- Kategori
- Sinema
"Zafer Yolu"nda yürüyenler...

Amerika'nın ekonomik bunalım yıllarında geçen "Zafer Yolu", üç erkek ve bir atın önce mahvolan, ardından yollarının kesişmesiyle birlikte yeniden büyük bir çıkış yakalayan ve adeta bunalım döneminin alegorisine dönüşen öykülerini perdeye taşıyor ve öyküsünün merkezinde yer alan dört karakteri mercek altına alıyor.
1937 kışında Amerikan tarihinin en felaket dönemi kabul edilen ekonomik krizin yedinci yılı yaşanmaktadır. Ülke ekonomisinin tamamen çöktüğü bu krizde milyonlarca insan işini, servetini ve evini kaybetmiştir. Tüm gücünü, ‘çalışmak isteyen herkesin mutlaka başaracağı’ şeklindeki Amerikan inancından alan bir ulus, gözle görülür bir şekilde yoksulluğa sürüklenir. Atılganlığı ve cesaretiyle bilinen insanlar, artık çaresizlik ve korku içindedir.
"San Francisco’da küçük bir bisiklet tamirhanesi bulunan Charles Howard (dört kez Oscar adayı Jeff Bridges), dışarıdan gelen bir gürültüyle sıçrar. Gürültünün kaynağını araştırmaya gittiğinde ‘geleceği’ görür. Charles Howard , birkaç yıl sonra Buick otomobillerinin batıdaki en başarılı satıcısı olmuştur.
Arabalar ona başarı ve servetin her türlüsünü getirir ama aynı zamanda en değerli varlığını da elinden alır. Çok sevdiği oğlunun bir otomobil kazasında ölmesi üzerine Howard’ın yaşamı bir anda darmadağın olur. Evliliği hızla çözülür ve yapayalnız kalır.
Yüzlerce mil ötede Tom Smith (Oscar ödüllü Chris Cooper) adlı bir kovboy, göz alabildiğine sonsuzluğa uzanan açık arazide gönlünce at binmektedir. Ancak bir süre sonra her tarafı saran dikenli teller ve demiryolu rayları, bu sonsuzluk duygusunu yok eder. Her taraf örümcek ağı gibi raylarla kaplanmıştır. Kovboyluk günleri geride kalır ve Yeni Dünya’da yeri olmayan eski bir efsaneye dönüşür.
John Pollard (Tobey Maguire), İrlanda’dan göç etmiş hayat dolu ve oldukça zengin bir ailenin oğludur. Evin her yeri kitaplar ve müzikle doludur. Ancak Pollard Ailesi de milyonlarca aile gibi ekonomik krizin olumsuz etkilerine kurban gider. Herşeylerini kaybederler. O güne kadar yarış pistlerinde geçici işler yapan Johnny Pollard, yapabileceği en iyi işi yapmaya karar verir ve at binmeye başlar. Ruhu örselenmiş ama kararlı bir erkek olan Johnny ‘Red’ Pollard, hiç kimseye güvenmemeyi ve kendi başının çaresine bakmayı öğrenir." [1]
Konusunu gerçek bir hikayeden alan film, Seabiscuit adındaki bir atın ve onu eğiten ekibin yarış serüvenini anlatırken, bizi kahramanların hayatına da götürüyor:
Howard, Amerika'da kısa sürede zengin olan ancak ekonomik krizle birlikte dengeleri altüst olan binlerce insandan biri...
Atın sahibi Charles Howard, jokey Pollard ve seyis Tom Smith'le birlikte Seabiscuit'i başarıya taşımak isterler.
Gary Ross, "Pleasantville"den 5 sene sonra çektiği filmde, temel kalıpları zorlamamış ve genelde hemen hiç çerçevenin dışına çıkmamış Tpik bir drama ve zafer filmi "Zafer Yolu". Yönetmen duyguları iyi yansıtsa da, hikâyenin ve görselliğin içine hiçbir yenilik katmaması, sadece hikayeyi iyi kotarmak istemsi, filmin de handikapı olmuş. Ayrıca üç saate yakın süresi de...
Çünkü filmin sonu dahil, hemen her şey bekelendiği şekilde ilerlemekte...
İşleri çok zor olsa da yaşanan tüm aksiliklere karşı direnç göstermeye ve bu mücadeleyi sonuna kadar vermeye kararlı bireyler ve sakatlansa da koşan bir at...
Seabiscuit'ün ünlü War Admiral ile girdiği yarış sahnesinde yansıtılan arka plan, dönemin gerçekleri yansıtış şekli ise filmin artıları. Her şeyini kaybetmiş iş adamı rolünde Jeff Bridges, onu tekrar hayata bağlayan eşi rolünde Elizaberh Banks filmde gayet iyi oynamışlar.
