- Kategori
- Anılar
23 senelik özlem İstanbul-Moda'da bitti.

Marmara Üniversitesi Kimya Öğretmenliği 1986 mezunları toplu halde.
Tüm arkadaşlarla karşılaştığımızda sanki aradan 23 yıl geçmemişte dersten kaçıp Moda da çay içip sohbet etmeye gelmiş gibi hissettik kendimizi. Dile kolay 23 sene neredeyse çeyrek asra yaklaşmışız birbirimizi görmeyeli, ne kadar istesekte hayat bizi bir yerlere sürüklemiş, kimimiz bulunduğumuz topraklara kök salmış kimimiz de yabancı diyarlarda kendi yaşamlarını idame eden göçmen kuşları gibi olmuşuz. Ne kadar istesekte ne Türkiyeli olabiliyoruz ne de bulunduğumuz ülkeli. Gerçi devlet büyüklerimiz diyor bize bulunduğunuz ülkenin uyruğuna geçin diye ama işte bizimkisi bülbülü altın kafese koymuşlar hikayesi işte.
İşte öyle bir günde istanbulda Moda da buluşacaktık, İstanbul eski İstanbul değil, bizler artık eski biz değiliz, işte öyle karmakarışık duygularla 27 Haziran gününü ettik. Gerçi ben Hasan Başdoğan arkadaşla İzmir'den İstanbul'a kadar arabayla muhabbet eşliğinde gelmiştik ve özlemimizi biraz olsun geçen kışta gidermiştik ama bu toplantı bambaşka bir şeydi. Tüm arkadaşları bekliyorduk. Bulabildiğimiz ulaşabildiğimiz arkadaşlara ulaşacak ve bir başlangıç yapacaktık. Bu başlangıç gelecek senelerin böyle toplantılara bir açılımı olacaktı. İnanıyorum gelecek seneki toplantı da toplanacak arkadaş sayımız bunun iki katı olacaktır.
Gelelim sabahımıza 27 Haziran sabah erken kalktım, İstanbul bugün bayağı sıcak olacak gibi gözüküyor. Saçlar biraz uzamış biraz sakalda birikmiş bir aşağıdaki berberde traş olup saçları yıkatıp rahatlarım diye düşündüm ve uyguladım. Evet kaldığımız yer Kartal'dan bir nostalji yapıp minibüse binip Kartal'dan Fikirtepe'nin önünden geçip Kadıköy'e geçeyim oradan bir taksi ile Moda'ya geçeyim diye düşündüm onu da uyguladım. Daha önceden daha güzel bir nostalji olur diye üniversitenin önündeki Marmara pastanesinde buluşalım demiştik ama arkadaşlar en kolay gelebilecekleri yere yakın olması açısındandan Modada karar kılındı. Biz taaaaaaaa Danimarkalardan çıkıp gelmiştik ama İstanbul içinde yol almak yurt dışından gelmekten daha zor idi. Hele hele İstanbulun trafiğini görünce buna hak vermemek elde değildi. Kadıköyden taksiye bindiğimde şöföre Moda dediğimde dışarıda tanıdık yapıları arıyordum. Bir bina tanıdık bir yüz gibi geliyordu bana, ne de olsa aradan bu kadar sene geçince her yer değişmişti. Bizlerde değişmiştik ve doğanın bir kanunuydu. Bu düşüncelerle giderken buluşacağımız kafeyi arıyorduk şöförle ama bir köşede bir baktım İlknur, sınıftan arkadaş o da gideceği yolu arıyor. Hemen merhabalaşıyoruz ve yüzlerimizin gülümsemeleri iki katına çıkıyor, zar zor Moda da buluşacağımız kafeyi buluyoruz. Aksine orada da tamirat var, ama Moda görmeyeli o kadar değişmiş ama Moda iskelesi hep aynı. Yüz yıllara meydan okumuş orada küçük ve mağrur tavrı ile duruyor. Evet sonunda hem sınıftan bir arkadaşa hem de İstanbuldan bir tanıdık binaya rastlamıştım. Kafeye gittiğimizde daha kimsecikler yoktu. Biz Ilknurla hemen muhabbete dalmıştık. Zaten öğrencilik yıllarımızdan beri birbirimize takılmadan edemezdik. O benim gözümde hala kantinde Gırgır dergisinden çıkmış Çılgın Bediş, ben de Muhlis Beydim. Ne günlerdi o günler, Bir de Oyamız vardı arkadaş ama uzun zamandır ondan haber alamıyorduk. Daha sohbeti koyulaştırmadan yavaş yavaş arkadaşlar gelmeye başladı. Naciye, Recep hanımı ve tatlı kızı Naz, Şenay, Hasan, Dilek, Leyla, Nehir Tülay ve sarışın oğlu Kerem, Refik, Ergin, Nurcan ve şeker tatlı cadı kızı Ayşe Naz ve Biyoloji bölümünden Serap Sağlam arkadaşımız az bir zaman bile olsa aramızda olmuştu. Ama her katılan