Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '18

 
Kategori
Kitap
 

Acımayı Öğrenmek ya da "Acımak"

Roman yazarı Reşat Nuri Güntekin 1889’da İstanbul’da doğar. Edebiyat Fakültesi’ni bitirir. Liselerde öğretmenlik, müdürlük ve Milli Eğitim Bakanlığı, Bakanlık Müfettişliği yapar. Roman, hikaye ve tiyatro tarzında onlarca eser yazar. Çalıkuşu romanı ile tanınır. Eğitim ile ilgili birçok roman kaleme alır. Acımak adlı romanı bunlardan biri olup, 1928’de yayımlanır.

Roman kahramanı Zehra Öğretmen, öğrencilerine daha iyi eğitim ve öğretim verebilmek için okulda bir takım çalışmalar yapar. Örneğin; görev yaptığı okulu zenginlerin yardımıyla büyütüp, tamir ettirir ve bahçesini genişletir. Yemekhaneler için sofra takımı, sınıflar için ders aleti tedarik eder. Eşraftan zengin bir adamın ölen annesi için türbe mezar yaptıracağını öğrenince, sürekli adamın yanına gidip gelerek onu okula bir kış teneffüshanesi yaptırmaya ikna eder. Arkasından okulun bahçesine armut biçiminde bir havuz yaptırır. Bu başarılarından dolayı Maarif Müdürü onun okulunu, en şayan-ı dikkat müessese olarak görür.

Zehra Öğretmen öğrencilerine karşı oldukça disiplinli ve serttir. Bir gün Maarif Müdürü Teyfik Bey okulun bahçesinde üç küçük kız çocuğu görür. Başta onları mektep kaçağı zanneder. Yanlarına gidip niçin mektebe gitmediklerini sorar. Sebebine gelince, öğrencilerden ikisi mektebe sürekli geç kalmaktadır. Bunun üzerine Zehra Öğretmen gecikmeye devam ederlerse onları mektebe kabul etmeyeceğini söyler ve en sonunda da dediğini yapar.

Yine bir gün Zehra Öğretmen Ferhunde isimli bir öğrencinin kaydını silmek istediğini idareye bildirir. Çünkü affedilmez bir hatası olduğunu söyler. Hatasına gelince; arkadaşlarından bir kısmının vazifelerini para karşılığı yapmasıdır. Maarif Müdürü kıza sebebini sorunca çok fakir olduklarını söyler. Tüm bunlardan görüldüğü üzere Zehra öğretmenin öğrencilerinin hatalarını affetmeyen,  onlara gerekli cezaları veren bir öğretmen olduğu görülür.

Zehra Öğretmen mesleğini çok seven, oldukça başarılı ve disiplinli otuz yaşlarında bir öğretmendir. İcraatlarında tamamen müstakil,  müdürlerin emirlerine hiç kulak asmayan, bildiği gibi hareket eden bir öğretmendir. Ve işini iyi yaptığı için bu durum müdürün gözüne batmamaktadır. Zehra Öğretmen Darülmuallimat (öğretmen okulu) mezunudur. O kadar azim ve gayret ile çalışır ki, terfi ve ilerlemesine kimse mani olamaz ve yirmi beşine gelmeden başmuallim yapılır. Ve eline kocaman bir kız mektebi teslim edilir.

Zehra Öğretmen, okulunu iyileştirmek için çevreden destek alan bir öğretmendir. Maarif Müdürü Zehra Hanım’ın çocuklara verdiği terbiyeden oldukça memnundur. Zehra Öğretmen’de doğruluk, fedakarlık, manevi temizlik hastalığı vardır. Haksızlığın, yalanın, riyanın hasılı bütün ahlaksızlıkların ve zaafların müthiş bir düşmanıdır. Ancak bu doğruluk, temizlik, fadakarlık hastalığı onda insanlığın en kıymetli bir kabiliyetini öldürmüştür: Bu kabiliyet, “Acımak kabiliyeti”dir.  

Zehra Öğretmeninin eğitim ve öğretim çalışmalarından çok memnun olan Maarif Müdürü onun için “Tam bir insandır, diyemem,” der. Zehra Hanım’a hissiz bir kadın denemez. Çünkü onun, bilakis geniş bir ruhu vardır. Güzeli, temiz şeyleri çılgınca sever, onlar için her fedakarlığı yapar. Fakat zaafa, düşkünlüğe acımaz. Örneğin, sabah ve akşamları kapının yanında durur, çocukların kıyafetini muayene eder. Kiminin saçını düzeltir, kiminin kuşağını bağlar, kiminin kirlenmiş yüzünü, mürekkepli parmaklarını yıkamaya gönderir. Hatta ayaküstü sökük elbise, kopuk düğme diktiği de olur. Sabahleyin fena bir kıyafetle mektebe gelen çocukların analarına kızar, hatta bazen onları mektebe davet edip haşladığı da olur... Akşamüstü sokakta kirli ve kılıksız bir talebe görürse pek fena üzülür, “Vazifemi yapamadım, rezil oldum” diye asabileşir.

