​ Güzel de bir üniversite eğitimi almıştım, peki neden mutlu olamıyorum? -3- / Ben Bildiriyorum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Nisan '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
 

Güzel de bir üniversite eğitimi almıştım, peki neden mutlu olamıyorum? -3-

Güzel de bir üniversite eğitimi almıştım, peki neden mutlu olamıyorum? -3-
 

.


Üniversitelerle ilgili yazı dizimizin bugünkü üçüncü bölümünde, üniversitelerdeki akademik eğitimin içinde bulunduğu yoz durumdan zararsız bir şekilde nasıl kurtulabilineceğine dair ipuçları vereceğiz.

Meselenin üç adet sacayağı vardır.

Doğrudan konuya giriyoruz.

Eğer çocuğunuzun kaliteli bir eğitim alıp başarılı olmasını istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken üç mühim noktadan birincisi, onun "ilgili ya da yetenekli" olduğu alanı doğru tespit etmektir. Belki de işin en zor kısmı burasıdır, ancak bunu başarabilecek tek kişinin siz olduğunu da unutmamalısınız.

İkincisi, çocuğun ilgili ya da yetenekli olduğu alanı bulduktan sonra, onu mutlaka tespit ettiğiniz o alanla ilgili eğitim alabileceği bir üniversiteye göndermeniz gerekecek ya da o bölümü kazanmasını sağlamaya çalışmak olacaktır.

Bu önemlidir, aksi takdirde, bir tıp fakültesi öğrencisi müziğe ilgisinden dolayı okulu bırakabilir veya sanatçı Yılmaz Erdoğan gibi, bir inşaat mühendisliği öğrencisi, İTÜ gibi bir üniversiteyi bile tiyatro tutkusu için terk edebilir. Ayrıca bu konuda herkes Yılmaz Erdoğan gibi şanslı olmayabilir. Yani yetenekli olsanız bile rüzgâr doğru yerden esmeyebilir.

Yetenekli olunan bir bölümle irtibatlı üniversiteye gitmek de durumu kurtarmaya yetmiyor.

Bu seferde sacayağının üçüncüsü devreye giriyor.

Yetenekli olunan bölümle irtibatlı bir üniversitede okurken işe girmek için okulun bitmesini beklemek, öğrencinin gelecekteki mesleki kariyerine indirilmiş en ağır darbe olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yani öğrenci, işe girmek için, asla ve asla okulunun bitmesini beklememelidir.
Aksi takdirde, okulunu bitirdiğinde tüm kapıların kendisine açılacağını zannetmekte ve maalesef diplomasını aldığında, hayatın acımasız yüzü bir tokat gibi öğrencinin yüzüne çarpacaktır.

Pek tabii ki bu son değindiğimiz husus, tıp fakültelerinde okuyan gençler için geçerli değildir…

Ayrıca kabul etmeliyiz ki, bir çoğumuz tatminkâr bir işe girmek için, iyi bir meslek sahibi olmanın önceliğine inanırız.

Yani önce güzel bir okul bitirilecek, sonra da bölümle ilgili bir işe girilecektir.

Doğrudur.

Ama bu eskidendi.

Eskiden kasıt 1970'li, 80' li yıllar. Çünkü o yıllarda maddi ve psikolojik anlamda tatminkâr bir işe girmenin gerek ve yeter koşulu iyi ya da kötü bir üniversite bitirmekti. Ancak kalitesiz yüksek öğrenim, artan genç nüfus, mantar gibi çoğalan ve dandikleşen üniversite eğitimi, 1990’ların ikinci yarısından sonra ülkeyi kanserli bir hücre gibi sarmaya başladı.

Artık iş bulmak ve mesleğinde ilerlemek isteyen öğrenci, eğer ki okulunun bitmesini ve diplomasını eline almayı beklerse, caiz bir tabirle "ayvayı yemektedir".

Sakın "mezunlar işe zor giriyor, öğrenciyken bir gencin işe girmesini beklemek komik değil mi?" diye bir düşünceyi aklınızdan bile geçirmeyin. Bilakis unutmayın ki, bir takım işlere asıl öğrenciyken rahatlıkla girilebilir, mezun olana kadar da özgürce zaman geçirilebilir.

Belki öğrenci olduğunuz için size geçici gözüyle bakılacak ve tam yetki de verilmeyecektir. Ancak oyunu kuralına göre oynadığınız için bu durumla yetinecek ve bulunduğunuz noktanın, başarılı geleceğinize giden merdivenin ilk basamağı olduğunu unutmayacaksınız.

Hülasa; yapılması gereken, ilgi duyduğunuz bir bölümde okurken, işe girmek için okulun bitmesini beklememektir.

Sabretmek ve kanaatkâr olmaktır.

O kadar !

Bir sonraki yazımızda detaylı bir şekilde, üniversitelerden yeni mezun olmuş gençlerin durumlarını inceleyeceğiz.

Sabrın sonu ile

 
Toplam blog
: 269
: 1885
Kayıt tarihi
: 08.01.07
 
 

Kabataş Erkek Lisesi Matematik (1992) Marmara Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Mak..