Söyle, ay doğmadan, düşmesin yaş gözüme Baharda, beton yığınlarının grisine boyalı şehirde, akasya kokusuyla illa da çiçek pazarından alınması gerekli sarı lalelerden yoksunluğa, tek eksiğin..
EİNSTEİN’nın “Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç almayı ummaktır…..” diyerek yaşadığı dünyanın, geçmişi, geleceği, günü, gecesi ölüm soluyan bu diyarında uyuyo..
Belki de sen, herhangi bir yerde soğuğa aldırış etmeden, üstüne aldığın ince hırkaya biraz daha sarılıp “Herkes ama o asla.. yapmamalıydı”yla aklındaki fotoğrafları bulanıklaştırırken, sizde, niha..
Daha erik ağaçları beyaz çiçeklerini açmamış, dağların eriyen karları da dik kayalıkları, taşları hiddetlice dövüp köpükler saça, saça Fırat’a, Meriç’e, Munzur’a karışmamıştı da sen, akşamlar..
% 40’lık bir kesimin hiç tatil yapamadığı ülkenizde, boğucu sıcakta, tıkılıp kaldığınız şehirde, cezveye kahve koyarken “Ahadannna peri perişan bir hayat yaşıyorum. Mutlandınız mı”yla denize sıf..
Sıkıntılarınıza, göz yaşlarınıza aradığınızda bir sığınak, dizi, film karakterleri gibi hemencecik koşup bir bankına oturacağınız, sahilinde yürüyeceğiniz bir denizinin olmadığı; onlarca ölümü, enk..
Ayaza vurmuştu şehir. Sen ölüyordun; “50 gün yattım…. 50 gün… dile kolay… bir avuç kalmışım ….. onca gün bir doktorun aklına bile gelmedi… düşünsene”yle şikayetlendiğin Hacettepe hastanesinin onko..
Henüz “söylesenize, sahiden siliyor mu hatıralar ölümün ağırlığını” sorusunun cevabını bulamamışken siz, hayat da, yine, fütursuz bir genç misaliyanınızdan geçip gittiğinde; bir yurt odasında “ge..
Eşlik etmek istedim BİRİNİN o şarkısına… İçimde ukde kalmış ezilenlerin gülümsediği bir türküydü devrim… Vazgeçtim. Belki de; 365’in her bir gününün 12 Mart 1972’den 12 Eylül 1980’ne kadar katled..
Hayatın baştan sona haksızlık olabileceği bu diyarda; öyle bir dalmışsınızdır ki Ethem’in ellerine baktığı fotoğrafına; sözler, yazılar soluklaşır. Ölgünlüğünüzde, bir an, dünya durmuştur sanki…ke..