- Kategori
- Gezi - Tatil
48 saatte Çeşme

Çeşme
Bilgisayarımdaki fotoğrafların arasında kaybolmuş bir haldeyken aklıma bu yazıyı yazmak geldi. Fotoğraflar, Çeşme’dendi. Henüz geçen hafta bu saatlerde Çeşme’nin o berrak denizini seyredip hayaller kurarken, şimdi ofiste bu yazıyı yazmak hiç de işten değil! Ama bu yazıyla birlikte size ve kendime küçük bir iyilik yaptığımı düşünüyorum. Kendim için sadece hafızamda yer etmekle kalmayacak hoş anılar, sizler için ise Çeşme hakkında küçük ipuçları bırakıyorum. Ve bu kez bu yazıyı bir Jabiroo Kuşu macerası olarak değil, iş amacıyla gitmediğim bir tatil macerası olarak yazıyorum.
Geniş ve beyaz kumlu plajları ile Çeşme, bana hayallerimin ötesinde bir tatil yaşattı. Aklım bu konuda hep yurtdışına kaysa da, Türkiye’de de deniz-kum-güneş üçlüsünü tam anlamıyla yaşatacak bir yerin varlığını Çeşme kanıtladı.
Benim için tatil, havaalanı yolunda başlar. Sabırsızlıkla uçağa bindim ve hemen müzik açtım. Dinlediğim müzikleri Ege havasına girmek için seçmiştim sanki. Uçaktan indiğimde tam bir Ege’liydim! Otelime vardığımda, Türkiye’nin tatil cennetlerinden birinin neden Çeşme olduğunu yeniden anladım. Masmavi denizi tüm netliğiyle görebilmem için, odamdaki pencere yerden tavana kadar tasarlanmıştı. Güne bu manzarayla başlamak bile beni mutlu etmeye yetiyordu... Odaya yerleştikten sonra, otelin kahvaltısını denemeye karar verdim. Tamamı organik ve taze ürünlerden oluşan kahvaltı beni adeta yeniledi diyebilirim. Kahvaltıdan sonra odamda biraz dinlenip, saatin ilerlemesini bekledim. Otelin plajına gitmek için her ne kadar can atsam da, güneşin beni bu fikirden caydıracak kadar yakıcı olduğu açıktı. Saat 3’e gelirken, plaj çantamı kapıp hemen plaja koştum. Hafifçe esen rüzgar beni tatil sarhoşu ederken, denizin kokusuyla kendime geldim bir anda. Yine doğru bir karar vermiştim tatil konusunda. Normalde yurtdışında görmeye alışkın olduğum açık mavi denizde yüzüyordum! İlk gün bu kadar yeter deyip, bu muhteşem kareyi fotoğrafladım ve otelin yolunu tuttum.
Elbette Çeşme, bu otel ve plajla sınırlı değildi. Karnımın acıkmaya başladığını hissettiğimde, otel sahiplerinden bir restoran önermelerini istedim ve Asma Yaprağı’nı denemem gerektiğini öğrendim. Böylece, ilk günden hemen Alaçatı’ya doğru, yemek yemek için yola çıktım. Alaçatı’nın kendine özgü sakin bir sokağında hizmet veren Asma Yaprağı, Ege mutfağının en özel lezzetlerini sunuyor. Pazardan alınan taptaze ürünlerle hazırlanan yemeklerinin tadı hala damağımda! Her şey istediğim gibiydi. Hatta bu tazelik karşısında ilk kez midem de bayram etmişti desem abartmış olmam sanırım.
Otele dönmeden önce Alaçatı’nın arnavut kaldırımlı sokaklarında dolaşmak bana inanılmaz bir keyif verdi... Rastladığım küçük birkaç butikten bir-iki bileklik alarak kendimi yeniden ödüllendirdim.
Ertesi gün denize girmek için rotamı Pırlanta Koyu’na çevirdim. Before Sunset, berrak, kristal görünümlü ve biraz da serin olan denizi, keyifli plajıyla beni kendine aşık etmeyi başardı.
Denizin ve güneşin keyfini doyasıya çıkardıktan sonra, Çiftlikköy’de deniz böcekleriyle meşhur olan Langusta’ya gitmeden olmazdı. Başka hiçbir yerde kolay kolay rastlayamayacağınız deniz ürünleriyle donatılmış bu restoran, sade görünümü ve sıcak atmosferiyle tam bir Ege restoranı. Yemeğimi yedikten sonra gece için otele dönüp, hazırlandım.
Şimdiki adresim, Çeşme’nin gözde koyu Ayayorgi. Birbirinden popüler mekanlara ev sahipliği yapan koyda bu seferki tercihim Marrakech Club. Fas stiliyle dekore edilen gece klübü, kokteylleri, dj performansı ve manzarasıyla harikaydı. Eğlencenize ortamın kalabalığı bile engel olamıyor. Tüm enerjimi dans ederken bıraktığımı düşündüğüm Marrakech’ten çıktığımda, son enerjimi de yemek yemeye ayırabileceğime inancım tamdı ve tabi ki kalbim beni Ilıca’daki Dost Pide’ye götürdü. Bu güzel günün kapanışını lezzetli bir çorbayla yaptıktan sonra otelimin yolunu tutuyorum, zira bu keyifli hafta sonu tatilinin sonuna geldim.
Ertesi sabah, parlayan güneşin odama süzülen ışıltısıyla uyandığımda, içimdeki sesin “ hayır, bitmesin” dediğini duysam da, ne yazık ki havaalanının yolunu tuttum; kulağımda Sezen Aksu’nun İzmir’in Kızları şarkısıyla...
Çeşme'de neler yapılır, merak ediyorsanız tıklayın!