arkadaş ile muhabettin boyutu adalara kadar gidiyordu. Biz birbirimizi bulduğumuzdan kahvaltı etmeyi unutmuştuk. Toplantı kahvaltı toplantısı idi ama biz söze daldığımızdan neredeyse akşam yemeği yiyecektik. Yıllar bu kadar geçmiş ama bizim sınıfın kızları hiç değişmemişti. İltifat falan değil inanın gerçek, erkeklerde ufak tefek değişimler gözleniyordu ama kızlar hep aynı hayretler içinde kaldım. Şenay hep cıvıl cıvıl onun hakkını yememek lazım bu toplantıyı A dan Zye uğraşıp düzenleyen oydu ve herkese laf yetiştiriyordu. Nacıyemiz gönlünün kara atlı prensini daha bulmamıştı ama emekli olmuştu. ( Karadenizde beyaz atlı prens yokmuşta ondan :))) Çoğu arkadaşımız ya emekli olmuştu yada olmak üzereydi. Benim artık öğretmenlikle ilgim olmasada söz dönüp dolaşıp eğitime geliyordu. Ve ben dışardan gözlemlediğim kadarıyla Türkiyede Eğitim adına hiç bir yenilik yapılmadığı gibi o sömürü düzeni devam etmekteydi. Burada Sosyal devlet olduğumuzu söyleyen baştaki büyüklerimizin kulakları çınlamıştır. Gerçi elle tutulur hiç bir sosyal devlet birimimiz kalmamıştı ama biz hala bir sosyal devlettik.!!!!
Laf lafı açıyor ve tüm arkadaşların kulaklarını çınlattıyorduk. Tüm arkadaşlar tekrar tekrar birbirlerine bakıp sarılıyorlardı. Özlem bir nebze dinmişti. Şimdi eski anılardan bahsetmek vardı. Hocalarımızı andık sevdiğimiz, sevmediğimiz hocalarımızdan bahsederken o zaman ki duyguları yaşıyorduk. Sanki hiç büyümemiştik. Bugün olsa aynı yaramazlıkları yapacaktık. Keşke sınıftaki bütün arkadaşlarımız olsaydı o zaman ne keyifli olurdu.
Tabi bunun yanında gelmek isteyipte gelemeyen arkadaşlar ve toplantımıza telefon ile bağlanan arkadaşları da unutmamak gerekir. Emmar arkadaşımız ve Abdullah, Mustafa ve Feyza, Mutlu, Perizat ve Sevinç, Kpps sınavından dolayı gelemeyen arkadaşlarımız Nermın, Musa. Bu arada toplantıya telefon hakkını kullanan arkadaşlarımız vardı Mehmet Güllü ve Nermin onlarlada telefonda sohbet ettik ve gelecek sefer için söz aldık. Zaman ah zaman öyle hızla akıyordu ki, herkes hiç bitmesin istiyordu ama elde değildi.
Ama oyunu bozan biz olmadık, ufaklıkların canı sıkılmıştı, başta Nurcanın kızı Ayşe Nazı tutmak mümkün değildi. Kendi başına bir devletti sonra diğerleri. Toplantımız bitiyordu ama ayrılmak mümkün olmuyordu. Herkes bunca yıl aradan sonra birbirini bulmuşken bir kaç laf daha yapma geçmişi yad etme derdindeydi.
Ergin, ben ve Hasan hızımızı alamadık oradan bir Fenerbahçe sahinine uzanıp bir soğuk bira içtik ve eski günlerdeki gibi muhabbetin tadını çıkardık. Gerçi Fenerbahçe sahilindeki çay bahçelerinde soğuk bira bulmak için biraz yürüsekte sonunda bulup muradımıza erdik. Hasan Ergini Bostancıya beni de Kartala bıraktı ve onun Avrupa seyahati başlayacaktı. Hamburgtaki arkadaşımız Abdullahın yanına gidecek ve oradan da kısmet olursa benım yanıma Kopenhaga uğraması üzerine sözleştik.
23 yıllık özlem gerçekten tadı damağımızda kalmıştı ve bunu her sene yapmaya karar verdik ama bu sene ki gibi kısa zamanda planlamayacaktık. En azından tüm arkadaşları aramızda görmek için öyle bir gün bulacağız ki tüm arkadaşlar gelsin ve ortalık bayram yeri olsun. Hepinizi çok seviyorum. Bir dahaki buluşmaya kendinize iyi bakın ve teknolojiden yani ( Facebooktan ) kopmayın. Gözlerinizden özlemle öperim. Saygılar sevgiler.
Not: Bu bloğu ben kendimce ve kendime özgü yazdım, tabi ki diğer arkadaşların eklemeleri olacaktır. Daha bahsedecek bir sürü şey vardı ama onları diğer arkadaşlara bırakıyorum. Herşeyi göze alıp o günü bir de benim gözümden resmetmek istedim. Benim adım Hıdır elimden gelen budur. Kopenhagın puslu ve yağmurlu havasından tüm arkadaşlara sevgilerimle.