gök kubbe altında en geniş mavi hüzne/siz deniz kalbindeki o ağır kesif taşa çarpılır şaki ufaklı ey içimin avşar'ı aygırı sat pusatı s..
ah her şey adi iğrenç dar kalbin geniş derin bir ok(u)yan/us gibi narin hiçlikten çıkmış yeniden var olmuş gibi maddiyat çemberini yarıp insanı ıstırabı ..
perde perde pişmanlığı avuçlarında biriken ter bunalmış ve bitkin düşlerin gerçeğe dönüşme telaşıyla zamanın aldıklarını geri vermediklerini isteyen bir bakışın ..
bunalmış çırpınan ankara' da senin bana gelişin parklarda kanatlarını yıkayan serçelerin telaşıydı sanki bir su serinliğiydi içtikçe susuzluğunu artıran gülüşün oysa y..
iki hüzün eğrisi yan yana yalın istekle ömürlerinin iki yüzü simsiyah bir leke almış kanatlarına özlemlerini serçe sürülerinin gözlerinin burcunda kalmış içli bir çığl..
yakana karanfil takma bana öyle bakma otur biraz rakı içelim konuşalım ordan burdan bilirsin karanfilse yaraya benzer bugün yalnızsan geçmişine bak..
yel değirmeni uçuşan leylekler kar yılgını rüzgar gelincik tohumları benzer sezişleriyle gelişir kaygılar tanrıya şarkısını söylerse toprak ve topraktan sonr..
öyle garip bir makine ki bu yaşam denen büyük saat yitirmiş mihrabını zamanın mabedinde bir ülke yanlış secdelerde eğil eğil bunalıyor dillerinde eski bildik rüzgârla ..
aydınlık dolu yumuşak ezgilerle yankılanmaktadır günün ilk rüzgârları olgunlaşmış üzüm taneleri asma bahçeleri hazza boğulmuş tanrılar baharın ilk çağrı..
dudak uçlarında boğuk gecelerin çığlık izi süzülüp sonra dalgınlığından usulca karaköy iskelesi' nde sisler içinde sesine istanbul karışmış kızgın ve gücenik serçe buğ..