Otobandan çıkıp Babaeski istikametine dönüyorum... Şehir merkezine girmeden çevre yolundan Edirne’yi İstanbul’a bağlayan karayoluna, Pehlivanköy tabelasından sola... En son lisedeyken asker ziyar..
Küspe ile önce gölü yemledik ardından sarı yem taktığımız oltalarımızı güneşin altında parlayan suya fırlattık... Gözlerimiz kırmızı şamandıralarda balık bekliyoruz... Hava sıcak, yaprak kıp..
Edirne’de Saraçlardan aşağıya doğru inerken, dar sokaklardan birinin köşesindeki çay ocağının tahta taburelerine oturuyoruz... Niyetimiz; ayıptır yazması ciğer sonrası Türk kahvesi içmek... ..
Bu aylarda yolunuz Trakya’ya düşsün mutlaka... Atlayın önümüzdeki pazar günü Edirne’ye kahvaltıya gelin mesela, Saraçları gezin... Fotoğraf makineniz de çantanızda olsun... Meriç’in kenarı..
Çaylarımızı söyledik oturuyoruz, eli yüzü düzgün 12–13 yaşlarında iki çocuk girdi içeriye... Biri kapının eşiğinde bekledi, daha cesur olan yanımıza yaklaştı; “ 1 lira verebilir misiniz?”
“ Sonra fakirim diye vermediler kızı! Bir gücüme gitti arkadaş... ” derin bir nefes alıyor... Karşılıklı susuyoruz... Boğucu bir sıcak var dışarıda, içeriyi kalabalık görünce kliması vardır..
Hava güzel, deniz sakin, sabahın ilk saatleri ortalık tenha, koltuğumun altında gazetelerle Piramit Çay Bahçesi’ne oturdum. Köşe yazılarını okuyup güne başlayacağım... İşte çayım da geldi, tavşa..
Geçen yıl haziran ayında yine bu düğün salonunda Selçuk’u evlendirmiş... Yağmur yağmış keyfimiz kaçmıştı... Bu sene Özgür’ü evlendiriyoruz hava yine kapalı... Vize’deyiz... Şu takı mera..
Her şeyin sebebi bu yani? Beklenti! Desteklediğiniz aday Belediye Başkanı olursa, komşuda pişen size de düşer! Öyle mi? Ne güzel memleket! Siyasetle, politikacıyla, partiyle ..
Eskiden koltuğuna oturduğum diş doktorları “ ağzını aç yavrum... Acımayacak evladım” diyordu... Bugün Özcan; “ ağabey sen iğneden mi korkuyordun?” diye sordu... Ağzımda bir bahçe hortumu, be..