- Kategori
- Aşk - Evlilik
Aç kapıyı bezirgan başı...

exixiz.blogcu.com
“Bir erkeğe bir şey yaptırmak istiyorsanız bunun en iyi yolu, isteğinizi ona kendi fikriymiş gibi hissettirmeniz”
Bu felsefi ve test edilip onaylanmış çümle bir “bilirkişi” ye aitmiş...
Bilirkişi!! bu çok önemli bir sıfat ( kişiyi niteleyen), içinde dolu dolu eğitimi, tecrübeyi, deneme yanılmaları, sayısız testleri, sayısız teoriler üretmeyi, onları “0” lamayı, bazen de kanıtlamayı gerektiren safhalar geçirmen lazım hak edebilmek için gibime geliyor.
Arkadaş arasındaki geyik muhabbetlerde sana yakıştırılan safsata bir sözün haricinde, milyonların, bırak milyonları onlarların karşına çıkıp 2( iki) laf edebilmen için –bu sıfat altında-, senin yaş grubunun haricinde kalan tüm insanlığın en azından büyük çoğunluğunun kafasında kabul etmeseler bile bir soru işareti bıraktırabilmen lazım direttiklerinde.
En önemlisi bir konuda “bilirkişi” olabilmek için, o sıfatı senin kendi kendine takman değil, başkalarının sana vermiş olmasıdır.
Hani İbrahim Tatlıses bile veliahtını kendi seçti icabında, kimse ben onun veliahtıyım demedi maazallah çıkıp da...
Birileri deyiverecek oldu da siliyorlardı neredeyse onu Unkapanı bloklarından.
Denmez , denemez. Biraz desturunun olması lazım.
Seni ancak daha önce başka "bilirkişiler" tarafından seçilmiş yine başka biri "bilirkişi" seçebilir.
Üstelik “ilişkiler bilirkişi” si!!!!
İnsan ilişkileri konusunda ahkam kesebilmek, hele “bilirkişi” olabilmen için ya bu işin eğitimini almış olman lazım, ya da 90 yaşına gelmiş bir ermiş olman lazım.
Ya Freud olmak, ya Mevlana olmak gibi birşey bu.
30 yaşlarında bir kadın, hasbelkader lise ya da üniversite arkadaşlarının erkeklerle olan tecrübelerini Nişantaşı kahvelerinde tahlil ettikten sonra tutup da ben bilirim bu işi diyerek ortalığa sekiz sutuna manşetler atamaz.
Hepimizin üç aşağı beş yukarı karşı cinsle ilişkileri aynı seyirde gidiyor zaten.. Bazen sıradan, bazen tutkulu, bazen aldatmalar ve yalanlar bazen sonu mutlu son, bazen 3. sayfa haberi... Toplasan toplasan ( bir yazımda da hicvetmeye çalışmıştım) 15 tane zorlamayla o da, ilişki türü yaşıyoruz zaten.
Bu başları ya da sonları neden ve niçin yaşıyor olmamızı da 150 sene evvel Sigmund ön adlı biri bize adlı ve adınca açıklamış ve son noktayı da koymuştur...
Onun teorilerini çürüten teoriler ortaya atılmış olsa bile benim “bilirkişim” Sigmund dur. Nokta.
Ancak günümüzde hemen hemen her alanda olduğu gibi, kadın erkek ilişkileri konusunda da başından iki evlilik, bir mutsuz, bir şehvetli, bir de sıradan beraberlik geçmiş herkes master yapmış edasıyla ortalarda rapor yazıyor.
Hiç önemli değil aldığın eğitim ( hoş aldığımız eğitim de eğitimden mi sayılmalıdır ya, o da ayrı bir yazı mevzuu) al eline kalemi, ya da tak boynuna kravatı, ya da al eline piponu, ya da tak boynuna fularını, ya da giy tasarımcı elbiseni, ya da al zengin bir koca, ya da tak peşine zengin playboyları, ya da sür gözüne sürmeni, ya da tak 700 mililitre silikonları, ya da al eline kalemi, taktır kendine, yaz yazını, söyle sözünü, teba yap, tak peşine hepsini... işi bitir.
