- Kategori
- Sosyoloji
2010 Bütçesi çıkmadan önce gelişen bir durum

ARA GÜLER Usta'dan alıntıdır...
Gazeteci Zeynep GÖĞÜŞ ilginç bir yazı ile karşımıza çıktı bugün. Çok yerinde bulduğum irdelemeleri var:
Türkiye, AB üyesi olduğunda bugün uygulanan çok taraflı Türk dış politikasını uygulamakta zorlanmaz mı? Davutoğlu bu soruya “AB’nin içine girince büyük üyelerden biri olarak karar mekanizmasında yer alacağız. O zaman bugün yaptıklarımızı AB ile birlikte yapacağız” yanıtını verdi. Fransa da AB üyesi, ama bakıyorsunuz Fransa Akdeniz Birliği oluşturmak için kolları sıvamış...
Yine de Ortadoğu gibi çetrefil konular söz konusu olduğunda aklına eseni yapmak söz konusu olamaz AB içinde...
AB işi uzarsa Norveç gibi olmaya özenenlerin sayısı hızla artabilir. AB sinirlerimizi gerdikçe bu satırların yazarı dahil herkesin aklına gelen, bizi yönetenlerin de kafasından geçiyor. Tabii ki dikkat çekici olan bunun ilk kez yüksek sesle telaffuz edilmesi.
Umarız Norveç gibi olma özleminin iç politikadaki tezahürü reformların yavaşlaması anlamına gelmez.'
Bir de hepimizin ilgisini çekeceğini sandığım bazı tespitleri de var:
''Arada kaynayan bir demeçti. Cumhurbaşkanı: “Almanya seçimlerine, Fransa gerilimine takılmayalım, 10 sene sonra bugünkü Türkiye’nin cazibesini 20’ye katladığınızda Norveç’in yaptığını yapabilir” diyordu...
Zeynep GÖĞÜŞ'ün verdiği bilgilere göre NORVEÇ bizden çok uzaklarda olsa bile ilginç ve zengin bir ülke. Kıskanmamak elde değil. Bizim sonda gelen pek çok birinciliklerimiz yerşne NORVEÇ gerçekten örnek alınabilecek özellikleri de bulunan bir devletmiş:
''Norveç, Avrupalılığı tartışmasız bir ülke, ama halkı referandumla AB üyeliğini reddetti...
Petrolü ve doğalgazı var...
İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde dünya birincisi...
Kişi başına milli gelir 2008’de 94.359 dolar...
Bakanlar Kurulu’nda kadın-erkek sayısı eşit. Şirket yönetim kurullarında kadın sayısı yüzde 40’ın altına düşemiyor. Eğitim ve sağlık devletin elinde, özeli yok. İlle de bir benzer yönümüz derseniz, bizim Diyanet gibi orada da kilise devlete bağlı.''
İşte bu durumda biz ne yapacağız? AB'ye karşı yalnızca bazı yükümlülükleri yerine getirmek değil bazı tavırları da geliştirmemiz gerekiyor. Oysa TÜRKİYE içine düşmüş olduğu siyasi, diplomatik, kültürel ve jeopolitik durumlar yüzünden denize yenice açılmış bir gemi gibi çalkalanıp duruyor bana göre!
ABD ile AB arasındaki sıkışmışlığımıza bir de KÜRESEL KRİZ eklenince, içimiz burkularak söylemeliyiz ki durumumuz hiç de iç açıcı görünmüyor. Çeyrek yüzyıldan bu yana güvenlik güçlerine havale edilmiş olan TERÖR ne yazık ki giderek ivme kazanmaya başlıyor. Nedenleri, dinamikleri, katılımcıları, siyasi ve kültürel boyutları yanıda ekonomik boyutları ile bu sorunu hiçbir hükümet gerektiği gibi masaya yatıramadı.
KIBRIS SORUNUMUZ'da olduğu gibi bu çok boyutlu sorunumuzda da tek başımıza kaldık. Hükümet'in ortaya attığı AÇILIM adlı muammanın ise nasıl ve kimler ile çözülebileceği de açıklık kazanabilmiş değil. Ne yazık ki ülkemizin birlik ve bütünlüğü için TBMM'de yemin etmiş olan bazı DTP Milletvekilleri demokratik hiçbir ülkede eşine benzerine rastlanılamayacak türden AÇILIM bağlamında savaş ve çatışma çığırtkanlıkları yapmaktan da geri durmuyorlar. TBMM'de okudukları ya da ezledikleri milletvekilliği yeminini onlara kim hatırlatacak?
Anlaşılan o ki AB karşısında KARA GÖRÜNDÜ. AB gizli ya da açık neleri dayatıyor bunları da tam olarak bilemiyoruz. Sanırım VİYANA ile BELGRAD'dan sonra yaşanan gelişmeler bağlamında ÇARLIK RUSYASI ile Düvel-i Muazzama'nın BALKANLAR'da hayata geçirdiği birbirini bütünleyen siyasi, idari ve kültürel oyunlarının bir benzeri yeniden uygulamaya konulmakisteniyor. Ben inanıyorum ki Hükümet bu konuda şiddetli bir direniş gösteriyor. Bu tür gelişmeler için ser verilip sır verilmiyor, diye düşünüyorum. İşte bu gibi gelişmelerin de önünü kesebileceğine inanılan AB'ye tam üyelik düşümüz iyice suya düşmüş bulunuyor. Bu konudaki kamuoyu duyarlılığı giderek azalmış, Hükümet de Cumhurbaşkanı da yeni yeni arayışlara yönelmeye başlamışlardır. Atalarımızın demiş olduğu gibi: ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ!
