- Kategori
- Güncel
1 Mayıs, genel tatil günü, emeğin bayramı, işçi bayramı, gösterge rakamları

Bir genel tatil günümüz daha oldu. 1 Mayıs Dünya’da; "Enternasyonal İşçi Günü", "Dünya Emek Günü", "Dünya İşçi Bayramı" gibi çeşitli adlar altında kutlanmaktadır. Hükümetimizce de 1 Mayıs "Emek ve Dayanışma Günü" olarak yasayla genel tatil günü ilan edilmiştir. Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'a göre, 17 Mart 1981 tarihli ve 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasına, bu fıkrada geçen "yılbaşı günü" ibarelerinden sonra gelmek üzere "ve 1 Mayıs günü" ibaresi eklenmiş ve birinci fıkranın (C) bendi de "1 Ocak günü yılbaşı tatili, 1 Mayıs günü Emek ve Dayanışma Günü tatilidir" denilmiştir.
1 Mayıs İşçi Bayramı, ekonomik faaliyetlere katılan işgücü (emeğin) haklarının ihlal edildiği, bundan 132 yıl evvel, sömürüye karşı başlatılan haklı bir mücadelenin anısına ilan edilmiş ve bayram olarak kutlanmaktadır. İktisat literatüründe, üretim sürecini bir araya getiren faktörler, Doğal kaynaklar, emek, sermaye, girişimci olarak tanımlanmıştır. Emek, girişimci unsuruna bağlı ve bağımlı bir unsur olması ve bir hizmet aktı ile taahhüt ettiği işi işverenin emir ve talimatları doğrultusunda yapmakla yükümlü oluşu, diğer taraftan emek gücünü ortaya koyan kesimlerin sosyal güvenlikleri, sağlık, beslenme, korunma iş güvenliği gibi haklarla birlikte, maluliyet, iş göremezlik gibi mesleki risklerin muhtemel maddi ve manevi zararlarına karşı emek gücü zaman içerisinde yasalarla koruma altına alınmıştır. Dolayısıyla emeğin mücadelesi çok zorlu aşamalardan geçmiş ve bugünkü haklar elde edilmiştir.
Sendikalar, emeğin ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını koruyup geliştiren örgütler olarak tanımlanmaktadır. Ancak gelinen noktada, bu sendika önderleri, bu hakları daha nasıl ileri götürürüz mücadelesini verecek yerde, sermaye kesimlerinin hoşuna gidecek şekilde geçmişte işçilere yakıştırılan olumsuz izlerin yeniden zihinlere canlanmasına netice verecek serkeş, zorba ve kavgacı bir tutum sergileyerek, işçilerin ne derece kadir bilmez, ne derece uzlaşmaz insanlar olduğu zehabını kuvvetlendirecek eylemler içine olmaktan özenle kaçınmalıdırlar.
Yıllardan beri Taksim alanında miting ve anma törenleri için ısrar edilmesi yerine, işçilerin yararına daha pratik sonuçlar elde edilemez mi sorusunu akla getiriyor, Kamu kudretini temsil eden hükümet, bu aşırı bezdirici talepleri devlet otoritesini test etme, devlete cebelleşme olarak algıladığından, her defasında zor kullanarak son derece barışçı emellerle kutlanması gereken bayram günü işçiler için felaket gününe dönüşmektedir. Özellikle soğuk savaş döneminde, Marksist-Leninist kesimlerce istismar edildiği iddiası ile liberal- kapitalist ülke yönetimleri emeğin taleplerine mesafeli durmuş, mücadele kesintiye uğramış, bazen sonuçsuz kalmış, ideolojik hesaplaşmaların kurbanı olmuştur. Bir ülkenin üretim gücünün harekete geçirilmesinde ve ülkenin ekonomik kalkınmasında, olmazsa olmazların başında emek faktörü gelmektedir. Dolayısıyla, emeğin topyekûn haklarına kavuşma yönünde bir gün toplanma günü ilan edilmiş ve alınan kararlar doğrultusunda, işçilerin yararına politikalar geliştirerek emeğin kurumsal ve hukuksal haklarına ilişkin konular gündemde görüşülsün istenmiştir. Sanayileşme sonrası yıllardan günümüze dek, geleneksel hukuk anlayışlarının işçi-işveren ilişkileri çerçevesinde ortaya çıkan sorunları adil bir biçimde çözememesi sonucu ortaya çıkmış olan iş hukuku, işçinin özel hukuku olmakla birlikte, bu hukuk kuralları, tüm hukuk kurallarının bir bütünlük içerisinde işletilememesinden doğan sorunlar nedeniyle işçiyi koruyamaz durumu düşmüştür.
