- Kategori
- Futbol
UEFA ve Platini’yi Fenerbahçe’ye karşı beslemek!..

Yazmak, zevki verdiği kadar, bazen de sıkınıtı verir.
Bu “zevk alma” ve “sıkıntı”, okuyan için de geçerlidir. Yazılanlara önyargılı yaklaşanlar vardır. Daha önce, yazılanlara tepki duyanlar ise yazılanı görünce, burun kıvırırlar.
Doğaldır böylesi yaklaşımlar, özellikle tepkiler. Çünkü her gün evine giren gazetede bile, her haberi, her yazarı okumayanlar da çoktur.
Kendi düşündüklerini yazılanda bulanların aldığı zevk bir başkadır.
Belli günlerde yazmak zorunda olanlar ya da yazma konusunda bir zorunluluk duymadan yazmayı sürdürenler, bazen, yazma konusunda kararsızlık içine düşerler. Bazen geri dönüşler olur; eski bir yazı, bir de bakmışsınız, gücelliğini koruyor. Karşınıza dikilmiş, “Ben ne güne duruyorum?” dercesine...
İşte, “Ben ne güne duruyorum?” diyen, 14 Mayıs 2009'dan bugüne çıktığı yolda “fırtına”ya yakalanan, kimi yerleri ve başlığı (“Yem”e koşan, “yemci”ye tapar!..) uçurulan, sözünü ettiğimiz o yazı:
Geçenlerde, bir arkadaşımın bahçesine gittim.
Bahçede turunçgiller ağırlıkta. Bahçenin büyük bir bölümünde serada muz yetiştiriyor. Köpekler, kediler, kümes hayvanları, ayrı bir hava katıyor bahçeye. Tavuklar ve horozlar, masadan kalkmayalım; ne var ne yok, gagalıyor, yiyebildiklerini yiyor, kalanı sağa sola dağıtıyorlar.
Ne yaman bir fırsatçılık!
Bir ara farkına vardım, ama anlamadım.
Bir yöne gidince, tavuklar ve horozlar, uzakta da olsalar, bize doğru koşuyorlar. Kanat çırpmalar, gıdıklamalar birbirine karışıyor; bir gürültü kopuyor.
Sonra arkadaşım açıkladı:
Yöneldiğimiz yerde bir kapı var; meğer içeride de yemleri...
Demek ki, yem verileceği umuduyla geliyorlarmış cümbür cemaat!
Tavuklar ve horozlar, kimden/ nereden yemleneceklerini iyi biliyor!
*****
Şöyle hafızanızı bir yoklayın, çevrenize bakının, “yeme koşan”ları görür/ hatırlarsınız.
Tavuklar ve horozlardan farkı yoktur onların; her şeyleri “yem”den pay kapmaya programlıdır.
“Yem”den pay kapan, daha büyük “yem” ardında koşar! “Nerede sabah, orada akşam” hesabı, o tavuklar ve horozlar gibi, arkasında “yem” olan kapılara iyi bilirler/ sezerler.
"Altıncı his"leri çok güçlüdür; iyi koku alırlar!
Bundan da anlıyoruz ki, “yemlenen”ler, “yemci”leri çok iyi tanırlar.
*****
Belli bir konuma gelmek için ona buna yamanan “tip”ler her yerde vardır. Bu “tip”lerden, yaşamım boyunca hiç hoşlanmadım. Onların tavırlarında, bir “utanmazlık” gördüm hep!
Bu yaklaşımım “yakın”da olanlar için de, “uzak”ta olanlar için de aynı.
Ne demek “uzak”ta olanlar?
Sözgelimi, “köşe” edinmiş, her yönden “dört köşe” olanlar!
Nimetlerinden yararlanmak için kalem oynatanlar, çene patlatanlar!
Onlardan bir kısmını ekrandan fırlayacak, boğazımıza sarılacak duygusuyla izleriz. Çoğu kez de, kalemlerinden kan damlar; ucu sivri kalemlerini kimilerine batırır da batırırlar.
Hedefler, tam “on ikiden” vurulur!
Zevkin sonu yoktur!
*****
Köşede bucakta kalmış olanlardan kimileri de, kendilerine bir “kapı” ararlar.
Bir “kapı” bulmak için, “kapı”sı olanlardan medet umarlar.
Çünkü!..
“Yem”e koşan, “yemlenen”e imrenir, “yemci”ye tapar!
Bugünkü ek:
UEFA, CAS kararı daha açıklanmadan Fenerbahçe ve Beşiktaş’a “Kura çekimine gelmeyin” diye yazı gönderiyorsa...
UEFA'nın başı Platini, “Fenerbahçe için Türk yargısından her türlü belge, evrak bize ulaştı. (...) Bu nedenle gelen resmi evraklar neyi belgelediyse kararlar da o doğrultuda verilmiştir.” diyorsa...
Ve UEFA/ CAS, davanın bir Yargıtay süreci olduğunu, oradan Fenerbahçe lehine bir karar çıkma olasılığını göz ardı ediyorsa...
Fenerbahçe cephesinden gelen, "Bu operasyon Aziz Yıldırım tandanslı bir operasyondur.", “Bu şike davası değildir. Böyle şike davası olmaz. Her yerde karşımıza çıkan tek bir şey var: polis fezlekesi." yakınması duyulmuyorsa...
.... bütün bunlardan adresin önceden yazıldığı belli olmuyor mu?
Bu “leke”yi Aziz Yıldırım sürdü, demenin hükmü kalır mı?
Son söz:
Gerçek taraftara düşen görev, takımlarına daha bir sahip çıkmaktır. Çünkü Fenerbahçeli olmak kolay olsa da, Fenerbahçeli kalmak zordur!..
http://www.facebook.com/turgutcelik