- Kategori
- Siyaset
2012'de Cumhurbaşkanlığı mı yoksa Başkanlık Seçimi mi yapılacak?

Türkiye 2007 Nisan'ın çok büyük bir kriz yaşadı. Bu krizin nedeni Cumhurbaşkanlığı Seçimi, seçimin meclisteki 367 milletvekili ile yapılıp yapılmaması, sürecin Anayasa Mahkemesi'ne taşınması, 27 Nisan Muhtırası ve peşinden gelen genel seçim kararı...
AKP, 22 Temmuz 2007 yılında yapılan seçimlerden büyük bir oy patlaması ile çıkıp neredeyse "mutlak iktidar" olmuştu.
Hükümet, kriz haline gelen Cumhurbaşkanlığı seçimine ait Anayasa'nın ilgili maddesinin değiştirilmesi için referandum kararını 22 Temmuz 2007 tarihinden sonra almış olsaydı belki kısa bir süre sonra ortaya çıkacak devletin idaresindeki çift başlılık sorununa da yol açmamış olacaktı.
Oysa 21 Ekim 2007 tarihinde Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi ve görev süresinin 5+5 şeklinde iki dönem yapılabilmesi yönündeki Anayasa değişikliği referandumu yapılmış ve halk ilgili maddenin yenisinin uygulanması adına %69'luk bir destek vermişti.
Böylece bundan sonra Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecektir.
Önceki gün bu düzenlemeden önce Cumhurbaşkanı seçilmiş Sn. Abdullah Gül'ün durumu da netleştirildi. Gül'ün süresi 2012 yılında dolacak ve yeni dönem için kendisi bir kere daha aday olabilecektir.
Şimdi gündemde değil ancak 2012 yılına geldiğimizde ortaya yeni Cumhurbaşkanı adayları çıktığında, hele iktidardaki partinin adayından başka bir kişinin seçilmesi durumunda devletin tepesinde bir yetki sorunu da ortaya çıkacaktır.
Cumhurbaşkanlığı seçiminden bir sene önce genel seçimler yapılacaktır. AKP ve muhalefet bu temposu ile devam eder, dünya gündeminde yeni siyaset rüzgarları esmez ise seçimlerdeki tablonun çok fazla değişmeyeceğini tahmin edebiliriz. AKP iktidar partisi olarak hükümeti kuracak, Sn. Erdoğan başbakanlığa devam edecektir.
Bir sene sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde kimlerin aday olacağını ve seçileceğini tahmin etmek ise çok güç. Üstelik iktidar partisine yakın olan bir adayın seçimi 2007'deki kadar kolay olmayabilir. Hele muhalefet belli bir isimde uzlaşırsa o zaman hükümetin yeni Cumhurbaşkanı ile ilişkisinde çok ciddi sorunlar baş gösterecektir.
Arkasına halkın desteğini almış bir Cumhurbaşkanı, hükümetin icraatları ve devletin idaresinde söz sahibi olabilir, hatta hak iddia edebilir.
Çünkü 1982 Anayasasına göre ve öncesinde Cumhurbaşkanları meclis tarafından seçilmekte ve devletin sembolü olarak makamında oturmaktaydı.
2007 Referandumu ile makam yetkisini halkın çoğunluğundan ve hatta hükümetin başındaki başbakandan bile daha fazla oy ile alabileceğinden bazı kararların alımı sırasında Anayasa ile çizilmiş yetki sınırlarını zorlayıcı irade içine girebilecektir.
Bu 2012 yılından sonra Türkiye'nin devlet düzeninde yepyeni bir dönemi, "başkanlık" sistemi tartışmalarını başlatacaktır.
Türkiye, 2007 Nisan'ında olduğu gibi siyasetin içinde tartışmaları son dakikaya bıraktığı, son üç günde uzlaşma aradığı için sürekli krizlere giriyor. Açılım sürecinde de benzer şeyleri izliyoruz. Oysa çok değil bir sene sonra bu gündem kendisini gösterecek.
Türkiye'de sistem tartışmalarının bir şekilde başlaması gerekiyor. Bu ister istemez kendisini dayatacaktır. Hükümet bu tartışmaları 2011'de seçilecek yeni meclisin gündemine de bırakabilir. Ancak o meclisin şekli ve yapısı bile hala belli değilken böylesi düzenlemelerin ve çalışmaların en azında tartışma anlamında, uzlaşma olmasa bile kamuoyunun önünde başlaması doğru bir seçenek olabilir.
Uzay Gökerman