02 Aralık '07
- Kategori
- Kitap
Aşk Ateş Demekti

Yeni yazarlarımızdan Ercan Körpe'nin romanının adı "Od / Aşk, Ateş Demekti", Mayıs ayı başında yayımlanmış bir kitap, tesadüf eseri internette gördüm ve ülkemiz edebiyatında bir ilki barındırdığına inandığım için satın aldım, yanılmıyorsam bizim öz destanlarımızdan ve şamanizmden beslenen fantastik kurgu türünde bir ilk roman, yazar hem tür hem de konu olarak çok zor bir işi kotarmış aslında, heyecan verici, sürükleyici ve kışkırtıcı, özellikle arka kapağındaki roman alıntıları ziyadesiyle kışkırtıcı;
"Ruhunun nerelerde gezindiğini hatırlayamıyordu. Biraz duraksadıktan sonra gözlerini kapayarak başını geriye, güngörmüş çınara yasladı. Ürpermişti. Dayanamadı, gözlerini tekrar açtı. Yapraklar arasından zaman zaman sızmayı başaran sonbahar güneşi, gözlerini kamaştırıyordu. Ellerini iki yana açtı ve dua edercesine havaya doğru kaldırdı. 'Ey ihtiyar ağaç! Her kış ölüp baharla birlikte tekrar dirilirsin, hem de yüzlerce defa bıkmadan usanmadan, söyle bana aşkta böyle bir şey midir? Bahara olan aşkın mıdır seni dirilten, ayakta tutan? "
"Kadın ateşti, lâkin yok eden cinsten. 'Önce ateşleriyle eriterek kıvama getirirler, sonra hissettirmeden kalıplarına alırlar, nihayetinde de sözleriyle döve döve yeni şeklini verirler, ' diye mırıldandı Salur Kazan. Katlanılması zor bu manzara karşısında içi öfkeyle dolmuştu. Bakışlarını Güştarb Dağları'nın sisli doruklarına çevirdi. Yaşamın yalın ve acı gerçekliğini bir çırpıda unutuvermiş, kadim dostu ile paylaştığı onlarca güzel hatıra arasında kaybolup gitmişti."
Sorulması gereken her yönüyle zengin bir kültür mirasımız varken edebiyatımızda fantastik kurgunun neden bu kadar geri planda kaldığı. Düşünsenize destanlarımızdan, Anadolu mitelojilerinden ve şamanizmden beslenen fantastik bir romanı ancak 2007'de okuyabiliyoruz.
Umarım bu tür başarılı denemeler hak ettikleri ilgiye kavuşurlar ve desteklenirler. Birbirine benzeyen romanların her tarafımızı kuşattığı şu dönemde farklı denemelere, türlere ve ilk kurgulara kesinlikle ihtiyacımız var.
"Ruhunun nerelerde gezindiğini hatırlayamıyordu. Biraz duraksadıktan sonra gözlerini kapayarak başını geriye, güngörmüş çınara yasladı. Ürpermişti. Dayanamadı, gözlerini tekrar açtı. Yapraklar arasından zaman zaman sızmayı başaran sonbahar güneşi, gözlerini kamaştırıyordu. Ellerini iki yana açtı ve dua edercesine havaya doğru kaldırdı. 'Ey ihtiyar ağaç! Her kış ölüp baharla birlikte tekrar dirilirsin, hem de yüzlerce defa bıkmadan usanmadan, söyle bana aşkta böyle bir şey midir? Bahara olan aşkın mıdır seni dirilten, ayakta tutan? "
"Kadın ateşti, lâkin yok eden cinsten. 'Önce ateşleriyle eriterek kıvama getirirler, sonra hissettirmeden kalıplarına alırlar, nihayetinde de sözleriyle döve döve yeni şeklini verirler, ' diye mırıldandı Salur Kazan. Katlanılması zor bu manzara karşısında içi öfkeyle dolmuştu. Bakışlarını Güştarb Dağları'nın sisli doruklarına çevirdi. Yaşamın yalın ve acı gerçekliğini bir çırpıda unutuvermiş, kadim dostu ile paylaştığı onlarca güzel hatıra arasında kaybolup gitmişti."
Sorulması gereken her yönüyle zengin bir kültür mirasımız varken edebiyatımızda fantastik kurgunun neden bu kadar geri planda kaldığı. Düşünsenize destanlarımızdan, Anadolu mitelojilerinden ve şamanizmden beslenen fantastik bir romanı ancak 2007'de okuyabiliyoruz.
Umarım bu tür başarılı denemeler hak ettikleri ilgiye kavuşurlar ve desteklenirler. Birbirine benzeyen romanların her tarafımızı kuşattığı şu dönemde farklı denemelere, türlere ve ilk kurgulara kesinlikle ihtiyacımız var.