​ Farklılıkların renk olduğu bir dünya için / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '13

     
    Kategori
    Siyaset
     

    Farklılıkların renk olduğu bir dünya için

    Farklılıkların renk olduğu bir dünya için
     

    1984 yılından bu tarafa kimi zaman düşük yoğunluklu kimi zaman da devlet aygıtının tüm imkanları kullanılarak sürdürülen bu savaşın hiçbir zaman kazananı olmayacaktır. Sorun her zaman güvenlik eksenli politikalarla ele alındığı için demokrasinin ve dolayısıyla da insan haklarının toplum yaşamında tam olarak yerleşmesi mümkün olmamıştır. "Türkiye toplumunun" özneleşme sürecini hakkıyla tamamlayamadığı da düşünüldüğünde, halk iradesinin militarist ve siyasete göre baskıcı, ben bilirimci özerk bir alana yansıması kaçınılmaz olmuştur. Halkın iradesini bütünüyle temsil etmeyen bu sistemde, Türkiye Devleti'nin kuruluş ülkülerinden en önemli yapı taşı olan milliyetçi damar ağır basmış ve çözüm mekanizması her zaman bu doğrultuda çalışagelmiştir. Sorunu ele alış biçimi de böyle olunca güvenlik çemberi genişledikçe genişlemiş, yasaklar, yanlışlar, haklar ve suç tanımı oldukça flulaşmıştır. Baskıcı, güvenlikçi  ve popülist politikaların siyaset etme kanallarını, dokunulmazlıkların kaldırılması tehdidiyle, KCK tutuklamalarıyla  tıkaması, örgütün ve kandan rant sağlayanların silahlı mücadeleyi meşru kılması için bulunmaz bir nimet haline gelmiştir. Siyaset kurumunun tekrardan, demokrasi ve insan haklarını temel alarak, milliyetçi ideolojiden arınmış, inkarcı politikaları reddeden, herkesin kimliğini herkese teslim eden, kişileri ve toplumları kendi referanslarına göre tanımlama ihtiyacı hissetmeden bir diyalog zemini oluşturması elzemdir.

     Diyalog zeminin oluşturulması ve barışçıl adımların atılması sürecinde her iki topluma da önemli görevler düşmektedir. Türk toplumu tarafından bakıldığında bir bahşetme duygusundan imtina etmeli, Kürt toplumunun kimlik, kültürel haklar, anadil gibi taleplerini özlük hakları çerçevesinde değerlendirmelidir. Bununla birlikte Kürt toplumunun iradesinin bütünüyle Abdullah Öcalan'ın şahsında vücut bulması ya da en azından yönetici kadrosunun buna işaret etmesi söz konusu Kürt toplumun kendi Kemalizmi'nin inşası anlamına da gelebilir. Bu durum şimdilik duygusal bir bağ gibi gözükse de, ileri ki dönemlerde Kürt toplum iradesinin tecelli etme ihtimalinin yüksek olduğu bir siyasal hareket üzerinde  baskı aracı haline dönüşebilir.

    Son kertede her iki toplumunda edilgen konumdan çıkarak kendi iradesini şiddetten uzak bir biçimde siyaset sahasına yansıtması gerekmektedir. Bu, mevcut konjonktürde ne kadar mümkündür? Evet tartışmaya muhtaç bir sorudur bu. Ancak sorunun çözüm anahtarının, bu soğuk savaşın istemeyerek tarafı olan, acılar yaşayan, mutlu olmayı hak eden iki halkın elinde olduğu da aşikardır.

     
    Toplam blog
    : 1
    : 158
    Kayıt tarihi
    : 07.01.13
     
     

    2011 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nden mezun oldum. Halen özel bir firmada İnşaat Müh..