Zehra Öğretmen kara kuru, ufak tefek otuz yaşlarında bir öğretmendir. Güzel değildir. Donuk, esmer bir çehresi, irice bir burnu, çıkık elmacık kemikleri, kuvvetli bir çenesi vardır. Dişleri bembeyazdır. Canlı bir lisanı, boya, çizgi gibi sarih kelimeleri vardır.

Zehra Öğretmen’in muallimlik yaptığı bu kasabayı bu kadar benimsemesi ve İstanbul’u hiç aramaması Maarif Müdürü’nü kuşkuya düşürür. Bir gün babasının hasta olduğunu, sürekli onun adını andığını söyleyen bir mebus gelir. İlk başta Zehra Öğretmen bahsi geçen kişinin babası olmadığını söyler ancak sonunda kabul eder. Küçükken gördüğü kadarıyla Zehra Öğretmen’in babası, annesine sürekli işkence eden, ayyaş biridir. Annesi ise saf, temiz kendi halinde odasında udunu çalan bir kadındır. Büyük annesi ise En’am okuyan, temiz iyi niyetli bir kadındır. Kendisinden dört yaş büyük bir de ablası vardır. Babası dışında hepsi vefat etmiştir.

Zehra Öğretmen, tek kalan babası ile de görüşmemektir. Ancak hasta olduğunu öğrenince İstanbul’a gider. Gittiğinde babası ölmüştür ve ona bir anı defteri bırakmıştır. Zehra öğretmen bu defteri okuyunca aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlar. Evdeki tek masum kişinin babası olduğunu görür. Ve kaybettiği “Acımak” duygusunu acı bir şekilde öğrenir.

Maarif Müdürü Tevfik Bey, müdürlüğü dört buçuk senedir yapan, mesleğin kutsiyetine inanan idealist biridir. Fakat bir parça gevşek ve hayalperesttir. Faal ve uğraşıcı değildir. Boş vakitlerinde kitap okuyan hayatla teması az olan biridir. Zehra Öğretmen ile baba kız gibi olan merhametli bir müdürdür.

Zehra Öğretmen derste disiplinli bir öğretmendir. Bu disiplinin dışına çıkan öğrencileri cezalandırır. Bu sınıfın oturma düzeninde de görülür. Zehra öğretmenin sınıfında bir köşeye ayrılmış birkaç sıra vardır. Burada fenalar, zayıflar, düşkünler oturur. Bu yerler, fena ana babadan doğmuş, fena muhitlerde büyümüş kişilere mahsustur. Tüm bunlara bakarak Zehra Öğretmenin katı bir disiplin anlayışına sahip olduğu görülür.

Zehra Öğretmen, okulunu iyileştirmek için çevresiyle iletişimde olan bir kişidir. Eşraftan zengin birinin vefat eden annesi için türbe şeklinde mezar yaptıracağını öğrenince hemen yanına gider.  Adamı okula kış teneffüshanesi yaptırmaya ikna eder. Bu uygulamaya bakarak Zehra Öğretmen’in öğrencileri için dönemin şartlarının çok üstünde uğraş verdiği söylenebilir. O, okulun şartlarını daha güzel hale getirmeye çalışan biridir. Ayrıca öğrencilere, okulda ana derslerin dışında el işi ve resim dersleri de verilir.

Sonuç olarak bu kitapta hayata tutunmaya çalışan anne ve büyükannesi tarafından yıllarca kandırılan , başarılı, mesleğini seven, disiplinli bir öğretmenin hayatı anlatılmaktadır. Ailesi yüzünden babasından nefret ederek büyümüş biri olmasına rağmen yılar sonra gerçeği öğrenen bir öğretmendir. Babasına olan nefreti yüzünden “acımak” duygusunu kaybeden, kendini işine adayan ve yıllar sonra acımak duygusunu acı bir şekilde öğrenen bir öğretmenin hayatı etkili bir şekilde anlatılmaktadır.

 
Toplam blog
: 22
: 131
Kayıt tarihi
: 14.02.13
 
 

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ ÖĞRETMENİYİM. KİTAP OKUMAYI, YAZI YAZMAYI MÜZİK DİNLEMEYİ VE FİLM İZLE..