Ülkemizde, taşeron firmalara havale edilmiş işlerde, denetim dışı ve kayıt dışı emek gücü kullanılması olumsuz örneklerden biri olarak verilebilir. Üretici durumda bulunan işgücünün tamamının iş akdine bağlı olarak çalışmaması emeğin sömürüye açık, denetim dışı ve kayıt dışı yönünü oluşturmaktadır. Diğer taraftan, kaçak yollardan ve turistik amaçlarla geldikten sonra işçi simsarlarının eline düşen yabancı ülke insanları, şehirlerin varoşlarında, bodrum katlarında, izbe yerlerde, karın tokluğuna, zor şartlarda çalıştığı bilinen bir gerçektir.
Ülkemiz, son yıllarda bölgesinde devam eden istikrarsızlıklar sonucu cazibe merkezi haline gelmiştir. Türkiye’nin Kuzey batısına, Doğu Avrupa ve Balkanlardan gelen yabancı kaçak işçiler, sınır bölgelerinde kendilerine çalışma ve yaşam alanları bulurken, Marmara bölgesinin bütün vilayetlerine kadar dağılmış olup, gayri yasal bir şekilde istihdam edilmektedirler. Doğu Karadeniz yoluyla ülkemize giriş yapan Gürcistan ve Ermenistan, Azerbaycan uyruklu insanların yani sıra Kafkasya bölgesi (çeçen-abhaz, acara, ahıska) halkları da akrabalık yoluyla ülkemizde iş ve yaşama imkânlarına kavuşmaktadırlar. Konuştuğu dil avantajını kullanarak ülkemizde kalmayı başaran bir başka ülke insanlarını da, İran Azerbaycan’ından gelenler oluşturmaktadır. Diğer Bölge ülkelerinden gelen soydaşlarında sayıları azımsanmayacak ölçüdedir. Ülkemizin ekonomik gelişmesi sürüyor, bir taraftan iş hacmi artarken, bir taraf tanda işgücü talebinde yükselmeler görülmektedir. İşgücü talebi gizli göçlerle karşılanmakta, bu durum ülkemiz insanı için haksız rekabet oluşturmaktadır. İstihdamı tehdit eden bir başka husus da modern teknolojik yatırımlardır. Krizin etkisini de sayacak olursak bütün bu çelişkiler içerisinde, yönetimlerin alması gereken önlemlerin başında dışarıdan yönelen yabancı işçi göçüne karşı müteyakkız davranmak olmalıdır.
Önce kendi insanımızın insanca yaşamasını sağlayacak önlemleri almak zorundayız. Devletimiz; yabancı, gayrı yasal, kayıt dışı emek gücünü önlemek zorundadır. Vergisini veren, askerlik yapan, vatanı uğruna şehit düşen insanı için vefa borcu denilen şey bu olsa gerek. Hükümetin ekonomik performansına etkin eden hususlardan en önemlisi de işsizlikle ilgili gösterge rakamlarının düşük tutulmasıdır.
İşçilerin, “ emek ve dayanışma günü” kutlu olsun.
1 Mayıs İşçi Bayramı, ekonomik faaliyetlere katılan işgücü (emeğin) haklarının ihlal edildiği, bundan 132 yıl evvel, sömürüye karşı başlatılan haklı bir mücadelenin anısına ilan edilmiş ve bayram olarak kutlanmaktadır. İktisat literatüründe, üretim sürecini bir araya getiren faktörler, Doğal kaynaklar, emek, sermaye, girişimci olarak tanımlanmıştır. Emek, girişimci unsuruna bağlı ve bağımlı bir unsur olması ve bir hizmet aktı ile taahhüt ettiği işi işverenin emir ve talimatları doğrultusunda yapmakla yükümlü oluşu, diğer taraftan emek gücünü ortaya koyan kesimlerin sosyal güvenlikleri, sağlık, beslenme, korunma iş güvenliği gibi haklarla birlikte, maluliyet, iş göremezlik gibi mesleki risklerin muhtemel maddi ve manevi zararlarına karşı emek gücü zaman içerisinde yasalarla koruma altına alınmıştır. Dolayısıyla emeğin mücadelesi çok zorlu aşamalardan geçmiş ve bugünkü haklar elde edilmiştir.
Sendikalar, emeğin ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını koruyup geliştiren örgütler olarak tanımlanmaktadır. Ancak gelinen noktada, bu sendika önderleri, bu hakları daha nasıl ileri götürürüz mücadelesini verecek yerde, sermaye kesimlerinin hoşuna gidecek şekilde geçmişte işçilere yakıştırılan olumsuz izlerin yeniden zihinlere canlanmasına netice verecek serkeş, zorba ve kavgacı bir tutum sergileyerek, işçilerin ne derece kadir bilmez, ne derece uzlaşmaz insanlar olduğu zehabını kuvvetlendirecek eylemler içine olmaktan özenle kaçınmalıdırlar.
