- Kategori
- Güncel
"Yeni bir dünya" mümkün mü ?

ABD Başkanı Sayın Obama'nın Türkiye ziyareti, yaşlı kıta'lardan genç kıtalara, daha insancıl bir dünyanın mümkün olabilirliği üzerinde düşünülmesine katkı yapabilmelidir. 21. yüzyılın "barış, demokrasi, refah" idealleri anlamında gerçekten "başladığına" tanık olma şansına sahibiz. Ve biz, dünyaya bir şans daha vermeyi geçmişe sadakat, gelecek kuşakların emanetine lıyakat olarak algılamak sorumluluğunu geçiştiremeyeceğimiz bir noktadayız.
Bugün IMF'nin ve Dünya Bankası'nın parasal konsolide yapılar olmaktan daha sosyal nüansları da olan programları tartışıyor olması, sadece Latin Amerika'da radikal tonlarla yükselen sol seslerden değil, Paris'in varoşlarını bile saran "itilmişlik" ateşinin yakıcı gerçekliğinden de kaynaklıyor olabilir. Avrupa Birliği'nin de, geliştiği her halkada nüfusu itibariyle önemli sayıda parlamenterle gelebilecek bir Türkiye'yi dışarıda bırakması ve serbest dolaşım kapılarını kapatması, yeni demokrasilerinin bile göç sorunundan etkilenmesi gerçeğini değiştirmiyor... Sınır aşan sorunlar, ayrımcılığı, yabancılaşmayı ve yalnızlaşmayı da beraberinde tetikliyor. Oysa her sorun yatağında ama pek çok sorun da uluslar arasında dayanışmayla çözülmek gerekir.
Sihirli bir reçete yok. Küresel köyde etnik ve inanç aidiyetlerinin otorşi (kapalı sistemler) ve otokrasileri getirmesi, Afganistan'ın yüzyıllarca geri bir yaşayış içinde "narko devlet" olarak anılması, İran'ın iki çeyrek önce nice aydın yetiştirmiş olmasına karşın orada sadece despotizmin gömleğini değiştirmesi, Uzakdoğu'da çocuk fahişeliğinin, insan haklarının en acımasız ihllallerinin yaşanıyor olması ve Akdeniz'de Rum siyasetinin temel motifinin hala EOKA olduğunun savlanması/ yer yer de kanıtlanması, dünyayı yaşanabilir kılmaktan uzak tutmaktadır.
Karbon salınımları, nükleer silah denemeleri, Çernobil benzeri facialar, insanı, doğayı esirgeyecek güvenlik düzeneklerinin acizliğini işaret eden kayıtlardır. NATO ya da BDT, Amerika, Rusya, Çin ve diğerleri, eskiyi yaşatarak yeniye ulaşılmadığı gerçeğini görme mesaisi vermelidirler. İçinden ekonomik kalkınma kavramı geçmeyen bir güvenlik anlayışının boşunalığı ile sosyal sorumluluk duygusu taşımayan yönetim anlayışının kusurlu yapısı artık sorgulanmalıdır. Silahlar bırakılmalı, paylaşımın yıkıcılığından elde edilecek hasılata değil birlikteliğin yapıcı ve onarıcı gücünden hakça paylaşılacak olanaklara atıfta bulunulmalıdır. Çünkü başka dünya yoktur!
Selefinin negatifi olarak Başkan Obama, daha yaşanılabilir bir dünya, sürüdürülebilir kalkınma, insana ve çevreye duyarlı bir yeni dünya için daha cömert bir tavırdadır. En azından şimdilik. Kapitalizm çevriminin dayattığı son kriz hemen şimdi ve buyurgan sosyalist devletçiliğin yarattığı yetmezlik yakın geçmişte herşeyin nasıl berbat edilebildiğini kerelerce kanıtlamış, biribirini tekzip değil teyid etmiştir: Özünde insancıl ve sosyal olmayan bir çevren insana da, insani değerlere de, tüm kültürlere de uzaktır. Onun için okullar, hastaneler, yollar, konutlar inşaa etmek, aç ve açıkta birey koymamak, aşısız, ilaçsız anaların, iskelete dönmüş bebelerin yitirilmesinin önüne geçmek zorunludur. Başka yol yoktur!
Obama ve Bayan Clinton ne de yaman yarıştılar ve ne de güzel el sıkıştılar. Demokrasi tüm eksikliklerine ve kusurlarına karşın sorun çözmede en tutarlı yoldur. İstikrarı bozucu etmenlere karşı kendi içinde kabuledilebilir frenleriyle bir gemide özgürlüklere doğru yol almak, dünün kölelerinin, her zamanın yoksullarının ve tabii varsılların da hakkıdır. Var olanı korumak, olmayanı kazanmak adına; özgürce düşünmek ve düşündüğünü özgürce söylemek dünya için en büyük vaaddir. Demokrasiyi 10.000 dolarlık gelişme aşamasına özgülemden, İtalya'nın Kuzeyinin zenginliklerinin ulusal bütünlüğü sürdürmede, Britanya Krallığı'nın İrlanda'nın Kuzeyindeki deneyimlerinde ya da ülkemizin ayrılıkçı terörden ödediği bedellerde ekonomi ile barışın/dinginliğin ve ulusal birliğin ilişkisi kurulduğu kadar, basını bağımsız, sermayesi güven içinde, siyaseti özgür yapıların daha etkili bir istikrar ortamı sağladığı da göz önünde tutulmalıdır.