Kendi yaşıtlarının ve semti insanlarının duymak istediklerini söyle, düşün, uygula yeter...
Herkes okuduğu mesleği bırakmış en basitinden “kadın ve erkek ilişkileri” ile uğraşmaya başlamış...
En son okuduğum bir yazıda bir hanım yazarımız- ilişki uzmanı- haliyle tabi, sayısız kitabı ve bilgi birikimi ve en önemlisi de branşı "insan davranışı ” olan bir doktora göndermelerde bulunmuş.
Cesaretini tebrik ediyorum kendisinin, cahil cesaretini...
Yaş demek “yaşanmışlık” demekse eğer ve yaşanmışlık iyi kötü tecrübe ise, tecrübe bir önceki haline ve yaptıklarına katıla katıla gülmekse, ya da en pesimistinden biraz pişmanlık duymaksa, hafif yollu yüzünün kızarmasıysa ilerde hatırlarken, bu ilişki uzmanı ablamızdan da önümüzdeki 10 yıl içinde “haklıymışsın üstad” başlıklı yazı bekliyorum.
Bu hanım yazarımızın bir destekçisi de “çevrenden adı sanı magazin bir sevgili bul, iki haftada akışın değişsin” hayat görüşünü sonuna kadar destekleyen başka bir “yaşdaşı” ı...
Şu yazının başındaki cümleye bayılmış, bayılmış..Yerlere göklere koyamamış bu tespiti...
30 yaş grubu yazar kadınlar hep bir araya gelmiş, kadınlara akıl veriyor: “Bir erkeğe bir şey yaptırmak istiyorsanız bunun en iyi yolu, isteğinizi ona kendi fikriymiş gibi hissettirmeniz”
Bu beyanata karşılık, o zaman da şöyle diyebilir miyiz????:
”Bir erkek de bir kadına birşey yaptırmak istediği zaman onu dövüyor” ; bu mantıktaki kadınları, kendilerinin düştükleri “salak ve incinmiş” durumunda gibi hissettirebilmek için belki de...
Sen kadına “aldatmayı” empoze et, sonra çık “erkekler aldatır” diye bas bas beyanat ver....
Bin kere düşünüp bir kere konuşacaksın demiş eskiler, ama tabi günümüz “bilirkişileri” daha iyi bilir...Onlar “en bilir” ya...Salla lafı kime çarparsa...
Bir erkeği, üstü kapalı, süslü laflarla “ salak yerine koyun” demekle, bu yazıyı yazanı eleştiren, mesleği “insan” olan doktorumuzun ona “ karı” diye açık açık hitap etmesi arasında hiç bir fark göremiyorum...
Ne güzel herkes duygularını ama üstü kapalı, ama altı açık bir şekilde ifade edebilmiş...
Altı açık olanı tercih ederim aslında gittiği yer belli en azından...
Cem Mumcu - ki dehasına, kalemine sonsuz saygım olan ” gizli bilirkişilerdendir” benim için-, bir televizyon programında, aynı yukarıda cismi geçen hanım yazarımız kılıklı bir kadın konuğun söyledikleri ve tavırları karşısında” benim bu kapıyı açacak anahtarım yok” demişti...
Cem Mumcu gibi nadir tespitciler ve doğru yorumcular gibi kişilerin “anahtarları” yok ama gördüğümüz üzere bu hanım yazarlar kolayını bulmuşlar, bir maymuncukla tüm kapıları açabiliyorlar...
Kredi kartları ile kapı açmak Amerikan filmlerinde oluyor bir tek, bizimkilerin kredi kartları onlara başka kapıları açtırıyor...Teba odacıkları...
Hadi eyvallah!!!
Uzun zamandan beri yazamıyordum, başlangıç konusuna bak...!!!!!
görsel: exixiz.blogcu.com