- Kategori
- Siyaset
12 Eylül! Memleketin başına gül dikti mi?

İstanbul’da yaşadığım dönemlerde ve üniversite de okuduğum yıllarda, yolumun sık sık düştüğü yerlerden birisi de Bayezit’te bulunan Milli Kütüphaneydi.
Milli Kütüphaneye girer ve ilgili görevliden 12 Eylül öncesine ilişkin her hangi bir gazetenin ciltlerini ister ve gelen cildi önüme koyup, saatlerce o gazeteye göz gezdirirdim. O dönemlere ilişkin okumuş olduğum her gazete beni hayrete düşürür ve nasıl bir ülkede yaşadığımızı tekrar ve tekrar sorgulamak durumunda kalırdım.
Siyasal düşünce uğruna ve bir ideoloji adına, insanların birbirlerinin boğazına nasıl da sarıldığını ibretle okuyorsunuz. Lakin 12 Eylül öncesinde yaşanan o kanlı olayların hiç birisinin düşünüldüğü gibi olmadığı, aksine, bilinenlerin hemen hemen bir çoğunun nasıl da farklı bir mecrada yürüyen gerçekler olduğunu, o dönemlere ilişkin gazeteleri okuyunca daha doğru bir şekilde kavrıyor ve tahlil ediyorsunuz.
12 Eylül öncesinde yaşanan o kanlı olayların adını kamuoyuna dikte edenler esasen darbenin hazırlığını yapan çevrelerdi ve o dönem de yaşanan kanlı hesaplaşmaların ismi “sağ-sol çatışması” olarak, o darbeci çevrelerin kamuoyuna dikte ettiği isim oluyordu.
Peki, gerçekten 12 Eylül öncesinde sağ ve sol çatışması var mıydı?
Bu tarz bir düşünce koca bir yalanın ta kendisiydi.
12 Eylül öncesinde sağ-sol çatışması yoktu. Var olan çatışma devlet ve halk çatışmasıydı.
Yaşanan onca kanlı olayın içerisinde bir bit yeniği yok muydu?
Onca yaşanan katliamlar kendiliğinden mi meydana gelmişti?
Yoksa o kanlı olaylara bulaşanlar bizatihi tek merkezden mi yönlendiriliyorlardı?
Maraş olayları, Sivas olayları, 16 Mart katliamı, 1 Mayıs 1977 katliamı, Abdi İpekçi cinayeti, Cavit Orhan Tütengil cinayeti, Bedrettin Cömert, Ümit Kaftancıoğlu ve daha bir çok aydın, yazar, çizer ve bilim adamının öldürülmesi salt bir sağ sol çatışması ile açıklanabilir mi?
12 Eylül kendisini var edecek koşulları yine kendisi yaratmıştı. Darbe yapılıyor ve sokaktaki silahlar birden kesiliyordu.
Neden?
Niçin?
11 Eylül de kan gölü durumunda olan bir ülkede bir darbe nasıl oluyordu da tüm bu olayların önüne geçiyor, birçok örgütü bir gece de yok ediyor ve ülke bir anda sükûnete kavuşuyordu?
Olayları kronolojik olarak irdelediğinizde ve Cumhuriyetin kuruluş sürecinden bu günlere kadar geçen süreçte ülkenin siyasal arka planına kafa yorduğunuzda karşınıza işte o somut gerçek çıkıyor.
Kendisini bu ülkenin tek sahibi olarak gören zihniyet.
Ne zamanki kendi vesayetçi anlayışı sekteye uğramaya yüz tutuyor, işte o zaman o vesayetçiler devreye giriyor ve istediğini kamuoyuna dikte ettirmek sureti ile yeniden ve yeniden ülkeyi istediği şekilde yörüngesine sokuyor.
Ülke yörüngeye oturuyor ve o vesayetçilerde istediğine bir güzel ulaşmış oluyor.
Ülke göstertmelik bir demokrasi anlayışı ile idare ediliyor ama her zaman o demokrasinin üzerinde demoklesin kılıcı yer alıyor.
12 Eylül öncesinde DİSK Başkanı Kemal Türkler neden öldürüldü?
Bir düşünsenize.