- Kategori
- Sinema
‘Üç’ farklı paylaşımların özendirici anlatımı...

Kapalı kapılar ardında mubah olanlar aralanan kapıdan baş göstermeye yeltendikçe... Bir kavram karmaşası yaşanır, hayatın onaylanmış yerleşik değerlerinde! Normalin algılanışının bakış açısına göre değişimi kabullenildikçe... Anormal sayılanlar yaşam biçimine dönüşür, postmodern toplumun ikiyüzlülüğünde!
Üç insanın yollarının kesişim öyküsünde, uzun yıllar birlikte yaşadıkları halde bunu resmileştirmeyen Doktor Hanna ile galeride çalışan Simon’un sıradanlaşan ilişkisi her iki taraf için de sıkıcı olmaya başlamıştır. Tesadüfler sonucu hayatlarına giren Adam, her ikisinin de yaşam tercihlerini değiştiren faktör olacaktır...
‘Koş Lola Koş’ filmiyle nefesleri kesen, ‘Koku: Bir Katilin Hikâyesi’nde gerilimi yaşatan Alman yönetmen Tom Tykwar, tarzıyla hiç uyuşmayan bir yapım olan ÜÇ ile karşımızda... Cinselliğin uç noktalarındaki öykü, cesur bir dille ele aldığı tercihlere sıcak bakmakta! Sinemada gittikçe daha fazla yer bulmaya başlayan bir konuyu, sanatsal inceliklerle çekici hale getiren Tykwar, monotonlaşan çiftlere farklı seçenek sunup adeta yol göstermekte. Fransız sinemasındaki eş değiş tokuşunu öteye götürüp cinselliği hemcinsler arasına taşıyarak cüretkârlaşan yapım, tabuları yıkar nitelikte! Softun ötesine geçen sahneler ve bilgisayardan yansıtılan hard görüntülerle bu özelliğini vurgulayan ÜÇ, psikolojik güdüleme işini de layıkıyla başarmakta... Modernleşme yolunda özgürlükle yozlaşmayı karıştıranların kapalı kapılar ardında yaşadıkları kendilerine. Ne var ki, doğuştan değil de sadece depresyondan veya ‘Bir de bunu deneyelim’ dürtüsüyle gelişen sapmaları ‘ballandırarak anlatma’ modasının sinema gibi etkili bir alana sıkça malzeme yapılmasını hoşgörüyle kabullenmek zor! İzleyici yaş sınırı uyarısının da bu noktada anlam taşıdığını sanmıyorum.
Performans düşüklüğü yaşayan, geçirdiği testis ameliyatı sonucu giriştiği deneyde çift yönlü bir erkeğe dönüşen Simon’la, karısını ve oğlunu bırakıp erkeklere yönelen Adam’ın ilişkisini özenerek veren ÜÇ, kadın-erkek birlikteliğini kestirmeden geçmekte! ‘Normal’i sorgulayan film, annesiyle siyah-beyaz düşlerde bütünleşen Simon’un fantastik motifleriyle de dinsel sorgulamaya yönelmekte. Berlin ve Londra’da panoramik tur yaptırmayı ihmal etmeyen ÜÇ’te, denizle iç içe havuzun gece görünümüne odaklanan kameranın arka plandan verdiği şehir silueti tam bir kartpostal!
Yarım erkek olmaktan korkarken yarı kadına dönüşen Simon... Genetik etiğini sorgularken kendi etiğini biseksüel bir erkeğin kollarında unutan Hanna... Kadınlara olduğu kadar erkeklere de yatağında yer vermekten hoşlanan tüp bebekçi Adam... Parlak şehir ışıklarıyla süslenen bu garip üçlü ilişki, çareyi cinselliğe yönelmekte bulan Avrupa sinemasının tutunacak dal arayışının neticesi! ‘Kalbinde kaç kişiye yer var’ diye soran ÜÇ, aslında ‘Yatağında kaç kişiye yer var’ demekte... Duygudan ziyade tensel tatmi için kullanılan yatak olayı, değerlerin ayağa düşürülmesi ve çoğunluğu genç olan izleyicinin yanlış güdülenmesine zemin hazırlamaktan öte bir anlam taşımamakta... Tabii özgüven kaybıyla, farklı klasmanda güreşmeye heveslenen orta yaş üstü erkekleri de unutmamak lazım! Netice itibariyle çekici bir afişe sahip
olan ÜÇ’e gitmeden önce üç kere düşünüp ona göre karar verilmeli.
İyi Günde Kötü Günde birlikte olmak dileğiyle...
Romantik komedi türünün yıldızı olarak parlayan Dermot Mulroney bu kez İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE filminin yönetmen koltuğunda! Rap efsanesi Tupac Shakur’un 1997’deki filmiyle aynı ada layık görülen yapıma orijinal isim tercümesinin konulmaması kınanması gereken bir nokta. Genç Hollywood Ödülleri’nde ‘Geleceğin Kadın Süper Starı’ seçilen Mandy Moore ile ‘Twilight’ serisinden ünlenen Kellen Lutz’un yanı sıra eski kuşaktan Jane Seymour ve James Brolin’in keyifli oyunculuğuyla yükselen film, klasik Amerikanvari konusuna rağmen ilgi çekmeyi başarmakta!
Estetik destekli çekici fiziklerine karşın sahte duruşlu karakterler... Trenin kaçmak üzere olduğunu fark edip harekete geçen bir anne... Tonton tavırlarıyla nasihat vermeye soyunurken komikliği de araya sıkıştıran bir baba... Bozulan ilişkilere yol gösterirken kendi ailesininkiyle baş etmeye çalışan evlilik danışmanı bir genç kadın... Ve bu kargaşanın içine aşk dolayısıyla hapsolan bir genç adam... Sevgi sözcüklerinin havada uçuştuğu anlardan tuvalet kâğıtlarının kafaya fırlatıldığı fikir çatışmalarına uzanan neşeli bir öykü! Hollywood’un romantik komedi tarzında olmazsa olmaz unsurlarının hepsini bir arada sunan İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE, para derdi olmadığı için yoktan sorun yaratan üst tabaka Amerikan ailesindeki erkek pasifliğini ve kadın ağırlığını başarıyla hissettirmekte. Gülmek ve eğlenceli dakikalar geçirmek için haftanın filmi niteliğinde!
Anibal Güleroğlu