Nasıl bir oteldi orası? Alnıma damlayan su tanesi beni uyandırmasaydı, sabaha kadar halim nice olurdu? Hoş, uyusam belki daha iyiydi... Sabaha kadar titredim durdum... Fiyatı iyiydi, y..
Ali Gülcü’nün Milliyet Blog’taki yazıları... Bitti! ..
Müşterideyim, telefonla konuşmasının bitmesini bekliyorum, görüşme uzuyor, hararetleniyor fakat nihayetlenmiyor... Sıkılıyorum, dışarıdayım dercesine bir el hareketi yapıp, kapının önüne çıkıyorum..
Cep telefonunun alarmını yediye kurmuştum ama sabah altıda gözlerimi açıyorum... Uyanmam, nerede olduğumu anlamam, on beş dakika sürüyor... İstem dışı elim suratıma gidi..
“ Denize düşen yılana sarılırmış” dedi adam... Telefonu kapatmak geldi içimden, sebepsiz bekledim! “ Son çare olarak seni aradım... Bize yardımcı olabilir misin?” Sustum... ..
Atila huylandırdı beni... “ Ağbi sende kesin şeker var, bu havada üşümemen mümkün değil” deyince içime bir kurt düştü... Ertesi gün soluğu Silivri Köfte Sarayı’nda Doktor..
Arabadan iner inmez, avazım çıktığı kadar bağırayım istedim amma sincapların ardımdan ‘deli’ demesinden korktum... Hoş ortalıkta sincap da yoktu... Olsaydı güzel olurdu!
Sürekli öteberi aldığım giyim mağazasındaki çocuğa adamakıllı bir sopa çekmek vardı ya... Işık’a dua etsin... Denediğim 56 beden ceketin önü kavuşmayınca, sırıtarak bir “ çok kilo..
Bundan kerli sofralar hep bir kişi eksik olacak... Eskiden oturdukları yere kayacak gözler... Bayramlarda anneler; çocuklarını ziyarete, kabristanlara gidecek... Baba uzakta duracak..
Büyük bir salon... Oturulmamış iskemlelerin süslediği abartılı bir yemek masası, dantel örtü, boş vazo... Köşeye saklanmış, içinde ne olduğunu merak etmediğim, çeyiz sandığı...