Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Aralık '20

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
80
 

103 Yaşında Bir Delikanlı

Memleketimden İnsan Manzaraları (299)

                                               103 YAŞINDA BİR DELİKANLI

Karanlığın sığ suları hevesle uğraşıyor;                                                                                                      Sönme n’olur ay ışığı! Sönme deniz feneri!                                                                                                                                  Sabri Galip Nakipler

                Yaklaşık 30 yıl, Edirne’nin güzel ilçesi Keşan’da yayınlanan, Mahmut Makal’ın “Trakya’nın Cumhuriyet’i” dediği ÖNDER gazetesinde yazdım. Beş aydır da Yeni Adana gazetesinde çıkıyor; her hafta bir makalem.

                Yakın zamana kadar bilmezdim; Adana’da böyle değerli bir gazete çıktığını. Birkaç yıldır, eğitimci yazar Prof. Dr. Süleyman Bozdemir dostumun çok değerli araştırma ürünü makalelerini okuyordum; bu gazetenin internet sayfasında.

                ÖNDER gazetesinin genel yayın yönetmeni gazeteci ve yazar dostum Feyzullah Aktan, son yıllarda her geçen gün artan ekonomik zorluklar dolayısıyla 58 yıllık gazetesini kapatmak zorunda kaldı; içi cız ede ede…

                Kolay değildir; yerel bir gazeteyi küçük bir kasabada 58 yıl yaşatmak. Hele hele destek olması gerekenler de köstek olmaya başlayınca…

                Kötü şeylere olduğu gibi, iyi şeylere de alışıyor insan. Sürekli yazmaya alışınca, kolay bırakamıyorsunuz; kalemi elinizden. Bırakmadım, bırakamadım ben de. Bu kez, değerli meslektaşım yazar ve şair Muhsin Durucan’ın öneri ve girişimiyle internette “milliyet blog”da devam ettim yazmaya. Sonra da “Yazar Portal”da…

                Altı ay kadar önceydi. Telefonda çok kibar bir beyefendi:

                “Ben Yeni Adana gazetesinden Vahit Şahin… Hüseyin Erkan beyle mi görüşüyorum?” diye sordu.

                “Evet, benim… Buyurun lütfen.”

                “Erkan Bey, bir dostumuzun tavsiyesi ile ‘milliyet blog’daki yazılarınızı okuduk. Ben de çok beğendim, görevli arkadaşlarım da…”

                “Teşekkür ederim. Çok naziksiniz.”       

                “Erkan Bey, siz de uygun görürseniz, yazılarınızı gazetemizde yayımlamak isteriz. Ne dersiniz?”

                Böyle güzel bir öneriye hayır mı denir! Niçin yazıyordum ben? İnsanlar okusun, düşünsün, yararlansın diye; değil mi?

                Gökte ararken yerde bulmuşum. Kaçırır mıyım bu fırsatı, göz göre göre… Körün istediği tek göz, Tanrı vermiş iki göz… Daha ne isterim ki! İşte o günden beri, Yeni Adanalı oldum ben de.

                Kimi dostlarımla birlikte, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar “Genel Cerrahi Profesörü” olarak görev yaptıktan sonra İstanbul’a yerleşen değerli dost İlhan Sungur da, “Neden Yeni Adana?” diye sordu; haklı olarak.

                Doğrusu ya, Yeni Adana’nın ülkemizin yüz yılı aşkın köklü bir gazetesi olduğunu bilmiyordum; yakın zamana kadar. Dahası, 1918’de Adana’yı işgal eden Fransızlara karşı direnen onurlu bir geçmişi olduğundan hiç mi hiç haberim yoktu.

                Ne zaman ve nasıl mı öğrendim?

                Sözcü gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’in on yılı aşkın büyük bir emek sonucu hazırladığı, iki ay kadar önce okuduğum SON CÜRET adlı kitabından…

                1918-1919 İstanbul’unda, Padişah Vahdettin’in sadrazamı, -yani başbakanı- Damat Ferit’in seçtiği maarif nâzırı -yani milli eğitim bakanı- Rumbeyoğlu Fahrettin göreve gelir gelmez, okullara gönderdiği genelgeyle, “Bundan böyle Türk kelimesi kullanılmayacaktır. Onun yerine yalnızca Osmanlı denecek” derken, o günlerde Adana’da çıkan bir gazetenin logosu altında, “Adana Türk ülkesidir” yazmaktadır.

