İri, yeşil gözlü kara kedi, paçama sürtününce irkildim... Balık tezgâhındaki göbekli, sözde kızdı kediye; “pisssst!” Kedi oralı bile olmadı... Göbekli, bıyık altından güldü ..
Işıklar sönüp de insanlar karlı geceye yatıp, buz gibi bir sabaha uyanmadan evvel... Camları açıp, bir sigara yakıyorum... Keşke manzaramız güzel olsaydı da ball..
İki katlı büyük bir ev olduğuna göre zengin birininmiş demek... Fukaranın nefesi yetmez böyle bir hanede oturmaya... Gün doğusuna bakan cumbasında beş tane camı var. Kaç tan..
Uzun kollu mavi gömleğin üzerine giydiğim ceketle çıkmıştım evden! Buz tutan asfalta tutunmaya çalışan arabanın içinde kendi kendime söyleniyorum... Otuz beş plaka beyaz bir minib..
Ekranda açtığım beyaz sayfaya öyle, boşla dolu arasında bir yerden, araftan bakıyorum... Akılda kalan, etkileyici, hani; insanların ihtiyaç anında okumak isteyeceği, azıcık da bur..
Akşamüzeri dinlediğim radyo programına mesajları ile katılan dinleyicilerin yorumları okunuyor; “ Benim odun yine unuttu sevgililer gününü!” Mesajı gönderen bir hanım...
Hürriyet Gazetesi; “İstanbul Sosyetesi Aslında Nereli” başlığı altında bir liste hazırlamış... İş dünyasından, sanat dünyasına uzanan 70 aile sıralanmış... Sabırla isimler..
Boş leylek yuvalarında gözüm... “Erken daha” diyor içimdeki ses... Omuz silkip biraz da küçümseme ile “biliyorum” diyorum... Merak benimkisi... Beklenti, umut... Neyse işte! Haval..
Deniz gören, kıyıya yakın, cümle kapısının trafiğe kapalı bir caddeye açıldığı, iki adımda ayaklarını suya sokabildiğin, tenha, müstakil olmadı çiçekli balkonu geniş, sobalı bir eve taşınmaya meyle..
Akıp giden insan selinin farkında olmadığı, dünyanın siyah beyazlığında kaybolmuş, yaşlı bir sokak köpeğinin yorgun gözlerinden anlamaya çalışıyorum hayatı... Arnavutkaldırımı, dar, tek kat..