Yıllardan beri Taksim alanında miting ve anma törenleri için ısrar edilmesi yerine, işçilerin yararına daha pratik sonuçlar elde edilemez mi sorusunu akla getiriyor, Kamu kudretini temsil eden hükümet, bu aşırı bezdirici talepleri devlet otoritesini test etme, devlete cebelleşme olarak algıladığından, her defasında zor kullanarak son derece barışçı emellerle kutlanması gereken bayram günü işçiler için felaket gününe dönüşmektedir. Özellikle soğuk savaş döneminde, Marksist-Leninist kesimlerce istismar edildiği iddiası ile liberal- kapitalist ülke yönetimleri emeğin taleplerine mesafeli durmuş, mücadele kesintiye uğramış, bazen sonuçsuz kalmış, ideolojik hesaplaşmaların kurbanı olmuştur. Bir ülkenin üretim gücünün harekete geçirilmesinde ve ülkenin ekonomik kalkınmasında, olmazsa olmazların başında emek faktörü gelmektedir. Dolayısıyla, emeğin topyekûn haklarına kavuşma yönünde bir gün toplanma günü ilan edilmiş ve alınan kararlar doğrultusunda, işçilerin yararına politikalar geliştirerek emeğin kurumsal ve hukuksal haklarına ilişkin konular gündemde görüşülsün istenmiştir. Sanayileşme sonrası yıllardan günümüze dek, geleneksel hukuk anlayışlarının işçi-işveren ilişkileri çerçevesinde ortaya çıkan sorunları adil bir biçimde çözememesi sonucu ortaya çıkmış olan iş hukuku, işçinin özel hukuku olmakla birlikte, bu hukuk kuralları, tüm hukuk kurallarının bir bütünlük içerisinde işletilememesinden doğan sorunlar nedeniyle işçiyi koruyamaz durumu düşmüştür.
Ülkemizde, taşeron firmalara havale edilmiş işlerde, denetim dışı ve kayıt dışı emek gücü kullanılması olumsuz örneklerden biri olarak verilebilir. Üretici durumda bulunan işgücünün tamamının iş akdine bağlı olarak çalışmaması emeğin sömürüye açık, denetim dışı ve kayıt dışı yönünü oluşturmaktadır. Diğer taraftan, kaçak yollardan ve turistik amaçlarla geldikten sonra işçi simsarlarının eline düşen yabancı ülke insanları, şehirlerin varoşlarında, bodrum katlarında, izbe yerlerde, karın tokluğuna, zor şartlarda çalıştığı bilinen bir gerçektir.
Ülkemiz, son yıllarda bölgesinde devam eden istikrarsızlıklar sonucu cazibe merkezi haline gelmiştir. Türkiye’nin Kuzey batısına, Doğu Avrupa ve Balkanlardan gelen yabancı kaçak işçiler, sınır bölgelerinde kendilerine çalışma ve yaşam alanları bulurken, Marmara bölgesinin bütün vilayetlerine kadar dağılmış olup, gayri yasal bir şekilde istihdam edilmektedirler. Doğu Karadeniz yoluyla ülkemize giriş yapan Gürcistan ve Ermenistan, Azerbaycan uyruklu insanların yani sıra Kafkasya bölgesi (çeçen-abhaz, acara, ahıska) halkları da akrabalık yoluyla ülkemizde iş ve yaşama imkânlarına kavuşmaktadırlar. Konuştuğu dil avantajını kullanarak ülkemizde kalmayı başaran bir başka ülke insanlarını da, İran Azerbaycan’ından gelenler oluşturmaktadır. Diğer Bölge ülkelerinden gelen soydaşlarında sayıları azımsanmayacak ölçüdedir. Ülkemizin ekonomik gelişmesi sürüyor, bir taraftan iş hacmi artarken, bir taraf tanda işgücü talebinde yükselmeler görülmektedir. İşgücü talebi gizli göçlerle karşılanmakta, bu durum ülkemiz insanı için haksız rekabet oluşturmaktadır. İstihdamı tehdit eden bir başka husus da modern teknolojik yatırımlardır. Krizin etkisini de sayacak olursak bütün bu çelişkiler içerisinde, yönetimlerin alması gereken önlemlerin başında dışarıdan yönelen yabancı işçi göçüne karşı müteyakkız davranmak olmalıdır.
Önce kendi insanımızın insanca yaşamasını sağlayacak önlemleri almak zorundayız. Devletimiz; yabancı, gayrı yasal, kayıt dışı emek gücünü önlemek zorundadır. Vergisini veren, askerlik yapan, vatanı uğruna şehit düşen insanı için vefa borcu denilen şey bu olsa gerek. Hükümetin ekonomik performansına etkin eden hususlardan en önemlisi de işsizlikle ilgili gösterge rakamlarının düşük tutulmasıdır.
İşçilerin, “ emek ve dayanışma günü” kutlu olsun.