- Kategori
- Sinema
"Sahtekar" yüreğiniz dayanır mı bilmem?

Şok edici bir öykü.
Yıkıcı.
İnsanın ruhunu eriten bir konu.
Yönetmen Clint Estawood.
Başrollerde Anjelina Jolie, John Malcovich.
Bir Cumartesi günü, arkadaşının acil işinin çıkması nedeni ile işe gitmek zorunda kalan anne Christine Colins, dokuz yaşındaki oğlu Walter’ı evde yalnız bırakır.
Akşam eve döndüğünde oğlu ortalarda yoktur.
Mahalleyi arar, ama gören ve bilen kimse çıkmaz.
Polise haber verir anne.
Ve polis devrisi gün soruşturmaya başlar ama sonuç çıkmaz.
Küçük Walter kaybolmuştur.
Bundan sonrası son derece ilginç gelişmelerle dolu.
Anne çocuğunu bulmak için mücadele eder, ama uğraşları bir sonuç vermemektedir.
Bu süre zarfında poliste herhangi bir başarı elde edememiştir.
Ne var ki Los Angeles polis teşkilatı genel anlamı ile başarısız bir teşkilattır.
Başarısızlıklarını türlü yollarla kamufle etmenin yollarını arayan ve her türlü kanunu yok sayan bir yapıya bürünmüştür teşkilat.
Kendilerine muhalif olanlara her türlü baskıyı yapmaktalar.
Yeri geliyor öldürüyorlar, yeri geliyor akıl hastası diye tımarhaneye kapatıyorlar insanları.
Nitekim, bir kilisenin rahibi bu durumla mücadele etmektedir.
Her türlü sıkıntıyı göze alarak Los Angeles polis teşkilatının yaptıklarını kamuoyuna anlatmaya çalışır rahip.
Aradan geçmiştir beş ay ve Los Angeles polisi bir çocuk bulur.
Aşağı yukarı Walter’ın tarifine uymaktadır çocuk.
Gazeteciler eşliğinde şov yaparak Walter’ı bulduklarını ilan eder polis teşkilatı ve bu çocuğu anne Christine teslim ederler.
Ama bu çocuk Walter değildir.
Bu çocuğun kendi çocuğu olmadığını söyleyen anne, polis teşkilatınca ciddi baskılara maruz kalır.
Polis çocuğun Christine ait olduğunu kendilerine bağlı psikologlar ve doktorlar eşliğinde kabul ettirmeye çalışır.
Ne var ki anne durumu belgeleyen raporların peşine düşer ama bu defa tımarhaneye kapatılır.
Aradan geçen zaman zarfında kilisenin rahibi de Christine yardım etmeye çalışır.
Bir süre sonra bir çocuk bulunur ve sınır dışı edilmesi gerekiyordur bu çocuğun.
Polis müfettişlerinden birisi bu çocuğu kaldığı çiftlikten alır ve ofisine getirerek sorgular.
Sorgu sonrasında son derece feci şeyler anlatır çocuk.
Kuzeniyle çiftlikte kalmaktadırlar ve zaman zaman şehrin farkı semtlerine gidip çocuk kaçırarak çiftliğe getirip öldürmektedirler.
Çocuk kuzeninin baskısı ile bu duruma katlanmaktadır.
Polis kuzeni bulur ve tutuklar.
Daha sonrasında mahkeme süreci.
Ve seri çocuk katili idama mahkûm edilir.
Polis teşkilatının tutumu ise çeşitli cezalar almalarına neden olur.
Polis müdürü görevinden alınır.
Kimi polisler suçlu bulunarak çeşitli cezalara çarptırılırlar.
Anne Christine ise halen oğlunun ölmediğini ve bir yerlerde yaşadığını düşünmektedir.
Yıllar sonra bir çocuk daha bulunur.
Polis müfettişi bulunan çocuğu sorgular ve çiftlikte başına gelenleri anlatır.
Kapatıldıkları yerden bir boşluk bulmak sureti ile kaçmışlar.
Üç çocukturlar.
Kaçanlardan birisi olan bu çocuğun ayağı sıkışır ve ona küçük Walter yardım eder.
Ne var ki ayağı burkulmuştur çocuğun.
Çocuk bir çukura gizlenir.
Diğer ikisi ise kaçarlar ama katil bu iki çocuğun peşine düşer.
Sonrası meçhuldür, ayağı burkulan bu çocuk kurtulmuştur.
Anne Christine ise yıllarca oğlunu bulabilmek için uğraşır.
Oğlunun kaçtığını ve sonunun ne olduğunun belli olmaması, içinde hep bir umudun varlığına neden olur.
Kaldı ki seri katil mahkeme salonunda “senin oğlunu ben öldürmedim” diye de bir laf etmiştir.
İzlemeye değer güzel bir film.
Yüreğiniz dayanır mı bilmem ama son yıllarda izlediğim güzel filmlerden birisiydi.
Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır