​ Adanmış giraylar / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
Eğitim
 

Adanmış giraylar

Yazarı: Mustafa Arslan

1973 yılında Yozgat’ın Sorgun ilçesinde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 1996-2005 yılları arasında Kırım’ da bulunan Kırım Türk Lisesi ve Tavrida Milli Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Türkçe Öğretmenliği yaptı. 2005 yılından itibaren Yalova’da Özel Yücebilgili Koleji’nde Türkçe Öğretmenliği yapmakta. İyi derecede Rusça biliyor. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Eserin Özeti:

Onlar her şeylerini; mallarını, canlarını–cananlarını ortaya koyarlar davaları için. Yaz-kış, soğuk- sıcak, uzak-yakın, sağlık-hastalık, açlık-susuzluk, demezler. Ücret beklemezler yaptıkları işler için. Başkaları için yaşarlar, kendilerini hiç düşünmezler. Onların görevi dikenler arasında güller, karlar arasında kardelenler yetiştirmektir. Bu giraylardan biri de üniversiteyi yeni bitirmiş, daha bıyığı bile terlememiş çiçeği burnunda bir delikanlıydı. Adı Hasan’dı. Verilen vazifeleri çabuk ve sağlam bir şekilde yerine getirdiği için arkadaşları ona Aspirin Hasan demişlerdi. En büyük hayali diplomasını eline alıp kardelenler yetiştirmek için buralardan ayrılıp, soğuk diyarlara göç etmekti.

Hayalleri gerçek olmuştu Hasan’ın. Kardelenler yetiştireceği yer sürgün ülkesi Kırım’dı. Hasan Kırım’a geldiğinde Türk okulunun üçüncü yılıydı. Yaz tatili olması nedeniyle, okulda tamir işleri vardı. Hasan Kırım’a geldikten bir gün sonra daha neyin ne olduğunu anlamadan kendini yemekhane inşaatının içinde bulmuştu. Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmişti. Ama rahatın olduğu bir okul değildi bu okul. Çilenin, çalışmanın, gayretin, hasretin kısacası birçok zorluğa göğüs germenin gerek olduğu bir er meydanıydı burası. İşte Hasan’ın içinde yanan gerçek hicretin tarifi buydu.

Sürgün ülkesine onlardan önce gelen adanmışlardan dinlemişti okulun açılma izni alınırken yaşanan garip olayı:

Giraylar okul izni istedikleri görevliye; “Biz bir okul açacağız ve milletini, devletini seven inançlı, ahlaklı insanlar yetiştireceğiz, ” demişlerdi. Görevli ise sinirli bir şekilde “İnanç ve Tanrı diye bir şey yok, çünkü yıllardır bu topraklara bir damla yağmur yağmadı. Tanrı olsaydı bize acırdı, ” demişti. Görevli bu sözleri söylerken yıllardır yağmur görmeyen topraklara yağmur yağmaya başladı. Görevli hayretler içinde kalmış ve okul iznini vermişti.

Okulun inşaat çalışmalarındaki hatıraları da Fatih öğretmenden dinlemişti, Aspirin Hasan. Fatih öğretmen sürgün ülkesinin ilk adanmış giraylarındandı. Eşi ve iki çocuğuyla gözünü kırpmadan düşmüştü yollara. Fatih öğretmene okul binası olarak gösterilen yer şehrin 15 kilo metre uzaklığındaki Süren adlı bir köydeydi. Okul yeri harabe halindeki binalardan oluşmaktaydı. Yerli yönetim belki bunlar burayı adam edemez ve bu sevdadan vazgeçer düşüncesiyle burayı göstermişti.

Havalar iyice soğumaya başlamış ve kış erken gelmişti. Okulun inşaatı gece gündüz demeden çalışmalarına rağmen bitmemişti. Okulun bir an evvel bitirilmesi gerektiğinden, Kırım’ın ilkleri canla başla çalışmaya devam etmişlerdi. Fatih öğretmen okulun tuvaletlerini eğitim- öğretime yetiştirmek istemişti. O soğukta hastalanmamak için battaniyeyi sırtına iple bağlamış ve sabaha kadar çalışarak tuvaletleri bitirmişti. Onun bu gayreti herkese güç vermişti. Bir yılda bitirilir diye düşünülen inşaat kısa sürede tamamlanmıştı.

Kırım’ın adanmış girayları o soğuk kış günlerinde şehir şehir, köy köy okula öğrenci bulmak için dolaşmışlardı. Elleri dolu filizlerle de dönmüşlerdi okullarına. Hasan, Fatih öğretmenden bu yapılanları dinlediğinde çok duygulanır ve “Neden ilk gelenlerden olamadım, niçin geç kaldım?” diye yakınırdı.

Aspirin Hasan hem Kırım Türk Lisesi’nde, hem de Simferopol’deki üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türkçe derslerinde öğretmenlik yapmaya başladı.

Hasan ve arkadaşları öğrencileriyle o kadar iyi arkadaş olmuşlardı ki zaman zaman öğrencileri özel problemlerini dahi onlara anlatmışlardı. Bu insanların güvenebilecekleri ve problemlerini paylaşabilecekleri gerçek dostlara ihtiyaçları vardı. Onlar da her fırsatta, -hem iyi günlerinde hem de kötü günlerinde- onların yanında olmaya gayret etmişlerdi.

Kimi zaman öğrencilerinin anneleri, babaları hastalanmış, hastanede onları yalnız bırakmayıp ilk ziyaretlerine gidenler Aspirin Hasan ve öğretmen arkadaşları olmuştu. Bazen “Hocam en yakınlarımız bile ziyarete gelmedi ama siz geldiniz, ” deyip gözyaşını tutamayanlar olmuştu.

Kimi zaman ise öğrencilerini ailecek kendi evlerine misafir etmişler ve onlarla dost olmuşlardı. Fırsat buldukça da diğer öğretmen arkadaşlarıyla beraber millet ayrımı yapmadan öğrencilerinin ailelerini ziyaret ediyorlardı. Rus uyruklu bir ailenin ziyaretinde şöyle güzel bir olay yaşanmıştı. Ziyaret sonunda öğrencinin annesi Aspirin Hasan ve yanında bulunan iki öğretmen arkadaşa hitaben şunları söylemişti:

“Ben hiç aklımın ucundan bile geçirmemiştim, Türkler bize misafir olacak, aynı masa etrafında çay içip sohbet edeceğiz ve kızımız Türkçe öğrenecek, inanın hiç düşünmemiştim. Çünkü biz sizleri tarih kitaplarımızdan barbar, kültürsüz ve kaba insanlar olarak okumuş ve öyle tanımıştık. Bu yaşadıklarım hayal sanki.”

Anadolu insanını en iyi şekilde temsil etmek ve kafalardaki bu kanaatlerin pozitif yönde değişmesi için ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlardı.

Kırım’da geçirilen bayramlar adanmış girayların yüreklerini yakardı. Herkes en yakınlarıyla bayram ederken onlar yalnız ve gariptiler. Fatih hocanın yazdığı “Buruk Bayram” adlı şiir, gurbette yaşanan bayramları çok iyi ifade etmektedir. Bu şiirin mısraları her bayram Hasan’ın diline dolanırdı:


Yine bir bayram sensiz anne!

Aramızda aşılmaz mesafeler…

Sen de boyun büktün yine bensiz anne!

Aramızda yığın yığın engeller…

Herkes bayram yapar, güler eğlenir

Benimse içimden ağlamak gelir

Şu gurbet ellerde, ömür tükenir

Belki de kavuşmak, mahşerde anne…


Sesini duyunca, bayram akşamı

Bin katına çıktı gönlümün gamı

Ben neyleyim, sensiz geçen bayramı?

Her gün ağlıyorum, bu yerde anne…


Yüreğim yanar, sensiz boynum bükülür

Gözlerimden kanlı yaşlar dökülür

Bayram günü, hasret nasıl çekilir?

Ayrılık yazılmış, kaderde anne…”


Bu şiirin son iki kıtası adanmışların o kadar hasret ve çileleri çekmelerinin sebebini özetler mahiyetteydi:


Evlat hasretiyle yanmış ki için

Soruyorsun “Oğlum ayrılık niçin?”

Dedim ya beklenen bir bahar için

Ne zaman diyorsan, ileride anne


Gül toplamak için atıldım yola

Her taraf gül olmadan veremem mola

Ne olur kızma dönmedim diye hala

Bütün ümidimiz güllerde anne…”

Hasan gençliğinin en güzel en anlamlı günlerini dağlar kadar büyük problemlerle boğuşarak, bu sürgün yemiş topraklarda gül dererek geçirmişti. Herkes onu çok sevmiş o da buradaki insanları çok sevmişti. Fakat ayrılık vakti gelmişti. Yine kardelenler yetiştirmek için başka bir ülkeye yelken açmıştı. Bir eylül sabahı Pakistan’a hicret için havaalanına giderken, “Keşke kimse vedalaşmak için havaalanına gelmemiş olsa, ” diye geçirmişti içinden. Çünkü ayrılık zor olacaktı Hasan için…

Havaalanına geldiğinde bir kalabalık karşıladı onları. Kalabalığın karşıdan gelen basit bir insan için olduğunu gören polisler çok şaşırmışlardı. Bu adam kim de bu kadar insan onu yolcu etmeye gelmişti. Rus, Ukraynalı, Kırım, Tatar herkes onu uğurlamaya gelmişti. Arkada ise ellerinde çiçeklerle öğrencileri duruyordu. Hepsinin gözleri yaşlarla dolmuştu. Ellerindeki çiçekleri uzatmışlar ve “Hocam sizi hiç unutmayacağız, ” demişlerdi.

Çıkış kapısındaysa, sürgün diyarı Kırım’da omuz omuza vererek çalıştığı öğretmen arkadaşları vardı. Hepsini sıkı sıkı kucaklamış ve helallik dilemişti. Bu ayrılık gönül dünyasında derin bir çizgi oluşturmuştu. Silinmesi de kolay olmayacaktı…

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..