- Kategori
- Güncel
13 yılın bilançosu: Sıfıra sıfır, elde var sıfır!

Bugün 17 Ağustos… Eminim ki, bu tarihi duyunca birçok insanımızın tüyleri diken diken oluyor. Çünkü 13 yıl önce bugün Marmara Bölgesi ve civarını vuran deprem, 45 saniyede, mali faturası bir kenara, binlerce insanımızın canına mal oldu…
Peki biz, Türkiye olarak bu 13 yıllık zaman içinde ne yaptık? Depreme hazırlıklı olmak adına, halkı bilinçlendirmek adına nasıl bir yol izledik? Bir politika belirledik mi? Bu konuya ulusal bir dava olarak ciddi bir şekilde eğildik mi?
Elli yıl içinde yaklaşık 8 şiddetinde bir depremin beklendiği İstanbul özeline şöyle bir bakalım isterseniz:
Başta deprem olmak üzere herhangi bir doğal afet esnasında ambulans, itfaiye gibi acil müdahale araçlarının kullanması amacıyla “1. Derece Afet Ulaşım Yolu” olarak belirlenen güzergahlar İSPARK’a kiralanarak otoparka çevrildi.
Bir deprem sonrası toplanma yeri ve çadırkent kurulacak yerler olarak ayrılan alanlar imara açıldı, buralara çeşitli konut ve ticari projeler inşa edilmeye başlandı.
Hafif, orta ve ağır hasarlı evler elden geçirilip güçlendirileceği yerde, kılıfına uydurularak “oturulabilir” raporları alındı.
Sakarya’da, 1999 depreminde hasar görmüş binalarda halen yaşayanlar var. Bunların çoğunluğunu da üniversite öğrencileri oluşturuyor. Çünkü bu tip evler, öğrenci bütçesine ancak uyuyor.
Türkiye için, İstanbul için hayati önem arz eden “afet riski taşıyan alanların dönüşümü” veya halk arasında bilinen adıyla “kentsel dönüşüm” hamlesine daha yeni yeni başlayabiliyoruz.
Ciddi bir çalışmayla çok önemli hükümler içeren bir deprem yönetmeliği çıkarıldı ama buna kimin ne kadar uyduğu meçhul.
Yapı denetim sistemi kelimenin tam anlamıyla laçkalaşmış durumda. Bununla da yetinmiyor, müteahhitlere “kendi inşaatını kendin denetle” demeye hazırlanıyoruz.
Şehrin önemli noktalarına kurulan ve bir deprem anında acil ihtiyaçların bir kısmını karşılaması planlanan “deprem konteynerleri”nin yerinde yeller esiyor…
Örnekleri daha uzatabiliriz. Demek istediğimiz şu: Yaklaşık 7 ilâ 8 şiddetinde olması beklenen, binlerce insanın öleceği, yüzbinlerce insanın yaralanacağı, belki Cumhuriyet rejiminin bile büyük sarsıntılar geçireceği tahmin edilen büyük bir deprem bekleyen İstanbul’un felakete hazırlığı bu kadar!
1999 yılından bu yana bir arpa boyu bile yol alabilmiş değiliz anlayacağınız.
Dolayısıyla beklenen büyük İstanbul depremi gerçekleşip büyük yıkımlara uğradığımızda kimse buna “kader, takdir-i İlahi… v.b.” diyemez. Evet, depremin oluşumu takdir-i İlahi’dir belki, ancak bu kadar büyük facialara sebep olması tamamen insanın kendi eseridir.
Ve özellikle devlet kanadından kimse, bu beklenen depremde ölen/ölecek yurttaşlarımız için gözyaşı döküp acıklı nutuklar atmasın!
Kendi düşen ağlamaz çünkü…