                O gazete bugünkü “YENİ ADANA” gazetesidir işte! Gazeteci ve yazar Yılmaz Özdil, ne yazmış kitabında bakalım:

                “Yeni Adana gazetesi gerçek bir milli kahramandı. Sahibi öğretmen Ahmet Remzi beydi. Mustafa Kemal’le Yıldırım Orduları Komutanlığı döneminden beri tanışıyorlardı. Taa en başından beri ‘Kuvayı Milliye’nin çekirdek kadrosundaydı.

                1918 yılında Fransızların Adana’yı işgal etmesinden beş gün sonra Adana adıyla yayına başladı. Sadece üç sayı basıldı. Fransa işgal komutanlığı tarafından yasaklandı.

                Adını değiştirdiler. Yeni Adana olarak yeniden başladılar. Sadece beş sayı basıldı. Matbaayı basıp tüm çalışanları tutukladılar. Ahmet Remzi bey kaçmayı başardı.

                Hakkında idam kararı çıkarıldı. 1920 yılında Karaisalı’da tren istasyonunda kullanılmayan eski bir vagonu matbaaya çevirdiler; yeniden yayına başladılar. Toroslarda saklanıyorlar, haftada iki gün şehre inip gazeteyi basıyorlar, katır sırtında köy köy dolaşıp dağıtıyorlardı.

                Gazete kâğıdı yoktu. Niğde’den kaçak yollarla getiriliyordu. Mürekkep yoktu; soba borularında biriken kurumları topluyorlar, bezir yağıyla karıştırıp boya haline getiriyorlardı.

                Yeni Adana gazetesi Ahmet Remzi beyden oğluna, oğlundan torununa geçti; bugün hâlâ yayınına devam ediyor.

                1965 yılında Amerikan Gazete Sahipleri Vakfı tarafından “Dünya Basın Başarı Ödülü”ne layık görüldü. Bu ödülü almaya hak kazanan ilk ve tek Türk gazetesi oldu.”(*)

                İşte böylesine onurlu bir geçmişi var; Yeni Adana gazetesinin. Bugünkü ulusal gazetelerimizin en eskilerinden olan Cumhuriyet’ten bile daha eski… Bu gazetenin yazarlarından Ahmet Erdoğdu,    26 Ekim 2020 günlü yazısında, Özdil’in yazdıklarını aynen verdikten sonra, şöyle diyor:

                “Yeni Adana gazetesiyle ilgili olarak yazarın yazdığının yanında elbette yazmadığı çok şey var. Bu arada yanlış yazdığı iki konuyu da yazmadan geçemeyeceğim. Bunlardan biri, “Toroslar’dan şehre inip iki gün gazeteyi basmaları…”

                Yeni Adana Toroslar’da olduğu sürece hep orada basılmıştır ve şehre dağıtmak için görevli kişilerce indirilmiştir.

                Yanlışlardan ikincisi ise “Yeni Adana gazetesi Ahmet Remzi Bey’den oğluna, oğlundan torununa geçti” ibaresidir ki, gazete bugün Ahmet Remzi Bey’in oğlu Çetin Remzi Yüregir tarafından yönetilmektedir. Temennimiz, kitabın ilerleyen baskılarında bu yanlışların düzeltilmesidir.”

                Düşünün ki, Yeni Adana gazetesi Adana düşman işgali altındayken düşmana karşı durup “Adana Türk ülkesidir” diye haykırıyor. “Vatan sevgisi, yurt sevgisi, ülke sevgisi” budur işte! İstanbul’da düşmana boyun eğen halife padişaha, hükümete, şeyhülislama, birçok gazete ve ünlü yazara karşın, Adana’da hain düşmana boyun eğmeden dimdik duran öğretmen Ahmet Remzi beyi ve yurtsever arkadaşlarını yürekten sevgi ve saygılarla anıyorum.

                Bugünlerde 103 yaşına basıyor; Yeni Adana. Yeni yaşın kutlu olsun; genç delikanlı!

                                                                                                                             Hüseyin Erkan

                                                                                                                  huseyinerkan.antalya@gmail.com

---------------------------------------------------------                                                                                            (*)  Son Cüret, Yılmaz Özdil, Sia Kitap, 1. Basım, Ekim 2020, Kadıköy/İstanbul,  Sa. 160-161          NOT:Yazının girişindeki beyit, şair Sabri Galip Nakipler’in yeni çıkan “Hasar Tespit Çalışmaları”        adlı şiir kitabından alınmıştır.

 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 83
Kayıt tarihi
: 19.02.20
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster