- Kategori
- Blog
"Yaz Google'a Adımı..."

Bir kaplumbağa hızında da olsa... Bakalım ulaşabilecek miyim hayallerime?
Piyasa durgun… İşler yavaş… Hal böyle olunca, günlük esnaf ziyaretlerim zorunlu hale geliyor. Ve o ziyaretlerde yapılan sohbetlerin en hoşuma giden bölümleri şu çerçevede gelişiyor:
Esnaf: Abi, senin halin, duruşun, sohbetin bir başka…
Anlamazdan geliyorum haliyle… Alçakgönüllü, mütevazi davranmaya çalışıyorum; olabildiğince.
Ben: Nasıl yani? Anlamadım.
Esnaf: Görmüş geçirmiş tavırların var. Ağzın laf yapıyor. Ne dediğini biliyorsun. Gündeme hakimsin.
Ben: Neden? Başkaları hakim değil mi yaşananlara? Sana öyle geliyordur . , sevgili kardeşim.
Esnaf: Yok, yoook! Sen bu işlerin adamı değilsin.
Ben: Hangi işlerin?
Esnaf: Böyle sokakta kapı kapı gezerek…
Ben: E,ee… N’olmuş yani sokakta geziyorsam? Fena mı?
Esnaf: Yok abi. Yanlış anladın. Estağfurullah! Yaniii… Bizim gibi değilsin. Sıradan birine, lalettayn adamlara benzemiyorsun. Nasıl anlatsam... Başka bir ruh, değişik bir hava var sende. Öyle zorlama da değil... Emanet gibi durmuyor üzerinde.
Ben: Ne tür bir hava? Kibir, kasıntılık, kendini beğenmişlik gibi şeyler mi görüyorsun yoksa? Aman diyim, sakın! Nefret ederim ben o tür hareketlerden, öyle davrananlardan…
Esnaf: Ne bileyim. Farklısın işte!
Ben: Yazarım ben. Ondan olmasın sakın?
Esanaf: Yok canım! Nerde yazıyorsun abi?
Ben: Milliyet Blog’ta… Yaz google adımı… Sokaktaki insan bilmez ama; Google Amca tanır beni!
Esanaf: Nerde dedin abi? Orası neresi?
Ben: Milliyet Blog dedim. Milliyet gazetesinin internette yayınlanan blog sitesi…
Esnaf: Her neyse. Bak, dediğim gibiymiş işte! Ben doğru anlamışım olayı.
Sayfa ziyaretim de, yazılarımın toplam okunma sayısı da iki milyonun üstünde olsa da… Sokakta, çay bahçesinde, sinemada, gezerken, kendi halimde yürürken, dolmuşta, otobüste, herhangi bir yerde, sıra beklerken mesela… Gazete, dergi, kitap alırken, cafede otururken ya da denizi seyrederken tek başıma… Hiç kimse tanımamış olsa da beni… Allah’ın tek bir kulu: “ Cem Bey, Merhaba. Şu yazınızı okumuştum. Söyledikleriniz hakkında fikrim şu…” demiş olmasa da bunca senedir…
Yukarda anlattığım diyaloglar bile hafiften keyiflenmemi sağlıyor arasıra. Demek diyorum, Kafamdakilerin hepsini uygulayıp, azıcık tanınır biri olursam, halkın ilgisi artacak yazdıklarıma. Belki de “ kitlesel etkinlikte bir yazar olma “ hedefime ulaşabilirim günün birinde… İlk defa karşılaştığım, altı üstü 15 – 20 dakika sohbet ettiğim insanlar bile fark ediyorsa durumu… Zaman dolduğunda, günü geldiğinde yazarlık hedeflerime ulaşacağım sanırım.
Düşünmesi bile güzel… Şu anda yüzümün aldığı şekli ben bile merak ediyorum doğrusu.
İnsanoğlu anlaşılmak ister. Derdini gönlünce dökebilmek… Dünyaya gönderiliş amacını sorgularken… Çok azımız en doğru şekilde oynayabilir ona biçilmiş rolü.
Yazmak, en azından kendimizi ifade edebilmemizi sağlıyor. Satırlarımız, ulaşabildiğimiz kitlelere sözcülüğümüzü yapıyor bir nevi. Her yazan, bir gün herkese ulaşabilmeyi hayal eder ama… Bunu çok azımız başarır.
Kaplumbağaya sormuşlar bir gün:
- Nereye böyle kardeş; yavaş yavaş?
- Hacca giderim.
- İyi ama... Sen bu hızla, bu yürüyüşle oraya ulaşamazsın ki!
- Olsun. Ulaşamasam da, Kabe yollarında ölürüm.
Bizimki de o hesap! 8 Şubat 2011’de burada başlayan yazarlık yolculuğum; bakalım ne vakit, nerede, nasıl sonlanacak? Ölmeden, bu dünyadan göçüp gitmeden, acık da olsa bi şeyler görebilsem bari!..