- Kategori
- Dünya
"Tutsak"(durağan) bir dış politakadan; "atak"(aktif) bir dış politikaya geçiş..

Türkiye, buresimdeki kuruluşların "tutsağı" ya da "emir kulu" değildir...
Güncelleme Tarihi : 8 Aralık 2016
TÜRKİYE, BATININ "TUTSAĞI" YA DA ONUN "EMİR KULU" DEĞİLDİR...
*
Başlarken...
BATILILAR, BİZİ, VİYANA KAPILARINDAN (1683) İTİBAREN SAKARYA NEHRİ'NİN DOĞUSUNA KADAR İTELEYİP DURDULAR...
Neredeyse, Orta Asya'ya dönüyorduk... Zaten onlar da öyle istiyorlardı..
Sonra biz, bir atak yaptık; tekrar Batı'ya yöneldik; bizi Doğu'ya sürenleri Ege Denizi'ne düktük... Galip bir devlet olarak antlaşma masasına oturduk. Ama, aynı batılılar, "bu kadar yeter" dedi ve bize, hak ettiğimizde azını verdiler... Biraz da para vererek sesimizi kestiler...
1923 yılında kurulan Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin huzurlu bir ortama ihtiyacı vardı... Yeni bir savaşı da kaldıracak gücü kalmamıştı... Bu nedenle de, yukarıda da değindiğim gibi, Lozan'da, alabileceğimizden daha azını almakla yetindik...
*
BATILILARIN, TÜRKİYE İÇİN ÖNGÖRDÜĞÜ TUTSAK BİR DIŞ POLİTİKADIR...
Buna rağmen, Yeni Türkiye'ye hedef olarak, batı benzeri bir çağdaşlaşma hedefi gösterdiler.. .Bizi, sanki gelecekte oynanacak bir filmin senaryosu içine, yardımcı bir aktör olarak dahil ettiler... NATO, Birleşmiş Milletler(BM) gibi teşkilatların ve daha sonra da Avrupa Birliği kıskacına soktular... Bunlara ilaveten de, "ABD-Türkiye Stratejik Ortaklığı" gibi, nasıl işlediği pek de açık olmayan bir ikili yapı içine soktular...
Türkiye'nin, bütün bu müttefiklik ve ortaklıklara girmesinin en önemli nedenlerinde biri, babalarımızın dilinde düşürmediği, "Moskof gavuru" gibi, bir Rusya tehlikesi idi...
ABD ve Rusya'nın arasındaki savaşa dönüşen anlaşmazlığı silah gücüyle çözmek için, o sıralarda çoğu siyasetçimizin, dünya haritasında zor bulabileceği Kore'ye 4500 askerimizi niye gönderdik ki?... Bunun karşılığında da, bizi NATO'ya almadılar mı?
*
Bütün bu ittifaklar, teşkilatlar, ortaklıklar ve ikili stratejik ortaklıklar, bizi bağladı; Türkiye onlardan habersiz, "acaba ne derler" diye kendiliğinden, ülkenin jeopolitik hassasiyetinin gerektirdiği bir dış politika uygulayamadı...
M. Kemal'in "yurtta barış, dünyada barış" ilkesini de yanlış anlayan, siyasilerimiz ve yöneticilerimiz de, "aman, bize dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek, batılıların ekmeğine yağ sürdüler... Türkiye'yi "durağan" bir dış politikaya(aslında politikasızlığa) mahkum ettiler...
*
TÜRKİYE, ARTIK, "BATILILARIN BİÇTİĞİ TUTSAK POLİTİKAYA" MECBUR DEĞİLDİR...
Türkiye'nin başlattığı, ABD ve Batı'dan bağımsız, ilkelerden ve duygusallıktan arınmış gerçekçi (realpolitik) bir dış politika için bir tarih vermek gerekirse, başlangıç olarak "one minute" çıkışını ve "dünya beşten büyüktür" deyişini göstermek yanlış olmaz...
2011 yılında başlayan, önce, Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların ve sonra da, ülke olarak, Rusya, İran ve ABD'nin katıldığı, hemen güneyimizdeki(sınırdaşımız) Suriye'deki askeri ve politik çatışmalara ve çıkar paylaşımlarına, Türkiye hareketsiz kalamazdı...
Bunun için de, eskiden olduğu gibi, bağlı olduğumuz ittifaklara, teşkilatlara, ortaklıklara ve ikili stratejik birlikteliklere sormadan, gereğini yapmış ve başta sınır güvenliğimiz olmak üzere bölgedeki tarihten gelen hak ve hukukumuzu korumak için harekete geçmiştir...
*
S o n d e y i ş....
Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, bu siyasi gerginliklerin ve savaşların ortasında, hatta içinde kalmış Türkiye'yi, bu karışık coğrafyada atakta tutan ve tutmaya devam edecek en önemli husus; Türkiye'nin, coğrafi konumunun gerektirdiği jeopolitik özelliğinin hassasiyetini çok iyi anlaması ve bunu akıllıca kullanmasıdır...
Güncelimiz olan Suriye konusuna biraz da bu açıdan bakmak gerekir...
Türkiye, bana göre, zaten bu işi yapıyor; yapıyor ama, bu işi ödünsüz sürdürmelidir...Fırat'ın batısı DAEŞ'den temizlenmeli; PYD(YPG), hemen sınırımıza bitişik Afrin'i ve sırtını Fırat'a dayamış Münbiç'i boşaltmalıdır...
M. Kemal Atatürk'ün, Misak-ı Milli'nin güney sınırlarını çizerken, jeopolitik ve askeri mülahazaları dikkate alarak başlangıcı, "İSKENDERUN'UN güneyinden başlatması ve HALEP ile KATIMA arasından geçirmesi ve CERABLUS KÖPRÜSÜNE" ulaştırması, boşuna değildir...
Yani, İSKENDERUN, FIRAT'ın BATISI ve HALEP arasındaki bölge, Türkiye'nin sınır güvenliğini uzaktan sağlayan bir bölgedir...
Bu jeopolik hassasiyeti herkes bilmelidir...
cdenizkent
NOT : Blog yönetiminden ricam, bloğumda koyu ve italik harflerle vurguladığım yerlerin aynen çıkmasıdır...Teşekkürler.