​ Acı aşk ve sinema salonu / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '10

 
Kategori
Sinema
 

Acı aşk ve sinema salonu

Acı aşk ve sinema salonu
 

Richard Bach’ın Hipnozcu isimli romanını anlatacağım dedim ama gündem değişti, 160 sayfa dünde kaldı... Keyifli kitaptı, tesadüf edip, alır okursanız pişman olmazsınız...

Filmi beğenmediğiniz için yarım bırakıp sinema salonundan çıktığınız oldu mu hiç?

Uyuduğunuz oldu mu?

Sinema salonunda sevişenler el kaldırsın demeyeceğim, bana ne...

Mekânsızlık zor! Gençleri anlamak lazım, ah bir de gürültülü yapmasalar şu işi, finale doğru kendilerini kaybetmeseler...

“ Dışarıdan yiyecek, içecek getirilmesi yasaktır” tabelasına uyuzum...

Büfede çikolata ve bisküviden başka bir şey satmayacaksın ondan sonra tabelayı duvara çakacak, insanların gözüne sokacaksın...

Yeşil montun cebine sakladım hamburgerleri... Canlı bomba tedirginliğinde bilet kuyruğuna girdim, sıra bana geldiğinde gişedeki kız aslan kokusu almış ceylan gibi havayı koklayınca yakalanacağım diye korktum biraz...

“Yahşi Batı’ya yer yok!”

“ Acı Aşk’a bilet alacaktım zaten...”

O an verdiğim karardı bu...

Bilgisayardaki ekran değişti, kırmızı olan koltuk rengi, kızın tıklamasıyla yeşil oldu...

Benden başka altı yeşil koltuk daha var... Salonda toplam yedi kişiyiz...

Elinde fenerle gelenleri hoşlayan adam “ istediğiniz yere oturabilirsiniz” deyince arka sıralardan birine oturuyor hamburgerleri mideye indirmek için ortalığın kararmasını bekliyorum...

Sinema salonunda film başlamadan önce reklâm gösterilmesi kesinlikle fırsatçılık...

Hem para veriyorsun hem reklâm izliyorsun...

Diş doktoruna gitmek gibi biraz, hem acı çekiyorsun, hem para veriyorsun...

Lunaparkta gondola binmek gibi; hem para veriyorsun hem üç buçuk atıyorsun...

Işıklar sönüyor, reklâmlar, gösterime girecek olan filmlerin fragmanları, ilk hamburgeri götürüş...

Solumdaki çiftin fırsat bu fırsat deyip öpüşmeye başlaması...

Ve Acı Aşk...

Ne yazayım şimdi filmle ilgili?

Hepsini izleyemedim zaten, katlanamadım!

Orhan ( Halit Ergenç) aynı gün, değişik yaşlardaki üç kadınla sevişip üçünü de hamile bırakınca, toparlandım çıktım... Adam sperm bankası, Bereket Tanrısı gibi...

Orhanla, Oya’nın( Cansu Dere) bir tanışma sahnesi var! Aman Yarabbi!

Pırlanta yüzükle sevgilisi Ayşe’nin ( Songül Öden) evine giden Orhan onu başka bir adamla yakalar, Eskişehir’de çalıştığı okuldan istifa etmiş, İstanbul’da yeni bir okula iş başvurusu yapmıştır... Mülakatta birden bire ağlamaya başlar... O kadar uzun ağlar ki hava kararır... O ağlarken Oya onun fotoğraflarını çeker... Nedenini “ uzun zamandır ağlayan bir erkek görmemiştim” diye açıklar... Orhan ve Oya evlenir... Orhan’ın Alfa Romeosu varken neden bilmem arkasına boş kola kutularını bağladıkları eski bir mercedesle balayına çıkarlar... Oya’nın gelinliği üzerindedir, Orhan’ı öperken, kaza yaparlar ve Oya kör olur!

Şaka gibi değil mi?

 
Toplam blog
: 1280
: 1114
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Deniz tutkunu.Amatör kıyı balıkçısı. Aynı Şarkı ve Ilık Havada Hoşça Kal adlı kitapların yazarı ..