​ 14 Şubat'ın ardından / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Şubat '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

14 Şubat'ın ardından

Yine bir sevgililer gününü geride bıraktık. Her yer kan kırmızı idi, alev alev yanan kalpler sarmıştı ortalığı.

Alışveriş merkezleri, satışları tetiklemek için türlü çeşit etkinlikler düzenlemişlerdi. Restoranlar, cafeler tıklım tıklım dolu, hoş bir görüntü vardı. İşletme sahiplerinin yüzü ilk defa gülüyordu sanırım uzun zamandır. Yoksa piyasanın hali malum.

Bir de dikkatimi çeken çiftler kadar, bütün ailenin top yekün birlikte olduğu kutlamalar daha fazla idi. Haftasonu olmasının etkisi de var tabi. Bu tür özel günler, bir araya gelmek için bir vesile de oluyor aynı zamanda. Sevdiğimiz insanlarla birlikte olmak, bu güne farklı bir anlam yüklüyor.

Hatırlamak ve hatırlanmak için birbirimize küçük hediyeler alıp vermemiz çok güzel. Ancak tamamen tüketime dayalı bir hediye alışverişi beni pek mutlu etmiyor. İhtiyaçların karşılandığı ve alım gücüyle endeksli hediyeler hiç bana göre değil. Daha yaratıcı düşünceler ve ince jestler bekliyorum. Yine de bu özel günlerin bu kadar reklam edilmesine kızamıyorum. Hiç aklında olmayan birisine bile düşünmeyi sağlayacak etkisi var. En azından o havaya girip, günlük hayatın rutinden kurtulabilir ve kendini sevdiği birisi için bir şeyler şeçerken bulabilir insan.. Çok özel olmasa da, fikri başkalarından alsa da bu bile bir çabadır ve hafife alınmamalıdır zannımca. Bunlar hayatı güzel ve yaşanabilir kılan küçük detaylar. Zaten güzellikler detaylarda gizli değil midir çoğu zaman. Ayrıca senede bir gün de olsa sevgiden söz etmenin faydası var, zararı yok. Hiç değilse bu günü bahane edip, bir araya gelmek, günlük rutinin dışına çıkmak bile farklı bir lezzet katıyor hayata.

Ben kendi adıma özel günlere çok önem veririm. Hediyeler almak, paketler açmak, güzel sürprizler yapmak inanılmaz mutlu eder beni. Küçücük bir çocukken de, şimdi ki gibi olgun bir hanım olunca da bu heyecanım hiç değişmedi.

Sevgililer günü ise hep farklı bir düşünce yaratır bende. İnsanın sevgilisine bir armağan alması, güzel bir program yapması için böyle özel bir güne ihtiyaç var mıdır? Her çitftin kendi özel günü, özel anları yok mudur? Kutlanmaya değer ne çok anı vardır oysa ki belleğimizde. Sevgililer günü ise sadece tüketimi teşvik edici, bir formatta sunuluyor insanların önüne. Bir mecburiyet, bir beklenti oluşturuyor ister istemez. Beklentiler bu kadar fazla olunca da, yaşanan hayal kırıklıkları da o kadar fazla oluyor. Daha özel, daha samimi yaşansa keyfi farklı mı olur ki, niye hep birlikte, toplu nikah gibi etkinliklerle kutluyoruz bu günü? Bu genel kutlama havası, nihayetinde mecburiyete dönüşüyor ve çiftler arasında stres yaratabiliyor kimi zaman. Biz kadınlar, genel olarak herşeye gereğinden fazla anlam yüklediğimiz için, kalp ağrılarımız daha da yoğunlaşıyor bu günlerde. Erkekler, ise yapmak, katlanmak zorunda oldukları bu ritüelin stresini yaşıyor ve gergin oluyorlar. Bu güne önem vermediklerini söyleseler, duygusuzluk ya da cimrilikle, önem veriyormuş gibi görünseler de yapaylıkla suçlanıyorlar. Her halükarda, günün sonunda çiftler gergin, işletme sahipleri ise mesut oluyror.. Ayın 15’inde ise, hayat kaldığı yerden devam ediyor...

Genel eğilim, o kadar şartlıyor ki bireyleri, hediye almak bir zorunluluk haline geliyor. Küçük şeyler mutlu etmez hale geliyor. Oysa, benim sevgililer gününden anladığım, sevgilimin bana olan ilgisi ve sevgisi. Bunu yaşamak, bunu hissetmek istiyorum. Erkekler, hayatın yükü altında o kadar ezilmişler ki, kadınları mutlu etmenin yolunun sadace maddeden geçtiğine inanıyorlar. Çok da yanlış değil belki, etrafımıza baktığımızda.

