​ Lisan-ı Osmanlı / Haber / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '14

     
    Kategori
    Haber
     

    Lisan-ı Osmanlı

    Lisan-ı Osmanlı
     

    Gelişim mi? Şovanizm mi?


    Tarih 27 Aralık 2014, yeni bir yıla girmemize sadece bir kaç gün kaldı. Ancak yaklaşık bir aydır ülke gündemimizde ki en mühim konu Osmanlıca. Her kesimden farklı yorumlar, farklı açıklamalar adeta havada uçuşuyor. Kutuplaşmaya son derece müsait bir kıvama getirilen toplumumuz ise bu 'başarısı'nı Osmanlıca konusunda da cömertçe sergilemekten geri durmuyor. 

    Sadece muhalefet etmek için karşı çıkanlar, körü körüne bağlandıkları için destek verenler, kulaktan dolma korkular yaşayanlar ve yeniden Osmanlı hayali ile yatıp kalkanların gayrı ihtiyari tepkileri (refleksleri) meseleyi tam bir çıkmaza sokuyor. Bunda Cumhurbaşkanı'nın ne yazık ki yıllardır vazgeçmeyip inatla sürdürdüğü sert ve kırıcı tavrının etkisi azımsanmayacak kadar çok. Oysa "İstesenizde istemesenizde Osmanlıca öğretilecek" sözü  her fırsatta dile getirilen Yeni Türkiye hedefine değil bu güne kadar şikayet edilegelen eski Türkiye'ye ait bir özellik. 

    Peki bu dil konusu meselenin asıl sahibi olan Osmanlı'da ne durumdaydı acaba? Kısa bir özet yaparsak resmi daha sağlıklı değerlendirme şansı bulabiliriz. Kuzey Afrika, Irak, Kuveyt ve Arabistan'da halk Arapça konuşuyordu, Anadolu'da ve Balkanlar'da büyük çoğunluk Türkçe konuşuyordu, eğitimli nüfus ise edebiyat dili olarak da bilinen Farsça'yı konuşuyordu. Öyle ise Osmanlı Türkçesi kimler tarafından kullanılıyordu? Osmanlı Türkçesi ise İmparatorluğun bürokrasi yelpazesinde ve devlet işleri için olan resmi evrak dilinde kullanılan bir dildi. Azınlıkların kendi cemaatleri için ana dillerini konuşmaları serbestti. Son iki asırda ise elit tabaka arasında Fransızca revaçtaydı.

    Bu tablodan da anlayacağımız üzere Osmanlı'nın dil takıntısı yoktu. Zaten biraz incelendiğinde Osmanlı'nın yükseliş ve gerileme devirlerinde Osmanlıca'nın olumlu ve ya olumsuz bir etkisi yoktur. Osmanlı'nın gerilemesinde ki en büyük etken çağının gerçekliğini göremeyişiydi. Dilin ülke gelişimi için tek başına bir itici güç olmadığını anlamak için bazı bilgiler aydınlatıcı olabilir, örneğin İbrahim Müteferrika tarafından kurulan ve ilk kitabını 1729'da basan Osmanlı matbaasının Cumhuriyet'in ilanını kadar bastığı kitap çeşidi yüzlerle ifade edilirken aynı dönemde batıda basılan kitap çeşidi iki milyonun üzerindeydi. 

    Bugün hangi dili öğretirseniz öğretin eğer kitap okuma oranı 6 kişiye bir kitap ise o memlekette ayakları yere basan ve uzun vadeli bir gelişmeden bahsedemeyiz. Her yıl bir kaç kere değiştirilen ve  deyim yerindeyse çorbaya çevrilen eğitim sisteminin artık ayyuka çıkan yıkıntılarını zorla Osmanlıca öğretmekle kapatmak mümkün değildir. OECD'nin 2014 Ekim ayında açıkladığı ve 34 ülkeyi kapsayan son raporunda Türkiye eğitim sıralamasında ne yazık ki son sırada yer aldı. 

    Lakin bunların hiç biri Osmanlıca'ya karşı çıkmak için bir dayanak olamaz. Osmanlıca en nihayetinde imparatorlukta asırlarca kullanılan ve bu süre zarfında bir takım eserler veren bir dildir. Gerçi Osmanlıca'nın tam anlamıyla ayrı bir dil olmadığınıda savunanlar vardır ancak bir dönemin en azından yazı dilini belirlediği için Osmanlıca kelimesini kullanmakta herhangi bir mahsur görmüyorum. 

    Osmanlıca'yı şayet siyasi çıkar ve ya rövanşist duygulara esir etmeden öğretmeye çalışırsak en azından tarihe merak duyan kişiler için kolaylaştırıcı bir yöntem olabilir. Osmanlıca'nın öğretilmesi ile ne imparatorluğun yükselme devrine geri dönülür ne de tüm ülkede insalar şakır şakır Osmanlıca konuşmaya başlar. Bu konuyu Cumhuriyet ile Osmanlı'yı karşı karşıya getirme aracı olarak kullanırsak hali hazırda son derece yoğun ve çok daha mühim konuları bulunan gündem içinde toplumu biraz daha germekten ve enerjisini boş yere tüketmekten başka bir işe yaramaz.

    Siyasi arenadaki oyuncular bu gibi konuları dikkat dağıtmak için kullanılan bir esntrüman oluşturmakta ki kabiliyetini ispat etmiş olsada bizlerin toplum olarak bu kutuplaşmaya izin vermememiz ve yukarıya bu yönde bir baskı oluşturmamız gelişmemiz adına çok daha yararlı olacaktır. Bizim asıl meselemiz her konuyu fanatik duygular ile değerlendirdiğimiz için sürekli bir çatışma halinde bulunuyor olmamız. İnsanların kültürel anlamda gelişimine imkan sağlayacak olan ekonomik refah düzeyini sağlayamadıkça bu türden çıkışlar sadece birer seçim yatırımı olarak kalır. 

    Olcay Akman

    @olcay_akman_

     

     
    Toplam blog
    : 1
    : 146
    Kayıt tarihi
    : 27.12.14
     
     

    1985 İzmir.  ..