- Kategori
- Yolculuk
5 yaşında bir gezginle Bozcaada

Ada sevdalası olmak işte böyle bir şey, her sene, sanki ilk kez gidecekmişim gibi heyecanla hazırlanıp yollara düşmek: Büyükada’dan Bozcaada’ya.
Üstelik bu sefer bambaşka bir anlamı var benim için. Ilk kez altı yaşındayken ailemle geldiğim, ve ilerleyen yıllarda defalarca kere sevgilimle, eşimle, arkadaşlarımla doya doya gezdiğim Bozcaada’yı, bu kez ismi Ada olan 5 yaşındaki oğlumla keşfetmek.
Bozcaada, eski ismiyle Tenedos, Türkiye’in 3.büyük adası olup, Çanakkale iline bağlı bir ilçe; Türkiye’de taşrada köyü olmayan tek ilçe. Anakara ile ulaşım, GESTAŞa bağlı feribotlarla 30 dk lık bir seyahatle Geyikli iskelesinden sağlanıyor.
Son yıllarda Bozcaada’ya gelen yerli ve yabancı turist sayısının artmasına bağlı olarak feribot saatleri de yeniden düzenlenmiş ve sefer sayıları arttırılmış bile olsa, zaman zaman yogun talebi karşılamakta yetersiz kalıyor.
Öyleki, Temmuz ayının sıcak bir pazartesi günu öğlen saatlerinde uzun bir araba kuyruğunda beklemek ve ancak 2.gemiye binmek zorunda kalıyoruz. Yaklaşık 2 saatimizi geçirdiğimiz Geyikli Beldesindeki, hijyenden kavramından uzak umumi tuvaletler bile moralimizi bozmuyor. Bozcaada tüm ihtişamıyla masmavi bir denizin ortasında bizi beklemekte....
Bozcaadaya ayak basar basmaz, biz İstanbulluların çoktan unuttuğu, mis gibi bir kokuyu çekiyoruz içimize. Minik oğlum şaşkın şakın soruyor ilk defa duyduğu bu kokuyu.
Limon kekiği, adaçayı, nane, dağ kekiği ..... .
Canayakın tatlı dilli Ayşe teyze herbirinden yerleştiriyor Bozcaada amblemli güzel bir bez torbaya, ve öğreniyoruz ki tüm Ada esnafı ortak bir kararla sadece bez ve kesekağıdı torba kullanmaya başlamış.
İstikamet Bekçibayırı Mevkindeki, Salih Güner’in işlettiği, Otel Armutlu. Hem merkeze yakın, hem de 10 dakikalık bir yürüyüşle kendi ıssız koyuna sahip çocuk dostu bir aile işletmesi. Konakladığımız süre boyunca evlerine misafirliğe gelmiş gibi hissediyoruz.
Yapılışı Fenikeliler dönemine rastlayan, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından da onarılan Bozcaada kalesi minik gezginimin favori mekanı oluyor. Saat 20:00 olup da Kalenin kapanış saati geldiginde zor ikna ediyorum korsan oyununu bitirmesi için.
Rengarek balıklarıyla Akvaryum koyu, minik gezgimin ikinci favori mekanı. Hemen paletler – şnorkeller takılıyor, kendimizi serin suya bırakıyoruz. Heyecanla birbirimize deniz canlılarını gösteriyoruz. Tecrübeli ve hazırlıklıyız, bu koyda tesis olmadığını bildiğimizden yanımızda yer yaygısı & şemsiye & meyva ve içeçek getirdik. Derken isminin Hasan olduğunu öğrendiğimiz bir haşlanmış mısır satacısı beliriyor. Meğer yeğeniyle birlikte hergün Ada etrafındaki ıssız koyları dolaşır mısır satarmış. Keyifle kemiriyoruz sütlü mısırımızı ve ertesi gün için sözleşiyoruz.
