Ayrılık şarkılarındaki gibi oldu her şey... Kızla çocuk kahvaltı ediyorlardı, çocuk hevesli hevesli anlatıyor, kız gülüyordu... Kitaplar vardı masanın üzerinde... Sonra uzun boylu mahcup ba..
İki köyü birbirine bağlayan, tozlu daracık bir yoldan, bostanların, meyve bahçelerinin arasından geçiyoruz... Kiraz ve erik ağaçları bereketten yıkılıyor! Sahipsizmiş gibi duran ten..
Tenhalığını hafta içi olmasına yorduğum, yolumun tesadüfen düştüğü, dört masalı, kendi halinde bir balık lokantasında oturuyorum... Madonna var televizyonda... Konserde elli bin kişi varmış..
Teknede parti Tenekede midye Hayat, parti ile midye arasında bir yerde... Arsızlaşıp yapışabiliyorsan, kaya da önemli! Hoş, paslı iskele ayağını vantuzlamanın ömür b..
Şey oluyor, mecburiyetten ilk defa karşılaştığın insanlarla bir masanın etrafına oturuyorsun, her yeni gelen önce elini uzatıyor sonra yüksek sesle adını söylüyor, sen de söylüyorsun...
Sıcak! Arsız bir arı dadandı kahvaltı masamıza... Tedirgin ediyor... Uzaklaşıyor, tam unutuyoruz kulağımızın dibinde bitiveriyor... Ben gelene kadar arkadaşlar sağ olsun domatesleri..
Sabahları Marmaraereğlisi’ndeki balıkçı kahvesi tenha ve keyifli oluyor... Bir vakte kadar çalan cep telefonuna bakmama lüksümü kullanıp, günün ilk çayını yudumlarken, şafak söker..
Siyah deri ceketli, uzun saçlı adam, deniz kenarında bir bankta kollarını kavuşturmuş, yüzünü maviliğe, sırtını dünyaya dönmüş oturuyor... Tedirgin adımlarla elleri montunun cebin..
Ne zaman İstanbul’un nüfusu azalmaya başlar, işte o zaman memlekette işler iyiye gidiyor demektir... Salonda kitap okurken hiç sebepsiz cam sehpanın üzerinde duran not defterine karaladığım..
“ Ben aldıktan sonra mahallede herkes köpek aldı” diyor Gürkan ağbi, eliyle betonun üzerinde uykuya dalmış, derin nefesler alırken karnı şişip inen, kahverengisi çok, beyazı az yavru av köpeğini gö..