"Şey'ini; şey ettiğimin şey'i yüzünden, at heykeli, halâ, aynı şey'i ile sürgünde... / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Haziran '10

 
Kategori
Haber
 

"Şey'ini; şey ettiğimin şey'i yüzünden, at heykeli, halâ, aynı şey'i ile sürgünde...

"Şey'ini; şey ettiğimin şey'i yüzünden, at heykeli, halâ, aynı şey'i ile sürgünde...
 

At çok görkemli. Şanlı binicisiyle şaha kalkmış.


Marmaris’in tam orta yerinde, Atatürk’ün şaha kalkmış at üstündeki heykeli, karşı taraflara taşınıp, yerine de şapkalı sivil heykelinin konmasının ardından, yıllar geçmesine rağmen, Marmaris’liler, eski heykelin, yerine getirilip konmasını istiyor.

Samsundaki benzerinin aynısı olan bu dizayn’daki bu heykele, ilk zamanlar Marmaris’liler “ Atamızı iyi benzetememişler” veya “ Şapkasını çok bol yapmışlar, yüzüne iniyor, gölgeliyor” şeklinde bahaneler bulmuşlardı.

Bu konuşmalar halk arasında olurken, Atatürk anıtı, aniden karşı sahil olan Turunç’a taşınıverdi. Sebebi de, sahibi olduğu gazetesinde Rifat Kalakoğlu’nun heykel için yazdığı yazı. Ne diyordu Kalakoğlu? “Atın hayaları çok iri yapılmış. Birer gülle gibi. Çoluk çocuğumuz da işin farkındalar,” demişti. Ve heykelin oradan kaldırılmasını, yenisinin oraya konmasını talep etmişti.

Marmaris’ten işadamı İsmet Karabenli ile bu mevzuyu konuştuk. “Atın o durumuna pek dikkat etmedim. Ama, Ata’nın şapkası çok büyüktü. TAS GİBİ BAŞA GEÇİRİLMİŞTİ. Bu yüzden beğenmemiştim” diyor. Diğer Marmarisliler de atın husye olayını bilerek “N’olmuş yani. Atın her şeyi iri olur” demişlerdi. Daha eskiler ise, eski atlı heykeli istiyor. “ Daha heybetliydi, meydanı dolduruyordu” dediler. Ama genel kanaat, atın geriye getirilmesi. Ama bunu, hangi babayiğit yapabilecek?

O yıllarda, Marmarisli Gazeteci Rıfat Beyle arkadaştık. Güneş Gazetesi Marmaris Muhabiriydim. Yayınlanan “Ört ki, ölem!” isimli bir yazımı, çıkardığı kitaba almış. Hem de bu olaydan bahsetmiş. Bu kitabını bana vermek istiyordu. Nihayet kavilleştik. Randevu yerine gelmedi. Telefonlara da çıkmıyor. Bu yazıyı İzmir’de yazarken, mesaj geldi. Kitaplarını yolluyormuş kargo ile. Adresimi istiyormuş.

Yolladık adresi, şimdi kitap gelsin diye bekleyeceğiz. ondan sonra da bu yazıyı yayınlayacağım.

Şimdi düşünüyorum. Atın orasını burasını budarsak, “Marmaris’e döner mi heykel?” diyerek. Karşı tarafta Turunç’ta, aynı atı, orasını burasının fazlalığı ile kabul ettiklerine göre, atı geriye verirler miydi acaba? Bir de diyorum ki, bir fitil soksak araya, “Bu at Marmaris’in ve Marmaris’lilerin öz malıdır. Şu’su ile bu’su ile kabul etmeğe hazırız. Yeter ki atımızı geri verin! Üzerinde ne de olsa sevgili Ata’mız var!” Ne dersiniz? İş TRUVA atının unvanını geçer oldu.

Marmarisli şimdi harıl harıl, nasıl para kazanırım diye düşünüyor. Elli kuruşluk suyu, nasıl iki liradan satarım diye düşünüyor.

Marmaris’li gazetecimizin her şeyden haberi var. Bu satırlar okur da cevap verir bu konuda. Bizi de aydınlatır inşallah, diyoruz.

İşte böyle işimiz hep, “inşallah ile maşallaha” kalmış, derken, “ört ki ölem!” diye de bağlamışkeeeeen, gazetecimizin resmi düştü ekranımıza. Olayı aydınlatacak kitabı da kargodan çıkıp geldi ardından. N’apacağız şimdi, olayı bu yeni bilgiler karşısında yeniden kurgulayacağız.

Rıfat Kalakoğlunun kitabı, “Dünden bu güne Marmaris” 591 sayfa. Bir nevi tarihsel doküman, tarih tarih işlenmiş. Kitabın 350 nci sayfasında “ Atatürk Anıtını değiştirelim” başlığı ile özetle şunlar yazılı. “ Ayrıca özellikle bayramlarda çoluk çocuk, kadın kız bu heykelin altına geçip, huşu içinde kimi seyrediyoruz? Ata’nın manevi huzurunda mıyız? Yoksa, Türkler için kutsal da olsa, bir hayvanın devasa tenasül organlarının seyircisi miyiz?” böyle demiş Kalakoğlu kitabında.Yıl 1990

Hımm. Hatırımızda kalan doğru. Özetle, atın şeyine takmış kafayı. “Çoluk çocuk bu heykelin altına geçildiğinde ” atın şeyinin şeysi gözüküyormuş. Eee, atın altına kadar geçmeyiver sen de. Biraz da uzaktan bakıversen olmaz mı? Sonra, her şeyde, şeyin şeyi yok mudur? Vardır. Kimisi büyük, kimisi küçük. Niye dert edersin? Dimi ama?! İlâhi Rıfat Kardeşim. “Gel de, “Ört ki, ölem!” deme!

Ya, işte böyle böyle.

Atın şeyi, böylelikle gazete sütunlarına geçti. At, at’lıktan çıktı, “Şey” i ile anılır oldu. Şeyini şey’ettiğimin şeyi yüzünden at heykeli, aynı şeyi ile halâ sürgünde. Kenarından, kıyısından torna ile rutuş etsek onun şeyini, faydası da olur dönüş için.

Bakaciğiz, göreciğiz.

 
Toplam blog
: 1616
: 918
Kayıt tarihi
: 13.08.06
 
 

Hayatın dikenli yollarından geçmenin  sırrı, aralarından çabuk geçmektir. Ümit, naylon çorap giyd..