​ 12 Eylül yargılansın mı? / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Haziran '09

 
Kategori
Siyaset
 

12 Eylül yargılansın mı?

12 Eylül yargılansın mı?
 

Bu sorunun cevabı hiçde basit değildir. Eğer “yok yargılanmasın, asker istediği herşeyi yapabilir” diyorsak, bu gün orduyu yıpratmak için oynanan bunca oyun niye? Tam tersi yargılansın diyorsak, hangi gerekçeyle veya hangi yönleri ile gibi bir çok soru çıkar karşımıza ki, öncelikle bunların cevabını vermek zorundayız.

Bu konuyu incelerken ülkelerin yönetimlerinde esas aldıkları demokrasi prensiplerine bakmakta yarar vardır. Demokrasi, sözlük anlamında hiçbir ülkede kullanılmaz. Genel prensipler saklı kalmak kaydı ile, her ülke kendi sosyal durumuna, jeopolitik yapısına, gelenek ve göreneklerine göre bir kısım ilave veya eksiltmeler yapar. Örneğin toprağı sırf dağlardan oluşan bir ülke ile sırf ovalardan oluşan bir ülke aynı tip otomobili kullanmaz.

Bilindiği üzere demokrasi halkın kendi kendini yönetme biçimidir. Yani halk, hiçbir başka etki altında kalmadan kendi kararlarını alır, gerektiğinde değiştirir. Hal böyle iken kendine muhafazakar (bizim ülkemizde referansı din olan) diyen partilerin demokrasiden bahstemeleri ne kadar tutarlıdır?

Ülke yapısındaki gerçeği görmeyen, veya görmek istemeyen demokrasi havarilerinin bağırıp çağırmaları insanların huzurunu bozmaktan başka işe yaramamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tıpkı tarihteki diğer Türk devletleri gibi asker bir devlettir. Eskiden padişahlar, şimdi ise Cumhurbaşkanı Türk ordusunun komutanıdır. Erkek her türk genci özürü yoksa askerlik yapar. Hal böyle olunca siyasiler, fikir erbapları, Türk demokrasisi derken bu kavram içine askeri katmak zorundadırlar. Bu gün yaşanan kargaşanın temelinde bu olgunun gözardı edilmesi yatmaktadır.

Ancak ordunun bu konumu onun her istediğinde darbe yapıp hükümet değiştireceği anlamını da taşımaz. Kaldıki Türk ordusunun sivil iktidarı devirip yerine kendisi geçme gibi bir niyeti, isteği yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır. Eğer olsaydı bazı ülkelerde gördüğümüz gibi başa geçer ve bir başka darbeye kadar orada kalırdı. Yapılan darbe ve muhturalar hep sivil iktidarın ülke yönetimini elinden kaçırdığı dönemlerdedir, ve en kısa sürede ordu kışlasına dönmüştür. Bilinen hikayedir. Nasreddin hocanın evi soyulduğunda konu komşusu, niye şu önlemi almadın, niye bu önlemi almadın diye bir sürü eleştiri yapmışlar hocaya. Cevap ise ilginçtir. “Hırsızın hiçmi suçu yok ahali”

**********

Konumuz olan 12 Eylül darbesi için en önce şu kararı vermeliyiz.

Yargılayacaksak darbe olgusunu mu yargılayacağız, ki o zaman bütün darbe ve muhturalar yargı alanına girecek.

Yoksa darbecilerin yaptıklarını değerlendirip onları mı yargılayacağız.

Yaşım gereği özellikle 12 Eylül darbesini iliklerine kadar yaşamış biri olarak darbenin hiçbir şekline olur vermem mümkün değildir. Darbenin ertesi gecesi evde rahatsızlanıp kriz geçiren eşimi sıkıyönetim bürokrasisini aşıp hastaneye götürmem üç saat sürdü. O üç saatte yaşadıklarımdan sonra darbe, altından yapılı üzeri elmas kaplama da olsa hoş gözle bakmam mümkün değil.

**********

Sayın Kenan Evren’i dinledim az önce. “Bizim yaptığımız anayasa %92 kabul gördü” diyor. İşkence görenlerin çığlıklarının fon müziği olduğu, silahların gölgesinde yapılan oylamada başka hangi sonuç çıkabilirdi ki?

Konumuza dönersek, 12 Eylül'ün asıl yargılanacak tarafı cuntanın ülkemize getirdikleridir. İdamlar, kayıplar, acılar hepsi konuşulabilir sorgulanabilir. Hatta günün şartları öyle icap ettirdi gibi hiçde sevimli olmayan savunmalar bile yapılabilir. Ancak bir konu var ki, gerçekten çok iyi araştırılıp yargılanmalıdır. Atatürk bu cumhuriyeti kurarken yönetimi din esaslarından arındırmıştı. Atatürk özünde bir askerdi. Kenan Evren de öyle. Ama Kenan paşa ve ekibi bu ilkeye ihanet ettiler. Ülkeyi yeniden dini esaslarla yönetmiye talip olacakların önündeki engelleri kaldırdılar. Böylece günümüzde yaşanan bir çok sorunun temelini attılar. Şeyhlerin, tarikatların hortlamasını organize ettiler. İşte sırf bu yüzden tarih onları asla aklamıyacaktır.

Bütün bunlarda günün şartları olarak yapılmış olamazmı diyecekler şuna dikkat etsinler. Cunta 1961 anayasasını iptal edip yeni anayasa yaptı. Ancak ilk üç maddeyi 1961 anayasasından olduğu gibi aldı. Düşünün yaptıklarının yanlış olduğunu, bu anayasanın ülkeyi şeriat devletine hızla hazırlayacağını o kadar iyi görüyorlardı ki, 1961 anayasasından aldıkları ilk üç maddeyi birde o meşhur dördüncü madde ile koruma altına aldılar. Vicdanları bu kadar kötülüğe müsaade etmedi.

Cuma, Haziran 26, 2009

 
Toplam blog
: 1508
: 1688
Kayıt tarihi
: 16.07.08
 
 

Yetmişiki yaşında iki çocuk ve iki torun sahibi bir erkeğim.. Lise mezunuyum. Uzun yıllar esnaflı..