğru politikaların uygulanmaması sebebiyle, önce ABD'de de ve sonrada İsveç'de alınan "soykırım" kararlarını mı?
* İçinde ne olduğu belli olmayan bir paketle yola çıkılan ve Habur’da “duvara toslayan”, önce adına “Kürt Açılımı” denilen, ancak daha sonra “Alevi” ve “Roman” vatandaşlarımızda da dahil ederek, “Demokratik Açılım” adını alan açılım da, tam fiyasko ile sonuçlanmış olup, bu paketin içinde neler olduğu hiçbir zaman açık olarak ifade edilememiştir; çünkü bu paketin AKP’nin insiyatifiyle değil de, ABD’nin yönlendirmesiyle hazırlandığı çok kısa sürede ortaya çıkmıştır!
İktidarın, "Habur" skandalından sonra halkta oluşan tepkiler sebebiyle, çok büyük oy kayıpları yaşadığı anlaşılmış ve bu açılım da gündemden çekilmiştir. Şimdilerde sanatçılardan, yazarlardan destek turlarıyla, kamuoyu oyalanmakta ama aslında bu paket de, uygun zamanda tekrar gündeme getirilmek üzere, arka plana alınmıştır!
Son günlerde ise, iktidarın hazırladığı öyle bir yasa tasarısı vardır ki; hiçbir şekilde uzlaşmaya ve ortak bir çalışmaya dayanmayan, tamamen iktidarın istek ve arzularını yansıtan, Başbakan’ın talimatıyla şekillenen ve yine onun onayından sonra TBMM’ye sunulacak olan bu taslak, şimdiye dek ortaya konmuş olan yanlış politikaların bir devamı olacağı gibi, gelecek günlerde çok daha çalkantılı dönemler yaşanacağının da habercisidir!
İktidar, bu taslak ile çoktandır hakimiyeti altına alamadığı “Yüksek Yargı”yı, kuşatma altına almayı ve bir daha kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmamayı garanti altına almaya çalışmaktadır!
Görüldüğü gibi, Başbakan Erdoğan’ın iktidara geldiğinden bu yana ortaya koyduğu belli başlı bazı politikaları masaya yatırdığımızda; hiç de parlak ve başarılı bir “karne” ortaya çıkmamaktadır…
Ayrıca, çok açık ve net ortaya çıkan bir gerçek var ki; bugün yaşandığı gibi suni gündemlerle ülkede büyük gerilimlerin yaşandığı, devlet kurumlarının birbirine güvenini yitirdiği ve hatta birbirlerini hasım gibi gördüğü hiçbir dönem yaşanmamıştır…
Gelmiş geçmiş hiçbir hükümet döneminde, Cumhuriyet’in saygın kurumları bu kadar yıpratılmamıştır. Ayrıca, devletin kurumları hiçbir hükümet döneminde bu denli partizanlaştırılmamış, devletin valileri adeta AKP’nin teşkilat memurları gibi çalıştırılmamış, yiyecek ekmeği ve suyu olmayan insanlara oy avcılığı yapmak için “beyaz eşya”lar dağıtılmamıştır!
Yine, hiçbir hükümet döneminde olağanüstü dönemlerde başvurulan mahkemelerde, daha önceden alt yapısı hazırlanan “darbe” dönemlerine özgü yasalarla, insanların bir kısmı, sadece "gizli tanık" beyanlarıyla ve sözde iddialarla tutuklanmamış, aylarca ve hatta yıllarca cezaevlerinde çürümeye terk edilmemiştir!
Devletin bir Cumhuriyet Başsavcısı, sırf tarikatlara, cemaatlere soruşturma açtı diye, "gizli tanık" beyanlarıyla suçlanarak, vicdanları yaralayacak bir biçimde tutuklanmamıştır!
Cumhuriyetin hiçbir döneminde, devlet kurumları cemaatlerin, tarikatların arpalığı olarak bu denli partizanca kullandırılmamış ve sinsice kadrolaştırılmamıştır…
Yine, hiçbir iktidar döneminde, Milli Eğitim okullarında, din dersi öğretmenlerinin % 80’i idareci yapılarak, okullarda suni bir din dersi öğretmeni açığı yaratılmamış ve bunun neticesinde de, hiçbir pedagojik eğitimi olmayan “cami imamları”na geçici bahanesiyle, kalıcı olarak öğretmenlik yaptırılmanın yolu açılmamıştır!
Cumhuriyetin hiçbir döneminde yargı bu denli baskı altına alınmamış ve iktidar mensuplarının aleyhine karar veren hiçbir hakime, baskı olsun diye Adalet Bakanlığı müfettişleri gönderilmemiş, sözde soruşturmalar açılmamıştır! Yine hiçbir dönemde iktidarlar, “yüksek yargı”yı kuşatma altına almak için yasa değiştirmeye kalkışmamıştır!
Ülkemizde yıllardır yaşanan PKK sorunu nedeniyle, hiçbir şekilde bir “Kürt-Türk” ayrışması yaşanmamışken, iktidarın ABD politikalarına uyum sağlamak adına ortaya attığı "açımlar" neticesinde, ülkede bir “Kürt-Türk” kamplaşması yaşanmaya başlamıştır. Bu da yetmezmiş gibi, bir yandan da “Laik-Şeriatçı” ayrımı, günbegün tetiklenmektedir…
Şimdi burada sağduyulu bir biçimde düşünelim: Bu uçak havalandı ama, acaba emin ellerde miyiz; yani “uçağı kullanan pilot çok deneyimlidir, uçağı kazasız-belasız bir biçimde yere indirecektir” diyebiliyor muyuz?
Ben vatandaş olarak, bu uçaktayım ama sağ salim yere inebileceğime inanmıyorum; zira pilotuma güvenemiyorum…
Bir pilot, uçağında büyük gerilimler yaratıp, yolcuların birbirini adeta düşman gibi görmesini tetiklerse; üstüne üstlük uçak personeli de bu politikaya uygun davranıyorsa; bu uçuş sağlıklı ve emniyetli bir uçuş sayılabilir mi?
Üstelik bu pilotun hiçbir eleştiriye tahammülü olmadığı da, biliniyorsa!
Böyle bir pilotun yönetiminde ve böyle bir uçak personeliyle yolculuk yapmanın ne kadar riskli olduğunu görmemek mümkün mü?
En kısa zamanda, daha deneyimli, daha uzlaşmacı ve daha tutarlı politikalar izleyecek, uçağın rotasını doğru hedeflere yönlendirecek pilotlar seçmemiz gerektiğine inanıyorum!
Önemli olan uçağı kaldırmak değil; emniyetli bir uçuştan sonra, kazasız belasız yere indirebilmektir!