02 Aralık '14
- Kategori
- Sivil Toplum
Gündem yoğunluğu ve kaybolan benliğimiz

Zaman Aralığı,
Gündem yoğunluğu arasında sürüp giden ömürler...Hayatın akışın arasında dağılan zihinler, zig-zag ve gelgitler arasında kaybolan benlikler. Yaşayan insanlara yaşatılan gerçek dışı, kendinden olmayan nesnelerin dayatması altında kaybolan zaman....Ve duyarsız , ilgisiz bir toplum. Günümüz insanını, çağın bilgi bombardımanına maruz bırakan medyanın insanlara yaşattıklarından bir kaçı bu saydıklarım.
"Hegemonik güçler, dünyayı sadece ekonomik, siyasal açıdan yönetmemektedir. Yarattıkları kültür endüstrileri ile de milli olan ve lokaldaki tüm gelenekleri dünyaya kabul ettirdikleri bir takım 'kürüsel değerler' adı altında sömürmektedirler."
Eğitimin ideolojik aygıt olarak öneminin pek kalmadığı günümüzde, insanı artık ideolojik aygıtlar şekillendirmektedir. Ailenin elinden alınan çocuğu kalıba sokma işlevi eğitim ile de gerçekleşmemektedir. İletişim araçlarının çeşitlendiği, çoğu bilgiye erişimin avucumuzun içi kadar yakın olduğu bir zaman diliminde, insanlar dünyaya hakim olan hegemonik gücün kudretli eli ile istenilen kıvama getirilmeketidr. Kültürel sömürünün, fiziksel savaşın önünde kazanç sağladığı asrımızda, dayatılan da kurşunlardan ve hayatların ellerinden alınmasından çok bellekler olmaktadır. Duyarsız nesiller, kültürel emparyalizmin mirası altında gününü gün ederken yok olup giden kültürel mirasımızın pek farkına varamaktadır. Emperyalist kültürün şokuna maruz kalan insanımız, geçirdiği travma karşısında duşarsızlaşırken 'nemelazımcılık, bana zararı dokunmayan her kötülüğün zararı' yoktur hastalığına yakalandığının bile farkında değildir. Öyle ki, zarar gelip insanın ümüğüne yapışmayıncaya kadar, yaşanılann her kaosa karşı duyarsızlık toplum içinde sürüp gitmektedir. Çoğumuz sokaklarda görmeye artık aşina olduğumuz, yardıma muhtaç bir insana, savaş mağduru bir Suriyeli'ye, yaşlı bir teyze veya bir amcaya, yere yığılıp kalan bir hastaya o kadar duyarsızsız ki; düşen insanları anlayabilmemiz ancak onların yaşadıklarını yaşamamız durumunda gerçekleşebilmektedir.
Bu duyarsızlıkların temelinnde ise, değerlerimizden ve kültürel bilinç yoksunluğundan kaynaklanan sapmanın doğurduğu bir zarurettir var olan. Bu duyarsızlıkların oluşmasına seyirci kalınması da ayrı bir sorundur. Milli bir politikanın oluşmaması da etkilidir, sorunlarımızın oluşumunda. Evvela, bizi temel değerlerimizden aşındıran her sürece, milli bir defans uygulayacaktık ki her gelen yeni teknolojik gelişmeye, her gelen kültürel ürün ile kimliğimiz sömürülmeyecek bir törpülenmeye maruz kalmayacaktı. Bizim dünyadaki gelişmelere vereceğimiz milli bir karşılık muhakkak olabilmeliydi ki, kültürümüzü asırlara aktarabilelim. Yoksa, kadim geleneklerini bu gün unutan milletler gibi ati de bize karanlık.
Belirli bir yaşın üzerindeki her insandan duyduğumuz 'Eski de kaldı o bayramlar', 'Eskiden dügünlerde bunu yapardık.', 'Eskiden, büyüğe saygı vardı.' gibi sözler, birer 'yakınma'nın ifadesi. Ne yazıktır ki, üzüntü ifadelerinin yerine birer karşılık vermek, set oluşturmak, 'ne yapabirize' cevap aramak, düşünce geliştirmek yerine sürekli yakınmakla meşgulüz.
Yakınmalarımızın müsebbiplerini dışımızda arayacağımıza, yanlış bir mücadeleye de girişmiş durumdayız. Sürekli kendimiz didinip dururuken, enerjimizi içerideki politik çıkarlar uğruna heba etmekteyiz. Buna karşın, yapılacak olan ise vakit geçmeden milli değerlerimizi şaha kaldırmak ve kültürümüzü gelişen her yeni teknolojiye uydurabilmektir. Bu yol ise daha fazla efor gerektirmekte ve mesaimizi daha sağlıklı bir şekilde harcamaktan geçmektedir.
Umarız, geç kalmadan bu gündem yoğunlukları arasında kaybolup giden zamanımızı, artık dış tehditlere karşı kullanız.