Örümcek Adam olarak tanınan Tobey Maguire'ın "Red Pollard" performansı da gayet tutarlı... Çekimlerde karşılaştığı zorlukları ise şu sözlerle ifade etmiş: “Günde 14 saat çalışırken bir yandan da diet yapıyorsanız ve yeterince uyuyamıyorsanız insanın aklına sürekli şeker yemek geliyor. Kısa molalar sırasında insanlara, ‘Nolur bana bulabildiğiniz kadar şekerleme getirin, tatlı ve çörek getirin’ diye yalvarıyordum”.
Ancak "Tom Smith" rolündeki Oscar ödüllü aktör Chris Cooper, karakterini o denli iyi oynamış ki, sakin, sessiz ve inatçı karakteriyle bizi de kandırıyor. Tom Smith karakterinin özelliğini keşfettiği andan itibaren bu rolü oynamaya istek duyduğunu kaydeden Cooper şunları anlatmış: <ı>“Smith’in bir gazeteciyle yaptığı söyleşiyle ilgili eski bir haber bantını izlerken bu röportaj sırasında kendisini hiç de rahat hissetmediği duygusuna kapıldım. Zaten o dönemin gazetecileri Tom Smith’ten söz ederken, ‘Sessiz Tom’ yakıştırmasını yapıyorlardı. Bunun sebebi de onun ağzından iki laf almanın hemen hemen imkansız olmasıydı. Rolüme hazırlanırken o bantların yararını fazlasıyla gördüm. Ancak sadece onlar yeterli değildi. Bir aktörün dikkat etmesi gereken üç unsur vardır. Bunları rolüyle ilgili araştırma yapmak, o karaktere kendi yaşam deneyiminden birtakım katkılar yapmak ve hayal gücünden yararlanmak şeklinde özetleyebiliriz. Ben de bu üç unsuru kullandım.”ı>
Spiker Tick Tock McGlaughlin'i hayranlık uyandıracak bir şekilde perdeye yansıtan William H. Macy ise Magnolia ve Radio Days'ten bu yana en iyi performansını veriyor. Oscar adayı olması da bunu kanıtı sanırım. Radyoda çaldığı aletlerle yansıttığı komedi ise, Kemal Sunal'ın "Atla Gel Şaban"ını aratmıyor!...
Filmin, Laura Hillenbrand ’ın çok satan aynı adlı kitabından beyazperdeye uyarlanma serüveni, yaşamı karşılarına çıkan engelleri aşmakla geçen üç karakterin ve efsanevi yarış atı ‘Seabiscuit’in kesişen öykülerine benzer şekilde, büyük engellerle karşı karşıya kalmış. Bunların başında 400 sayfalık kalın bir kitapta anlatılan detayların 2 saat 21 dakikalık bir filme en iyi şekilde aktarılmasında karşılaşılan zorluklar...
Ayrıca elde mevcut bütün belgeleri birtakım siyah-beyaz fotoğraflar, gazete kupürleri ve o döneme ait görüntülü haber bantlarından oluşan bir tarihi dramada oynayacak aktörlerin doğru seçimi de oldukça zorlu olmuş.
Yönetmen Gary Ross, "Zafer Yolu"nun yıldız gibi parladığı Büyük Bunalım yıllarını şu sözlerle tanımlamış: “Birleşik Amerika’da ailelerin servetini tek bir gecede kaybettiği bir ortam vardı. Milyonlarca insan bir çorba parasına ulaşmak için mücadele veriyordu. Ülke o yıllarda en az 11 Eylül faciası kadar büyük çaplı bir tufan yaşıyordu. Laura Hillenbrand’ın en büyük başarısı bence o dönemi bütün keskinliğiyle anlatabilmesi ve bir atın öyküsünün çok ilerisine geçebilmesidir.” [2]
Amerkan toplumu, bireysel yaşantı içinde erirken, dostluk ve birlik gibi kavramları da filmlerinde bolca kullanmaya çalışıyor. Sonuç olarak hemen hepsinde de sırıtoyr. Ancak "Seabiscuit" o doğru hikayelerden biri...
Başlangıç kısmı gibi, son kısım da gereksişz yere uzatılırken, verilmek istenen mesajlar fazlaca "kör gözüne" olsa da, "ailece izlenecek filmler" sersisine böylece yeni bir film daha eklenmiş oldu.
Unutmadan; bunu alanlar, şunları da aldılar:
- Siyah İnci (Black Pearl)
- Hayalperest (Dreamer)
[1] http://www.ntvmsnbc.com/news/256935.asp
[2] http://www.sinema.com/makale/9-1455/zafer-yolu-uc-adam-ve-bir-at