Gözalabildiğine uzanan kumsalıyla Ayazma Plajı da günlük uğrak yerlerimizden elbetteki. Kaleyi gezerken “korsan”, Akvaryumda “dalgıç” olan oğlum, Ayazma plajında “inşaatçı” oluyor ve kumdan şaheserler yapıyoruz. Vahitin Yeri’nde “anne eli değmiş” gibi leziz çoban salatası ve gözleme yanında ayran (anneye de buz gibi bira) bizi bekliyor.
Tüm ihtişamıyla Rüzgal Gülleri, Polente Feneri yolunda ilerlerken karşımızdalar. Daha önce Don Kişot ve yeldeğirmenleri hikayesini defalarca kere ilgiyle ve merakla dinleyen Ada, karşısındaki bu devasal Rüzgar Güllerinden ürküyor ve gitmek istemiyor. Israr etmiyorum ve aklimda izleyemediğim gün batımı, Merkeze dönüşe geçiyoruz.
Rum mahallesinde daracık sokaklarda geziniyor ve karşımıza çıkan her hediyelik eşya ve sanat galerisine giriyoruz. Yanımda bir erkek cocukla , bir sürü kırılacak narin hediyelik eşyanın arasında dükkan sahiplerinin endişeli bakışlarıyla geziyoruz ve kazasız turumuzu tamamlıyoruz.
Yorgunluğumuzu gelincik şerbetiyle atıyor ve ege otlarıyla yapılan mezelerin, taze balığın keyfini çıkartıyoruz. Ardından İstanbulda bulamayacağımız lezzetteki sakızlı muhallebiyle geceyi noktalıyoruz. Tatil arkadaşım küçük bir çocuk olduğundan Bozcaada gecelerim sakin geçiyor, oğlum odada uyurken, otelin serin bahçesinde çay içiyor ve Salih & Necla Güner çiftiyle bir Ada’da yaşamanın güzellikleri ve zorlukları üzerine sohbet ediyoruz.
Tam bir reçel tutkunu olan Ada, Gülerada reçel çeşitleri karşısında minik sevinç çığlıkları atıyor. Önce tüm şirinliğiyle hepsinin tadına bakmak için satış görevlisini ikna ediyor, ardındanda kaç kavanoz satınalınacağı üzerine anneyle pazarlığa başlıyor. Domates reçeli ve gelinck reçeli ikimizinde favorisi. Alışverişimizi üzüm reçeli, nar reçeli ve koca bir kavanoz yeşil zeytinle noktalıyor ve şarap seçimine geçiyoruz.
Istanbula dönüşe geçerken bagajımızda şarap şişeleri, zeytin ve reçel kavanozları, limon kekiği & kuru nane & adaçayı, Efi Gökçeada Kurabiyesi; yüreğimizde tüm Ada esnafının samimi sohbetlerinin sıcaklığı; aklımızda olağanüstü güzellikte Ege denizi, en kısa zamanda tekrar Bozcaada’ya gelmeyi planlıyoruz. Oğlum Ada’nın aklı tadına bakamadığı üzüm salkımlarında kalıyor ve onu yatıştırıyorum: Ağustos ayı sonunda “bağ bozumu” şenliklerine geliriz belki...
Faydalı olabilecek notlar:
- Çoğu yerde kredi kartı geçsede, esnaf nakit ödemeyi tercih ediyor. Ada da sadece Ziraat Bankası var ve birkaç bankanın ATM si mevcut.
- Her bütçeye uygun konaklama & eğlence & yeme-içme mekanı mevcut
- Özel arabanız yoksa Ada içi ulaşımında minibüsleri kullanabilir veya motosiklet kiralayabilirsiniz
- Yer yaygısı – şemsiye – palet – şnorkel – kumda oynamak için oyuncak hepsi meydandaki dükkandan temin edilebilir.
- Çınaraltında sakızlı türk kahvesi keyfi yapmak
- Polente Fenerinde şarap eşliğinde gün batımı yapmak
Meltem Berk 2011