Oysa ben veya benim gibi türünün son örneği kalmış kadınlar için, maddiyat kalbi, ruhu beslemekte yetersiz kalıyor. Hiç önemi yok demiyorum. Elbette var. Bana alınan bir hediyenin, gelen bir çiçeğin yarattığı mutluluğu kelimelerle anlatmama imkan yok. Değer verilme, önemsenme duygusu müthiş bir haz veriyor insana.. Bunu sevgilim almış demenin tatlı bir gururu oluyor, keyifli bir tebessüm taşıyor dudaklarınızdan. Ama bunun devamının gelmemesi bir yetersizlik duygusu yaratıyor bende.. Kelimelerle nasıl ifade edilir bilemiyorum ama, yediğim yemekteki bir lezzet eksikliği gibi mesela. Pişirirken tuz koymayı unutursunuz da, ne kadar eklerseniz ekleyin o lezzete ulaşamazsınız gibi, iyi bir yemekten doymadan kalkmak gibi, tarifi imkansız bir tatminsizlik, bir yarım kalmışlık duygusu yaratıyor bende. Karşı taraf için nankörlük olarak adlandırılan, kendinizin bile tam olarak tanımlayamadığı enteresan bir ruh hali ve mutsuzluk duygusu yaşanıyor. Yani aslonan sevgiyi madde ile değil mana ile gösterebilmek. Bugünü bu şekilde lanse etseler insanlara, elbette pek karlı bir alışveriş olmayacak ama daha çok mutlu çift olacak sonunucunda diye düşünmeden edemiyorum.

Sevgi çok yönlü, içimizde pek çok sevgi barındırabiliriz. Hepsi için kalbimizde yer var. Hatta bir o kadarını daha sığdırabilecek kadar geniş yüreklerimiz. Burada sözünü etmek istediğim sevgi ise aşk diye tanımlanan... Yani fiziksel, ruhsal, bedensel çekim hissettiğimiz kişilere duyguğumuz sevgiden söz etmek istiyorum.

Herkes hayatının bir hatta bir kaç döneminde aşk ile tanışmıştır. Kiminin yanından geçer ve gider, şanslı olanlar ile de birlikte yürür. Ama dünyada ki her şey gibi aşk da ölümlüdür. Gün gelir, vadesi dolar ve yitip gider. Ama kalp attığı sürece, her zaman yeni bir aşka umut vardır. Aşk, sevebilme sanatıdır. Bu sanatı bir kez becerebilen, her daim aşık olabilme potansiyeline sahiptir.

Sevdiğini kaybedenler haklı bir burukluk yaşadılar bu günde. Belki geçen yıl, keyifle kutladıkları bu gün, bu yıl yapayalnız geçti. Ama onlar da şansız değildi. Çünkü sevmeyi bilen bir kalbe sahiptiler. Ne kadar acı yaşasalar da, güzel anılar ile dolular. Sevdikleri yanlarında olmasa da, ruhuna sevgi sözcükleri fısıldanmış, sevebilmiş olmanın mutluluğunu, onu tekrar görememenin hüznünü yaşadılar. Ama belleklerinde aşkı tanıyanların huzuru vardı.

Bu yıl da yine üzüldüklerim sevmeyenler oldu. Kalbini susturan, küstüren, sevmeyi bilmeyenler.... Karşılığı olmadığı için sevmekten korkanlar... Oysa sevgi tek başına bile güzel.. Sadece bu duyguyu yaşamak bile mutlu olmak için yeter. Sevmek için şart koşanlar, maddeyi, manaya karıştıranlar.

Aşk yolunu şaşıran bir kuş gibidir, ne zaman, nerden geleceği, nereye konacağı belli olmaz. Gönül penceremiz hep açık olsun ki, kuş rahatça girip yuva yapabilsin yüreğimizde...Sevmekten korkmayalım... Ne kadar acıtsa da, aşk acısı yaşamak bile, sevgisiz bir kalbin yanında daha katlanılabilir kalacaktır.

Sevmeyi bilenlerin, sevdiğini gösterebilenlerin günü kutlu olsun.... Sevgiyle kalın...

 
Toplam blog
: 15
: 521
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Kendimi bildim bileli yazmayı çok sevdim ben. Duygularımı en iyi ifade ediş şeklinin yazmak olduğ..