Sözün özü şu : Az önce de vurguladığım gibi KARA GÖRÜNDÜ. AB'ye de AP'na da YALVARMALARIN GÜCÜ YETMEDİ. Bizi anlamıyorlar! Bunca sürüncemelerden sonra anladık ki AB HAM HAYAL. Bu durumda geliniz NORVEÇ gibi olalım. ABD de yakamızdan düşmemiş olur. AÇILIM SAÇILIM gibi konular için her türlü atış da serbest olacağı için bizi ne demokrasi bakımından ne de kılı kırk yarabilecek (?) mali yönden bir denetleyen olur.
Giderek yeni koalisyonların denetimine geçecek olan ORTA DOĞU'dan da bazı nemalanmalar olabileceği için, ayağımızı çekemeyiz. Halka ve binlerce yıllık ortak milli ve dini değerlerimize rağmen AB için her türlü uyum yasalarını da çıkarttık. Daha ne istiyorlar ki? VİYANA KAPILARI'ndan sonra AB KAPILARI'nda sürünmek artık siyasi kaderimiz olmamalı. ORTA DOĞU için kendince haritaları da olan NORVEÇ gibi bir örnek de bulunduğuna göre; birimiz güneyde birimiz de kuzeyde iki kanka olarak İKİ ARADA BİR DEREDE PAŞALAR GİBİ yaşar gideriz.
Ah şu KÜRESEL KRİZİ de IMF paraları ile bir atlattırabilsek. 2010 Bütçesi de bir çıkabilse idi hayılısı ile: Gelirimizi giderimizi dengeleyebilesek; ülkenin ekonomisini de bir an önce düze çıkartabilse idik.
Bildiğiniz gibi yaşamak içiçe nice olayların bir örgüsü. Dünü bugüne, bugünü düne ya da yarın adlı mechule yaklaştırdığınızda en olmadık durumlar çıkabilir karşınıza. Romanların böyle yazıldığını, film senaryolarının da öyle ya da böyle kotarıldığını bilmiyenimiz yoktur. Olay şu:
Ankara'da bir gün. At kestanelerinin altında karşılaştık. Yakınımızda kimsecikler yok. Birden bire bir el kavradı yakamı. Baktım bir anda beş altı kişi sarmış çevremi. Gözlerim fal taşı gibi açılmış. Yalnızca dinlemem gerektiği isteniyor; bunu kavradım ossaat:
- Beyim BORÇ YİĞİDİN KAMÇISI demiş ya atalarımız; al gülüm ve gülüm yaşar gideriz OSMANLI gibi bir süre, demek istiyorsunuz sanırım.
- Ne o yeniden DÜYUN-u UMUMİYE mi? kurulur demek istiyorsun? O da ne TÜRKÇE KONUŞ arkadaş! Eski kelimeler, eski kavramlar ile bugünü açıklayamazsın!
Bir daha TARİH TEKERRÜR EDER HA, diye de kimseleri tehdit etme!
Kimse Mehmet Akif Bey Rahmetlinin de sözlerinin arkasına sığınmasın.
Artık teknoloji ve bilgi çağı içindeyiz. Sık sık uçağa binince ancak anlarsınız Dünya'nın küçücük bir köy olduğunu. DEĞİŞİM ne demektir kaç kişi biliyor? Bunu bilmek için: Kültür, uygarlık, sanayi devrimi, arkeoloji, tarih, dil bilim, diplomasi gibi yeni yetmeleri sınıflarda meşgul etmek için düzenlenmiş müfradet programlarına biz de mi dalacağız bu yaşta! Tövbe tövbe!
- Bey bir de şu var... Demek istiyorum ki...
- Ne varmış? Çıkar diliyin altındaki baklayı?
- OSMANLILAR'a bağlı Araplar ile... Arnavutlar Boşnaklar Bulgarlar Pomaklar... Trakya... İyonya... Hititler... Asurlar... Yazılı kaynaklar, din, dil, ortak değerlerimiz...
- Kimse bana tarih dersi veremez. Kimse kimseyi tarihle marihle aldatamaz. Akıl diye bir şey var değil mi? Irmakları, selleri dizginleyebilen! Uçağı uçuran. Ticaretin hikmetine erdin mi sen? Sen hiç baraj gördün mü? Şehirler nasıl genişletilir hiç bilebilir misin? O demek istediklerin eskidendi, eskiden. Çekil önümden!
- EEE???
(O an içimden var gücümle bağırdım: DÜŞ YAKAMDAN BE!)
Doğaçlama olarak gelişiveren bu karşılıklı konuşma karşısında bu taslak senaryoyu gören yönetmende de şafak atmış bulunuyor!
*
Görelim Mevlâm neyler!