Gittin, ardında yağmur yüklü bulutlar bırakıp. Gidişinin tenhalığında ve ayak izlerinin bıraktığı çukurda ağırladım tüm yaşantımızı… Gittin; gecenin karanlığından özenle ayıkladığım acılarla ..
Bir Aralık dedim… Sen onbirinde geldin, hoşgeldin… Yüreği yenice terlemiş bir delikanlının gözleriyle bakınca hayat denen o çok bilinmeyenli denkleme, bölen de bölünen de hep biz olurduk… Aş..
Kompozisyona benzettiğim çok oldu hayatı… Giriş… Gelişme… Sonuç… Giriş bölümü herkesçe malum. O bölüm beni pek ilgilendirmeyecek. Önemli, önemsiz, derin, ince, karmaşık vs. ..
Önce çok öz, hatta bayağı bir öz-geçmişiyle başlasın istedim yalnızlık, kendini takdime… Milattan önce bilmem kaçıncı yüzyılda doğmuş, hiç yaşlanmadan günümüze kadar gelmiş tabi bu geçen süre..
Şimdi bu mudur ayrılık… Her sabah yalnızlığa uyanıp her akşam yine ona sarılmak… Bu mudur yani? Kapının koluna takılsa kazağım yahut halıya ayağım, o olmadığını bile bile sağına sol..
“Şimdi bu mudur” dedim. Olmadı. Ne yani dedim. Küçümsedim ayaklar altına aldım. Ezdim. Gene olmadı. Yeri geldi ellerim yukarıda teslim oldum. Yeri geldi gecekondula..
Zulamdasın… Sakladım seni yıllardır, sen dahi bilmedin… Uykusuz gecelerimi aydınlatan mum ışığı oldun bazen. Üflesem sönecektin. Tuttum nefesimi. Bazense göğün sol yanında asılı dur..
Kaçtım… Yorulmak bilmeden, sıcak yaz akşamlarının melankolik notaları arasından… Çok düşündüm adam olur mu benden yahut âşık oldukça uzaklaşır mı insan adamlıktan diye… Hani olur ya daha..
Sen koşar adım uzaklaşırken, ağır ağır bir melodi okşuyordu saçlarımı, tenimi, sular seller altında kalmış yüreğimi… *“Aşk bitti… Elimden sanki minik bir balık kayıp gitti Aşk bitti..
Daha evvel de dedim sana sen bilmesen dahi benden habersiz yaşasan, hatta beni unutmuş olsan bile seni kocaman harflerle sakladım usumda… Herşey değişmiş olabilir ama sen halâ gençliğim gibis..