Bugün IMF'nin ve Dünya Bankası'nın parasal konsolide yapılar olmaktan daha sosyal nüansları da olan programları tartışıyor olması, sadece Latin Amerika'da radikal tonlarla yükselen sol seslerden değil, Paris'in varoşlarını bile saran "itilmişlik" ateşinin yakıcı gerçekliğinden de kaynaklıyor olabilir. Avrupa Birliği'nin de, geliştiği her halkada nüfusu itibariyle önemli sayıda parlamenterle gelebilecek bir Türkiye'yi dışarıda bırakması ve serbest dolaşım kapılarını kapatması, yeni demokrasilerinin bile göç sorunundan etkilenmesi gerçeğini değiştirmiyor... Sınır aşan sorunlar, ayrımcılığı, yabancılaşmayı ve yalnızlaşmayı da beraberinde tetikliyor. Oysa her sorun yatağında ama pek çok sorun da uluslar arasında dayanışmayla çözülmek gerekir.
Sihirli bir reçete yok. Küresel köyde etnik ve inanç aidiyetlerinin otorşi (kapalı sistemler) ve otokrasileri getirmesi, Afganistan'ın yüzyıllarca geri bir yaşayış içinde "narko devlet" olarak anılması, İran'ın iki çeyrek önce nice aydın yetiştirmiş olmasına karşın orada sadece despotizmin gömleğini değiştirmesi, Uzakdoğu'da çocuk fahişeliğinin, insan haklarının en acımasız ihllallerinin yaşanıyor olması ve Akdeniz'de Rum siyasetinin temel motifinin hala EOKA olduğunun savlanması/ yer yer de kanıtlanması, dünyayı yaşanabilir kılmaktan uzak tutmaktadır.
Karbon salınımları, nükleer silah denemeleri, Çernobil benzeri facialar, insanı, doğayı esirgeyecek güvenlik düzeneklerinin acizliğini işaret eden kayıtlardır. NATO ya da BDT, Amerika, Rusya, Çin ve diğerleri, eskiyi yaşatarak yeniye ulaşılmadığı gerçeğini görme mesaisi vermelidirler. İçinden ekonomik kalkınma kavramı geçmeyen bir güvenlik anlayışının boşunalığı ile sosyal sorumluluk duygusu taşımayan yönetim anlayışının kusurlu yapısı artık sorgulanmalıdır. Silahlar bırakılmalı, paylaşımın yıkıcılığından elde edilecek hasılata değil birlikteliğin yapıcı ve onarıcı gücünden hakça paylaşılacak olanaklara atıfta bulunulmalıdır. Çünkü başka dünya yoktur!
Selefinin negatifi olarak Başkan Obama, daha yaşanılabilir bir dünya, sürüdürülebilir kalkınma, insana ve çevreye duyarlı bir yeni dünya için daha cömert bir tavırdadır. En azından şimdilik. Kapitalizm çevriminin dayattığı son kriz hemen şimdi ve buyurgan sosyalist devletçiliğin yarattığı yetmezlik yakın geçmişte herşeyin nasıl berbat edilebildiğini kerelerce kanıtlamış, biribirini tekzip değil teyid etmiştir: Özünde insancıl ve sosyal olmayan bir çevren insana da, insani değerlere de, tüm kültürlere de uzaktır. Onun için okullar, hastaneler, yollar, konutlar inşaa etmek, aç ve açıkta birey koymamak, aşısız, ilaçsız anaların, iskelete dönmüş bebelerin yitirilmesinin önüne geçmek zorunludur. Başka yol yoktur!
Obama ve Bayan Clinton ne de yaman yarıştılar ve ne de güzel el sıkıştılar. Demokrasi tüm eksikliklerine ve kusurlarına karşın sorun çözmede en tutarlı yoldur. İstikrarı bozucu etmenlere karşı kendi içinde kabuledilebilir frenleriyle bir gemide özgürlüklere doğru yol almak, dünün kölelerinin, her zamanın yoksullarının ve tabii varsılların da hakkıdır. Var olanı korumak, olmayanı kazanmak adına; özgürce düşünmek ve düşündüğünü özgürce söylemek dünya için en büyük vaaddir. Demokrasiyi 10.000 dolarlık gelişme aşamasına özgülemden, İtalya'nın Kuzeyinin zenginliklerinin ulusal bütünlüğü sürdürmede, Britanya Krallığı'nın İrlanda'nın Kuzeyindeki deneyimlerinde ya da ülkemizin ayrılıkçı terörden ödediği bedellerde ekonomi ile barışın/dinginliğin ve ulusal birliğin ilişkisi kurulduğu kadar, basını bağımsız, sermayesi güven içinde, siyaseti özgür yapıların daha etkili bir istikrar ortamı sağladığı da göz önünde tutulmalıdır.