- Kategori
- Öykü
40 yaşında Kadın -2

Son günlerde her şey ters gitmeye başlamıştı.. Ya da tahammülüm azalmıştı..Evet, artık katlanamıyordum... Hayata, aileme, arkadaşlarıma ve kendime...
Yarattığım imaj kendimden çok başkaydı...Sıradanlığımı örtecek, ama rahatsız da etmeyecek aykırılık peşindeydim hep.. Böylece farklı olacak, değerli hissedecektim kendimi.. Temelde yatan değersizlik duygumu senelerdir başkalarına üstünlük kurmaya çalışarak aşmaya çalışmıştım.. Yorulmuştum...
Yorulmuştum ama başarmıştım da.. Bir çoğundan güzel, istediğimde başarılı, bazen şımarık, tembel; bazen de deli gibi çalışkan iş kadını... Kimi zaman derli toplu titiz ev kadını, kimi zaman da en pasaklısı.. Ama hep bakımlı, hep şık, hep biraz yukarıda.. Haliyle de sürekli yalnız bir kadındım..
Çoğu zaman şikayet ettiğim yalnızlığım tam da hayalimdi aslında... Çocukluğumdan beri kendimin hep yalnız bir yetişkin olacağını hayal ederdim.. Belki de çocuk aklımda bu, ulaşılmaz olmanın başka bir tanımıydı benim için.. Siyah saçlarımı sarıya boyatacak, gözlerime lens takacaktım. .Esmerliğime de bir çare bulunurdu mutlaka.. Şimdiyse çocukluk hayallerime yakın bir fiziğe sahiptim.. Çok da sarı olmayan kumrala yakın saçlarım ve lacivert bakan gözlerim vardı.. Buğday tenimle büyük uyum içindeydiler.. Kadınların kıskançlığı, erkeklerin hayranlığı üzerimdeydi hep... Ama bir şey eksikti... Para, iş, anlayışlı eş hiçbiri tamamlayamıyordu beni ve ben bu eksikliği sürekli yiyerek tamamlıyordum.. yemek yemenin verdiği mutluluk ardından gelen derin pişmanlık ve en sonunda içine sığamadığım kıyafetlerim ve hala alışamadığım beden ölçüm beni kendime daha da yabancılaştırıyordu...
Diyetlerle kilo veriyor, fazlasıyla geri alıyordum.. Artık biliyordum ki, temelde olan sorunları çözmeden bu fazlalıklardan kurtulamayacaktım.
Bu farkındalığa tek başıma ulaşamadım tabi ki. .Hale, yurtdışından her geldiğinde, bu yöndeki farkındalığımı da sağlardı; hiç planlamadan, kırıcı olmadan, kendiliğinden...Öyle derin, öyle zekiydi ki..Bir tek onun zekasının benden daha üstün olmasını kabul edebiliyordum. İki sebepten dolayı rekabete girmiyordum: Birincisi kaybedeceğim hiçbir konuda rekabete girmeyecek kadar akıllıydım, ikincisi de ondan çok daha güzeldim.. Bir de, seviyordum Hale'yi..
Yurtdışından gelen arkadaşımın sohbeti son günlerde, aylarda hatta son yıllarda en keyif aldığım; en içinde olduğum andı.. Anlatıyor, ben dinliyordum.. Ben anlatıyor, dinlendiğimi görüyordum.. Alıyor, veriyorduk.. Aslında tek emin olduğum benim aldığımdı. .onun da alıyor olma ihtimalini, belki de kendimi rahat ettirmek için ben uydurumuştum.. Hiç önemi yoktu…Konuşuyor, konuştukça farkındalığım artıyordu. Hale çok güzel yönlendirmelerle büyük katkıda bulunuyordu farkındalığıma. Keşiflerimizi irdeliyor, her keşiften sonra kısa bir sessizlikle sindirmeye çalışıyorduk.. Ne çok ortak yönümüz vardı, görünenin aksine..
Hale zeka, sevgi ve şefkat dolu gözleriyle bana bakarken seneler önce seninle karşılaşmamızın tesadüf olmadığını biliyordum dedi.. Biliyordu.. Ama yakınlğımızın nedenini çözemiyorduk bir türlü… Nasıl yakınlaşabildiğimizi de…
Farklı kültürlerin çocukları olarak büyümüştük… Hale’nin yuvarlak yüzü, esmer teni, kısa boyu, özensiz saçları ve giyimi ;benim buğday tenim, uzun boyum, kumral modern kesimli saçlarım ve şık giyimim ile tam bir tezat oluşturuyordu.. Öyle ki, çevredekiler bile hayretle bakıyordu hararetli sohbetimize..
Seneler önce tanıştığımızda ben de asla ortak yönümüzün olamayacağını ve ilişkimizin zorunlu iş ilişkisi düzeyinde kalacağını düşünmüş hatta zorunluluğu bile elimden geldiğince kısıtlayacağıma inanmıştım.. Hale'nin Hindistan kokan kıyafetleri ile uzun örgülü saçları bu düşüncemden emin olmama sebep olmuştu.. Reddetmiştim Hale'yi.. Tüm varlığımla, tüm varlığıyla… O zamanlar bilmiyordum tabi, reddetmenin davet, hatta ısrarcı bır çağırma olduğunu…
Şimdiyse minnettardım, bizi yakınlaştıran tüm olaylara, insanlara….
Hale yine en ihtiyacım olan anda gelmişti.. Hem de çağırmadan, hem de taa Kanada'dan…
Sıkılmadan, sıktığımı düşünmeden anlatıyordum, dinliyordum.. Hiç alışık olmadığım bu duygu, derin bir haz ve rahatlama veriyordu bana…
Sadece kahve almak için sohbetimize ara veriyorduk…Ben sade orijinal çekim şekersiz Amerikano içerken Hale lattenin en tatlı halini ya da bitki çaylarını tercih ediyordu…Sigarayla ikimizin de arası yoktu ama arkası arkasına içiyor ve bundan hiç rahatsızlık duymuyorduk.. Özlediğimiz özgürlük duygusu sigaranın dumanındaydı sanki… Tüm acemiliğimizle ciğerlerimize çekmeye çalışıyorduk…Tüm hücrelerimize sinmiş, sindirilmiş başka benliklerden kurtulmak istercesine…
İşte o gün Hale Kanada'da yaşadığı bir tecrübeden bahsetti bana, hipnozdan…
Nasıl da umutsuzca istedim aynı tecrübeyi yaşayabilmeyi…Bunun da başka bir davet yöntemi olduğunu bilmeden….