- Kategori
- Tarih
18 Mart

Avusturya’nın 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a seferberlik ilanının ardından başladı savaş. Bir yanda Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı; öte yanda Fransa, Rusya, İngiltere. Savaş henüz başlamıştı ki gözler boğazlara çevrildi. Osmanlı Devleti’nin hakimiyetinde bulunan boğazlar, jeostratejik açıdan Avrupa ve özellikle Rusya için büyük önem taşıyordu. Boğazları ele geçirmek demek; Rusya’ya yardım ulaştırmak, Almanya ile Osmanlı Devleti arasındaki bağı koparmak ve İstanbul’u ele geçirip Osmanlı Devleti’ni çökertmek demekti. Ayrıca Osmanlı’nın çöküşü İngiltere ve Fransa gibi Müslüman sömürgeleri olan devletlerin sömürgelerini sindirmesi anlamına da geliyordu. Kısacası savaşın kaderi Çanakkale’ye bağlıydı.
Bu düşüncelerle İngiltere 28 Ocak 1915’te Osmanlı’ya savaş açtı ve Fransa da bu karara katıldı. Zamanın İngiliz Bahriye Nazırı Churchill’in yaptığı planlarla harekatın donanma ile yapılmasına karar verildi. Dünyanın yenilmez donanmasına sahip İngiltere, yanına Fransa’yı da alarak hasta adam Osmanlı’nın kalbine saldırdılar. Boğazı rahat bir şekilde geçeceklerini düşünüyorlardı.
Düşman gemileri, boğazın iki yanına kurulmuş tabyaları yaklaşık bir ay top ateşine tuttu; fakat kararlı bir dirençle karşılaştılar. 18 Mart’a kadar bir çok tabyayı tahrip etmişlerdi. Boğazdan geçmenin kolay olmayacağını gören düşman kuvvetleri yeni bir plan hazırlamıştı. Tam 3 deniz tümeninden oluşan filo ile boğazı geçmeye çalışacaklardı. Ne var ki tekrar başarısız olmuşlardı. 18 Mart sabahı boğazda beliren 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu ağır kayıplar vermişti. Tabyalardan açılan top ateşiyle; Bouvet, Irresistible ve Ocean adlı muharebe gemileri batırılmış ve birçoğu da ağır hasar almıştı. Churchill’in planları tutmamıştı. Sadece donanmayla boğazların geçilemeyeceği anlaşılmıştı. Yeni fikirlere ihtiyaçları vardı.
Askeri tetkik için Çanakkale’ye gönderilen İngiliz general; donanmanın tek başına boğazlardan geçemeyeceğini, donanmaya ek olarak karadan da kuvvetli bir ordunun destek vermesi gerektiğini bildirmişti. Bunun üzerine Savaş Bakanı Lord Kitchener, 29. Tümenini ve Mısırda bulunan Avustralya ve Yeni Zelanda Tümenlerini(“Australia and New Zealand Army Corp.:-Anzak-) de Gelibolu’ya yönlendirmişti. Bu hazırlıklar karşısında Türk tarafı da hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale’de 5.Ordu kurulmuş ve başına Alman general Mareşal Liman Von Sanders getirilmişti. 19. İhtiyat Tümeni’nin başında ise Yarbay Mustafa Kemal bulunuyordu. Bundan sonrası çok ayrıntılı bir şekilde anlatılabilir ama ben asıl mevzuma gelmek istiyorum.
Şu an sokağa çıkın ve sorun etrafınızdaki gençlere. Kaçı 18 Mart’ı biliyor? 18 Mart’ı anımsayanlar o gün neler olduğunu biliyorlar mı? Çanakkale’nin hangi bölgemizde olduğunu bilmeyen gençlerimiz bile vardır. Tarih bilincine dikkat çekmek istiyorum. Ben de yaşım itibariyle genç nesilin bir üyesiyim ve tarih bilincinden yoksun bir gençliğin yetiştiğini söyleyebilirim. Bırakın lisedeki öğrencileri, üniversitelerde okuyan ve ilerde ülkeye yön verecek olanların dahi büyük çoğunluğu tarihimizden bihaber. Avustralya’dan, Yeni Zelanda’dan kalkıp şehit verdikleri atalarını her yıl ziyaret edenleri görüyoruz. Biz Türk gençliği olarak şehitlerimize yeterince saygı gösteriyor muyuz sizce?Lise son sınıfta mezuniyet töreni yerine savaşa gidip bizim için şehit olanlara lütfen biraz saygı gösterelim. En azından tarihimizi bilerek, onların bizler için neler yaptıklarını öğrenerek onlara şükran duyalım. Tarihi okumaktan bile aciz olanlar için Çanakkale ve Gelibolu ile ilgili çekilen belgeselleri izlemelerini öneririm. En azında bir fikirleri olur.
Çanakkale’yi geçilemez kılan şehitlerimizi şükran ve rahmetle anıyoruz.