- Kategori
- Anılar
"Ölmüşlerinin mekanı cennet olsun yavrum."
"Ölmüşlerinin mekanı cennet olsun yavrum."
Bu gün öylesine yoğun ve öylesine yorucu bir gündü ki benim için, ben daha düşünürken bile yorulduğumdan, anlatarak sizin de kafanızı, ruhunuzu yormak istemiyorum. Kaldı ki, ben biraz - it canlıyımdır. - Yani öyle kolay kolay yorulmadığım gibi, hiçbir pabucu da değerinden ucuza bırakmam!
Ancak bu akşam iftarımı yaptıktan sonra en fazla 1 - 2 dakika süren, beni de derinden etkileyen, öylesine yoğun bir kısa zaman dilimi yaşadım ki, bunu seninle paylaşmadan rahat edemeyeciğimi farkettim kendi iç, kendi algı dünyamda güzel okuyucum.
Şişli'den Kartal'a gitmek için bindiğim çift katlı otobüs, kalabalık ve yoğun trafik yüzünden, yolculuk süresini elinde olmadan uzatınca, biz E-5 kara yolundaki Bostancı köprüsüne varamadan, top patladı. Bunun üzerine, ben de Küçükyalı'da otobüsten inip, ilk gördüğüm yer, Sultan Sofrası adlı mekanda iftarımı açtım. Servis, iş organizasyonu, hizmet kalitesi üçgeni o kadar kötüydü ki, gördüklerimi anlatmaya kalkarsam eğer, yazım ekseninden kayacak. Bu kadar kötü hizmet veren bir yer, bir de benden bahşiş bekledi; iyi mi? Bir kuruş bile bahşiş bırakmadım onlara. Çünkü bahşiş, bence hizmetiyle onu hak edene verilir.
Her neyse... Ben iyisi mi konuma döneyim:
İftarımdan sonra, kısa yoldan, hızla Kartal'a dönebilmek için, gözüme kestirdiğim ilk minibüse attım kendimi hemen. Minibüs 500 metre ya gitti ya gitmedi... 70 yaşın üzerinde, sol elindeki plastik beyaz bastonu kendine destek yapmış, esmer, bayağı beyazlamış, bakımsız, dalgalı saçlı, yüzü hayatın verdiği tüm yorgunluk ve hayalkırıklıklarına rağmen umut ve yaşama sevinci, hayat coşkusuyla dolu, vakur duruşlu teyze; minibüse durması için işaret etti.
Daha minibüse binmeden, 5- 10 saniyede hızlandırılmış bir özetle şöföre derdini anlatıverdi teyze:
- Yavrum! Benim otobüse ücretsiz binecek kartım var. Ama otobüs beni görmeden, almadan hızla geçiverdi. şuracıkta 2 durak ötede inicem. Binebilir miyim minibüsüne acaba yavrum?
Ben, tam şöför almasa da, yol parasını verip, yanıma oturturum bu vakur teyzeyi diye geçirirken içimden; şöför gayet delikanlı bir ses tonuyla teyzenin imdadına yetişti hemen:
- Tabi tabi... Geç otur teyze... Senin o güzel canın sağolsun. Hızla buruk bir sevinç yayıldı içime. Tabi yaaa! Giderek, hızlanarak azalsa da, insanlık ölmemişti ya!...
Teyze yapmacık olmayan, gayet içten ve samimi olduğuna ikna olduğum ses tonuyla; minnet, şükran, teşekkür içerikli 3 - 5 cümle daha kurduktan sonra, dertli olduğunu sezdiğim teyzeye, açılsın da rahatlasın diye, sıcak bir pas verdim hemen:
- Kemik erimen var heralde teyzecim.
- Kemik erimesi, romatizma, bel fıtığı... Ne ararsan var yavrum! Hepsi birbirine karışınca böyle, işim çok daha zorlaştı. İnerken daha rahat olsa da, binerken gördüğün gibi, çoook zorlanıyorum.
- Allah uzun ömür versin. Bu halimize de şükretmek lazım teyzecim. Beterin beteri var. Allah bu günümüzden geriye koymasın bizleri.
- Öyle öyle... Allah bu günümüzden geriye koymasın. Çok şükür yavrum.
Sonra 1- 2 kısa cümleyle daha derdini anlatmaya çalışan teyze; şöföre seslendi yine:
- Şöför bey! 2. Işıklarda inicem yavrum.İnerken biraz bekler misin beni? inerken de biraz zorlanıyorum yavrum.
Genç ve olabildiğine delikanlı yürekli şöför; ondan beklediğim en adamca cevabı verdi yine:
- Sen inerken ben seni beklerim. Sen hiç acele etme teyze.
- Allah senden razı olsun.
- Önemli değil teyzecim.
İneceği yere geldiğinde minibüs, o yılların yorgunu, savaşçı ruhu gecenin tüm karanlığına inat, güneş gibi parıldayan teyze, Birden dimdik, vakur, kendinden emin bir hal aldı. Gözleri ışıltı, gözleri merhamet, gözleri şükran dolu şöföre seslendi son kez:
"Ölmüşlerinin mekanı cennet olsun yavrum."
Duygu, ses tonu o kadar gerçekti ki; etkilenmemek için olan bitenden, ancak taş yürekli bir merhametsiz olmak lazımdı.
- Acaba benim için de birileri bu cümlelerden kuruyor muydu? Kuruyorsa eğer, kaçı bu teyze kadar gerçek, samimi ve içtendi? İnşallah benim için de böylesine samimiyet dolu hislerle dua ederlerdi...
Birden aklıma ne geldi biliyor musun güzel okuyucum?
Benim insanım, benim halkım, benim milletim 70 yaşını aşmış, hayatının belki de son günlerini yaşarken bile, topu topu 1 - 2 km ücretsiz götürdü diye kendisini; şöföre minnet, teşekkür, şükran dolu oabiliyordu.
Evet... Bu kadar vakur, bu kadar alçakgönüllü, bu kadar kadirşinas olması harika bir durumdu da; insanımın... Bu gün başına gelen, ömrünü tüketen, canını ölesiye yakan, dert, çile ve belaların da, ana kaynağı, bu olabildiğine kanaatkar ve alçakgönüllü, insan halleri değil miydi?
Bu devirde böylesine insan olabilmek doğru, böylesine değerli miydi? Peki sen ne dersin bu duruma sevgili okuyucum?